"Enter"a basıp içeriğe geçin

ŞÊX MİRZAYÊ ANKOSÎ DESTANI

Osmanlı askerleri yine gelip Beşiri ovasına yerleşmiştir, zira yeni bir ferman daha verilmiştir. Osmanlı’nın hedefinde bu kez Ankosî aşiretti vardır. Aşiretin büyük bir kısmı kılıçtan geçirilir. Aşiret reisinin küçük varisi olan 7 yaşındaki Şeyh Mirza aşiretin geri kalanları tarafından kurtarılır ve Siirt’e götürülür.

loading...

Aradan 10 yıl geçmiştir ama Êzidiler hala kıyım cenderesindedir. Diyarbakır vilayetindeki Osmanlı paşası Reşit Paşa Êzidi aşiretlerine çağrı yaparak vergi vermeleri halinde onların canlarını bağışlayacağını bildirir.

Osmanlı idaresi bir liste çıkartarak aşiretlerden vergi toplanmaya başlar. Çoğu vergiyi verirken, 7 bin hanesi olan ve Garzan bölgesine yayılan Ankosî aşireti vergiyi ödemez. Reşit Paşa aşiretin gücünü kırmak için “Bana Ankosîlerin önderlerinden Salihê Sado’nun kızı Şirin’i getirin” fermanının verir.

Bu arada Şeyh Mirza büyümüş, evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştır. Êzîdî kültüründe müritler ve şeyhlerden olanlar arasında yapılan ve adına “ahiret kardeşliği” denilen bir gelenek vardır. Birbirleriyle evlenmeleri yasak olan bu kişiler her iki dünyada kardeş gibi yaşarlar.

Şirin işte Şeyh Mirza’nın ahiret kardeşidir ve Reşit Paşa’nın onu istediğini duyunca Şeyh Mirza’nın huzuruna çıkar, eşarbını ortaya atarak “Reşit Paşa beni istiyor, ne diyorsun?” diye çıkışır. Bu söz üzerine Şeyh Mirza ordusunu alıp Osmanlılara saldırır ve Diyarbakır önlerine kadar çarpışarak gelir.

Aradan birkaç ay geçince Osmanlılar Ankosilere anlaşmayı teklif eder. Reşit Paşa Şeyh Mirza’ya gönderdiği haberde “Benim teklifimi kabul edersen, seni bütün Êzidi aşiretlerinin reisi yaparım” der. İşte bu girişim 150 yıldır Êzidî dengbêj geleneğine şöyle yansımıştır; “Şirinê delalê bila keke xwe Şeyh Mirza re beje; bextê Roma amil nebe, Rom xayîn” (Güzel Şirin kardeşi Şeyh Mirzaya desin ki Romlara –kast edilen Türk akıncıları- inanmasın, Rom haindir).

Dengbêjler devamla şunu söyler: “Hesen ve Melo’nun babası, ince boylu Şeyh Mirza’ya söyleyin Diyarbakır’a gittiği zaman iyi silahlansın.” Bu arada iyi niyetli Emin Paşa Reşit Paşa’ya “Bak eğer Şeyh Mirza’yı öldürmeyeceksen, gidip onu ikna ederim”  der. Reşit Paşa “Hayır, asla ona bir şey yapmayacağım, sözümü tutacağım” diyerek garanti verir. Bunun üzerine Şeyh Mirza Emin Paşa’nın aracılığıyla Diyarbakır’a gider.

Ancak tezgahtır. Şeyh Mirza Diyarbakır’a girer- girmez tutuklanır ve mahkemeye çıkartılır. İdam edilecektir. Duruşmalar sürerken tutulduğu cezaevinde annesi ona bir kova yoğurt götürür. Yoğurdu yerken Şeyh Mirza kovanın içinde “Xencera Xerzî” denilen küçük bir hançer bulur. Mahkeme günü Şeyh Mirza hançeri çıkartıp önce ona ihanet eden Emin Paşa’yı öldürür, ardından da hakimi ve 4 Osmanlı askerini.

Kaçıp kurtulan Şeyh Mirza Mardin kapıya ulaşır. Bir çınar ağacının altında dinlenirken bir nöbetçi tarafından fark edilir ve orada öldürülür. Bu arada Gezer çayı kıyısında çadırlarını kuran bir bölük Osmanlı askeri Ankosîlere “Reisinizi bıraktık, siz de gidin Diyarbakır çıkışında onu karşılayın” der. Fakat Şey Mirza’nın küçük oğlu Melo askerlere inanmaz “Bunlar babamızı öldürmüş, bizi de Diyarbakır’a sürerek öldürecekler” deyip askerlere saldırır.

Orada o bölük Osmanlı askeri öldürülünce Ankosilere karşı İstanbul ferman çıkartır, bütün aşiret sürülür. Kaçıp kurtulanlar Şengal’e sığınır, oradan da 1900’lerin başında Sovyetlere giderler.

 

loading...