"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yusuf Ziya ve Halidê Cibran Nasıl Öldürüldü

loading...

14 Nisan 1925. Bitlis Harb Divanı’nın kararı ile Azadi Teşkilatı’nın önde gelen liderleri katledildi.

 

Tarihçi değilim, ama tarihin “sosyolojik anlamı“, yani, bugün “bizim neden böyle olduğumuzu“ anlamaya yardımcı olacak “geçmiş olandaki sırlar“ ilgi alanımı oluşturur. Doğrusu, her ne kadar, kürtçede “dirok“ (tarih) ile “çirok“u (öykü, hikaye) ayıran şey morfolojik olarak bir harf olsa da, tarih sıradan bir hikaye olarak okunmamalıdır. Tarih’te “bizi” böyle “yapan” sosyolojik kurucu ma’nalar aranmalıdır…

 

1980’li yılların başlarında, Cumhuriyet’in ilk dönem Kürt Hareketi üzerine bazı incelemeleri çevirirken, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında yaşamış Kürt lider ve yazarların Kürt modern kimliğinin inşa edilmesi için yaptıklarının anlamını farkettim. Cumhuriyet kuşakları bu kimlik tanımlamasından büyük bir itinayla ırak tutuldular. Çünkü, onlarda, kürt kimliği, hegemonik devlet söyleminin topluma telkin ettiği; “irticai“, “şaki“ ve “sergerden“ kimlik söylemi ve “kötü kürt“ imajından çok farklıydı.

 

Cibran’lı Halıd’ı (Xalidê Cîbrî) ilk en ayrıntılı bir şekilde, M. S. Hasretyan’ın incelemlerinde yer vermiş olduğu kimi belgelerden farkettim; o belgeler, çok farklı bir Halıt Cibran şahsiyetini; ilginç ve bir o kadar da karizmatik olan bir Kürt lider profilini ortaya koyuyordu. 1925 yılında Azadi Teşkilatı adına yayınlamış olduğu bir bildiride, şunları demişti;

loading...

 

“Ey Kürt Halkı!

 

Artık Ahmedê Xanî’nin ruhu ve özgürlüğün sesi olan Mem û Zîn’i yüceltelim. Atalarımızın umutlarını ve amaçlarını gerçekleştirelim. Çok iyi biliyoruz ki, Türkler, dar günlerinde Kürtler’den hep yardım istemişlerdir. Geniş günlerinde ise, Kürtler’i tanımamışlar ve bizi haklarımızdan mahrum etmişlerdir. Yalnız verdikleri sözleri unutmakla kalmamışlar, her defasında süngülerini Kürtler’in göğüslerine dayamışlar, Kürtler’e hep kalleşlik ve ihanetlerini sunmuşlardır.“

 

Geçen gün, Askeri Harb Akademisi’nde konuşma yapan Başbuğ (2009 yılında); “Kürt isyanlarının etnik“ iradeden yoksun olduğunu ileri sürdü. Bitlis Harb Divanı’nın Azadi Teşkilatı hakkındaki dava tutanakları açığa çıkarıldığında, bunun ne ölçüde gerçekçi bir iddia olup olmadığı açığa çıkarılabilir. Bu Kürt davasının ne ölçüde modernite ile ilişkileri de açıklık kazanmış olabilir. Bitlis Harb Divanı tutanaklarının açıklanması, aynı zamanda, Şeyh Said isyanı olarak tarihe geçirilen 1925 Kürt Ayaklanması üzerine yaratılan irticai ve ingiliz ajanı söylemlerin ne ölçüde ciddi ve gerçeklerden uzak olup olmadığı da, özellikle o dönemin Kürt liderleri Halıdê Cibran ve Yusuf Ziya gibilerin düşünce, görüş ve praktikleri öğrenildikten sonra daha iyi anlaşılabilir.

