"Enter"a basıp içeriğe geçin

Digor`un Sürgün Şairi Şıkoyê Hesen

1918’de Serhattan Sovyetlere çocuk yaşta sürgün giden; Heciyê Cindî, Cerdoyê Genco, Emînê Evdal, Qanatê Kurdo, Xelîlê Çaçan, Casîmê Celîl ve onlarcası, yaşadıkları büyük acılarla, yetimhanelerde büyüyüp, 1930’larda Kürt edebiyatının Rönesansını başlattılar; onların ardılları Ferîgê Ûsiv, Şikoyoyê Hesen, Seîdê Îbo ve niceleri ise kendi tarzlarını yaratarak bu Rönesansı çok daha büyük yerlere taşıdılar. Ne yazık ki bu edebiyat okulunun yaratıcıları ve yazdıkları eşsiz eserler, günümüzde yeterince okunmuyor ve araştırma konusu yapılmıyor. Hâlbuki her bir eser ve yaratıcısı, nice sırlar barındırıyor.

loading...

Rus devrim edebiyatının öncü şairlerinden Sergei Yasenin (1895-1925) intiharından bir gün önce, bileklerini kesip kendi kanıyla, şair dostu Mayakovski’ye yazdığı kısa veda şiirinde ‘Ölmek yeni bir şey değildir bu dünyada/ Ama yaşamak da yeni bir şey olmasa gerek.’ diyordu. Ondan beş yıl sonra bu defa Mayakovski (1839-1930) intihar ettiğinde, cebinde çıkan notta ‘’Bağışlayın beni, iş değil bu biliyorum (kimseye de öğütlemem) ama benim için başka çıkar yol kalmamıştı.’ diyordu. Bu acıların bir iz düşümü de büyük şair Şikoyê Hesen’in intiharıdır. Başarabilirsem, dizelerinin dünyasında ruhuna dokunmak istiyorum.

Şikoyê Hesen’in kaderini belirleyen, ütopyasına şekil veren ve ona şiirlerini yazdıran, toplumsal hafıza ve acılardır. Derin yurtseverlik bilincinin altında yatan da, bu acı geçmiş ve yitirilmişliktir. 1918’deki fermanda, Digor’un Şatıroğlu köyünden kaçarak, ölümden kurtulan aile büyüklerinin, acı tanıklıklarını; ‘Du Gul’ şiirinde bir kadının dilinden ‘yüreğim yaralı/ kökümüzü kazıdılar/ ölülerimizi günlerce güneşte beklettiler’ diye anlatır.

Gürül gürül akan bir dünyanın dilidir şiirleri. 1960’lı yıllarda yüreği hiç durmaz, yoğun yaratır. Hiç görmediği vatanının göğünü, dağını, taşını, toprağını, suyunu konuşturduğu pastoral şiirleri, hasretin dilidir. Tan vaktinde horozlar ötüp de, gece elini eteğini çektiğinde, köydeki yaşama, öyle coşkulu ve zengin bir anlatım tarzı ile hayat verir ki, sanki her an ve her şey, unutuldu hissi yaşayıp küsmesin diye, şiirde yer bulur kendisine. Mevsimlere, geceye, gündüze, ağaca; turnanın boyuna, boynuna, sedasına, seferine ‘mahsus’ şiirler yazar. Dağı, düzü, köyü, kenti dolanan rüzgârı dostu belleyip ona da şiir yazar; rüzgârın sınır tanımamazlığına, zapt edilememezliğine hayrandır lakin destursuz her tene, buse dokunduruşuna da bozulmuyor değildir.

Mecnundur Şikoyê Hesen, Zini ve Xecesi, dili ve vatanıdır. Yazdığı her iki şiirinden biri bu aşka dairdir. Kürtçenin büyüleyici ve birleştirici gücüne o kadar inanır, güvenir ve yürekten bağlıdır ki. ‘Bu dünyada en çok sevdiğin’ sualine hiç hesapsız ‘Kürtçe’ der. Büyük Ozan Aram Tigran’ın avazı ile yediden yetmişe her Kürt’ün yüreğine nakşettiği ‘Zimanê Kurdi’ stranının sözleri, Şair Şikoyê Hesen’in yürek yankısıdır.