 

Azadi Teşkilatı’nı yargılamak için oluşturulan Harb Divanı’nın Bitlis’te kurulmasının özel bir anlamı var mıdır? Bu Divan, aslında, benim, Kürtler ile Osmanlı arasındaki bağların kopuşunu ilan ediş olarak okuduğum 1914 Bitlis Ayaklanması’ndan 10 yıl sonra olur.

 

Bitlis Harb Divanı’nı oluşturan ve Halidê Cibran’ın, Yusuf Ziya Bey’in ölüm kararlarını veren Bitlis Valisi Kimdir?

 

Halıdê Cibran idam edilerek mi öldürüldü, yoksa, Bitlis Valisi’nin “evine“ davetli olarak çağrılıp 1925 Bildirisi’nde bahsettiği bir “kalleşlikle“, arkadan kurşuna mı dizildi?

 

Sözünü ettiğim bu Vali, Mekadonya’nın, Manastır (Bitolya) şehrinden gelir, Bitlis’te Şerefhanlardan kalma Bitlis Beyi’nin köşküne konar ve Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya ve Halıdê Cibran gibi zamanın en büyük Kürt liderlerini katleder.

 

Bitlis’in en işlek caddesi bugün bu zatın ismini taşır. Bitlis caddesinin ve kurşuna dizilme emrini veren valinin ismi; Kazım Dirik’dir.

 

Belirtmek gerekir ki, Kazım Dirik tesadüfen seçilmemiştir. Onun, Halıt Bey’le kişisel bir düşmanlığı da vardır. O, işlemiş olduğu bir suçtan dolayı Divani Harb’de yargılanır ve ceza alır, O zaman, bu Divani Harb’ın heyetinde Halıt Bey de vardır. Her ikisi de, Osmanlı ordusunda Miralaydırlar.

 

Her ikisinin de Mustafa Kemal’le yakın ilişkileri vardır. Ancak, Halıt Bey, geç de olsa, “Cumhuriyeti kuran iki ana unsurdan“ birinin tek taraflı olarak herşeyi eline geçirdiğini fark eder ve buna karşı Azadi teşkilatını kurarak Kürt ulusunun özgürlük mücadelesini geliştirir. Bu örgütün lideri olur.

 

Tarihin cilvesine bakın; işler Halıt Cibran’ın cezalandırılmasına gelmiştir ve Mustafa Kemal bu kez bu işle, Kazım Dirik’i görevlendirmiştir. Kazım Dirik, çok özel bir görev olarak, Mustafa Kemal tarafından Bitlis’e vali olarak tayin edilir.

 

Mustafa Kemal, önce, Halıt Bey’i fikirlerinden vazgeçirtmek ve ikna etmek için Muş Mebusu Hacı İlyas Sami’yi görevlendirir. Hacı İlyas anılarında olayı şöyle anlatır; “Kalktım Erzurum’a gittim, otele yerleştim. Kendisine, bir pusula göndererek görüşmek istediğimi yazdım. Bir süre sonra, pusulamın arkasına, “sizinle görüşmeye mazurum, Halit“ diye yazarak iade etti. Ben, kızdım, gücendim. Sonra ne olursa olsun, verilen bir görevi yerine getirmeliyim dedim. Ve evine gittim. Kendisine durumu anlattım, rica ettim. Kendisi buna karşı; “kürtlerin tüm yardımlarına, dostluklarına rağmen, hükümetin kürtlerin kimliklerini tanımadığını, haklarını vermediğini, sözlerinde durmadıklarını“ söyledi. “Bu halkın haklı mücadelesini sürdüreceğini“ söyledi ve sonunda da; “Hacı! Hacı! Halit’in boynu ipiniz için hazırdır“ deyince ayrıldım. Ankara’ya döndüm Gazi Hazretleri locada beni bekliyordu. Durumu kendisine anlattım;

“Artık yapılacak bir şey yoktur“ dedi.