Şikoyê Hesen’in nasıl ki hayal deryası ülkesi ve sevdasıysa, rüyası da o deryanın kıyılarında gezer. Bir seferinde Pegasus atına biner ve yedi kat göğe çıkar, Ehmedê Xanî’yi ziyaret eder, efkârlıdır Xanî, derinden iç çekerek ‘Kürdistansız yeryüzünde halen yaşıyorlar mı Kürtler?’ diye sorar. Şıko ‘Yüzyılların tüm gazabına’ ve zulmüne inat ‘taçsız ve devletsiz de olsa/ yeryüzünde halen yaşıyorlar Kürtler’ der ve Xanî’nin ruhunu şad eder. Başka bir seferinde Feqiyê Teyran öğüt verir Şıko’ya ‘beni anlamak için halka yakın yaşa ve halkın derdini bil, o zaman sırrıma erersin’ der. Ve Feqiyê Teyran’a atfettiği şiirinde bu günü anlatır ‘Zalimler şairi tevkif ederler/ yüreğindeki yıldırımlar çakmasın’ sussun ve sırları sonsuza değin söylemesin diye. Ama bilmezler ki ‘hiçbir okyanus yürekteki sevda ateşini söndüremez.’ ve ‘Hiç bir hançer yürekteki sevdayı sökemez.’ Dile gelir şair, ‘Cudiyi mesken tutan Ehmedê Xanî’nin’ diliyle ‘Şairim ben’ der. ‘yüreğim yere ve göğe sığmaz/ dilimde yeni ezgilerim var/ Prangalar ve zincirler beni bağlamaz.’

Şiko’nun duygularının yüceliği ve sanatının derinliği, sözlü ve yazılı klasik edebiyata dair bilinç düzeyi ile orantılıdır. ‘Rüyam’ şiiri sözlü ve yazılı klasik Kürt edebiyatının külliyatı gibidir. Yüzyılların efkârına melhem olur; davul zurna çalınır, Mem Zine, Siyabend Xecêye, Şexê Senan muradına kavuşur. Zeri-Eyşan’ın hasreti biter, Emer ağa ölür, Werdek ana yüzyılların yasını bırakır, ‘xırpani çalın oynayacağım’ der ve alır mendili eline, geçer barın başına, Hese Dude’nin yedi oğlu ker ve kulık’ı alırlar aralarına. Evdalê Zeynê ve Hesenê Cizrawî cennet divanını, Sipan’ın başına kurarlar; Ehmedê Xanî, Elî Herîrî, Melayê Cizîri ve Feqiyê Teyran teşrif buyururlar. Sedaları ile apaydınlık olur dünya ve dört bir yanda yankılanır stranlar, destanlar, ocağımız yeniden tüter.

Çok incedir, yaşamı hafife almaz, ‘ağırlığınca yaşar.’ Ezilmiş halkının kaderine ve değerlerine dair, her çalışmayı yakından ve zevkle takip edip, emeği onurlandırır. 1962 yılında Margareta B. Rudenko doktora tezini Ehmedê Xanî’nin ‘Mem û Zin’ eseri üzerine yapınca, o dönem kendisi de Leningrad da Kürdoloji alanında doktora eğitimi yapan Şikoyê Hesen, Xanî’yi Firdevslerin divanında ağırladığından, şükran nişanesi olarak ‘ruhen Kürtsün’ dediği Rudenko’ya özel şiir yazar.

Son şiirlerinin birinde, vatansızlıktan dolayı, dayanamaz artık, Yaradan’a serzenişte bulunur ‘varsan, görüyorsan ve durdurmuyorsan bu zulmü, ne diyeyim/ ne zaman göstereceksin rahmetini/ Kürde Kürdistan’ını.’ İsimsiz bir şiirinde, ömrünün baharının geçtiğini ve sonbaharın nasılda gelip erkenden ömrüne çöktüğünü anlatır. Devrim ki yüreklerinin ateşini söndürmediğinden intiharı seçen Yasenin ve Mayakovski’nin peşinden, yurtsuzluğun derin boşluğunu yaşayan Şikoyê Hesen de 1976 yılında vakitsiz ve erken bir yaşta, henüz kırk sekizinde yaşamına son verir.

Dengbêj olan kardeşi Hemoyê Hesen, büyük acının peşinden yürek yakan bir ağıt yakar. ‘Böyle genç gitme ne olursun/ nereye gidiyorsun/ evi yıkılmış gidersen gelemezsiz/ bilmez misin/ Bülbüller ağlar/başaklar dökülür/ böyle genç gitme ne olursun’ der. Biri ölümünden sonra yayınlanmak üzere, ardında dört divan bırakır; Qalçiçek (1961), Tembûrê Kurda (1965), Meremê Dilê Kurd (1970) ve Perwaza Welat. En son 2008 yılında ‘Payîz û Ba’ isimli şiir seçkisi yayınlandı.

Ayhan Erkmen

NIVÎSÊN BALKÊŞ

loading...

Bir Cevap Yazın