Nureddin Zaza, “Ma vie de Kurde“ (“Kürt Olarak Hayatım“), adlı kitabında, Cibranlı Halıt’ın katledilişini şu şekilde anlatır;

“Bitlis Valisi talimat almıştı. O Albay Halıt Bey Cibran’ı “Kürdistan’ın Geleceğini“ konuşmak için evine davet etti, sonra evinin avlusunda onu kurşuna dizmeleri için emir verdi. Kendi davasının haklılığına sonuna kadar inanan Halıt Bey’i saygın bir misafir olarak koruma amacıyla almak için on jandarma geldiğinde, O, davetiyenin samimiyetinden hiç bir kuşku duymadan, çekinmeden onları takip etti. Kendi korumalarından hiç birini kendisiyle birlikte almayı dahi aklından geçirmedi. Ne Piran (Dicle)’da olanlardan, ne de Ankara’nın Kürt-karşıtı oyunlarından haberdardı.

Bahçenin kapısına vardıklarında, başçavuş, koşup, Halıt Bey’in geldiğini haber verdi. Onbaşı emir vererek;

Sizler çıkın, o yalnız içeri girsin!, dedi.

O vakit, Halıt Bey, Şerefhanlar Hanedanlığından Kürt Beylerinin mülkü olan eski köşkün avlusuna yalnız girdi ve Vali’nin bizzat gelip kendisini karşılamasını bekledi. Fakat, büyük dergah arkasından kapandığında, bir kaç adım içeri doğru ilerledi ve duvarları farketti. Duvarların mazgal deliklerinden dışarı çıkmış namluların kendisini kuşatmış olduklarını gördü. O anda kapana düşmüş olduğunu anladı. Kapıya geri adım atmaya çalıştı, Daha ilk adımda, yaklaşık on tüfek Halıt Cibran’ı kurşun yağmuruna tuttular. Kurşanlarla delik deşik edilen vucüdu avlunun mermer taşları üzerine yıkılır. Daha aynı gün, ailesine haber verilmeden, gizlice gömülür.“ Halıt Cibran’ın Kazım Dirik’in ’köşkü’ne“ davetli olarak gitmesini değil de, Bitlis Cezaevinde tutuklu olduğunu gösteren işaretler de vardır.

Bunlardan birine göre,

Norşin Şeyhi, Halıt Bey’le görüşmek için, Kazım Paşa(Dirik)’ya gider. Kazım Dirik şart koşar. Görüşmede bir subay hazır bulunacak ve görüşme türkçe olacak. Halıt Bey Türkçe konuşma şartını reddeder, görüşme kürtçe yapılır. Görüşmede; Norşin Şeyhi kendisine; “Allah seni kurtarsın“ der, buna cevap olarak, Halıd Beg; “Benim kurtulmamı istemeyin, dua edin ki Allah Kürtleri kurtarsın“ der.

Ayrıca, Bitlisli (Xwiytli) Musa Bey’in Halıt Cibran ve Yusuf Ziya beyleri cezaevinden kurtarmak için planlarının olduğu, ancak, bunu gerçekleştiremediği de söylenir. Biri kurşuna dizilen, diğeri ise, idam edilen bu iki Kürt büyüğünün, katledilmeden önce şunları dedikleri söylenir (Garo Sasoni);

loading...

Miralay Halıt Bey: “Karşınızda yalnız değilim. Arkamda İran, Mezopotamya ve Türkiye’de muazzam bir Kürt ulusu bulunmaktadır. Bugün beni asıyorsunuz, fakat hiç şüphemiz yoktur ki yarın torunlarımız da sizleri yok edeceklerdir.“

Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey: “Bize mevki ve rütbe bahşetmek suretiyle bizi aldatabilirsiniz endişesi içindeydim. Şükür Allah’a ki bizi mermi ve iple karşılıyorsunuz ve bundan dolayı biz hiç pişman değiliz. Verdiğiniz ders sayesinde torunlarımız öcümüzü alacaklardır.“

İnsanlar, bugün Kazım Dirik Caddesinden geçerken, Halıt Cibran’ı, Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya’yı hiç düşünürler mi? Makedonya’nın Bitolya şehrinden gelip, Bitlis Beyi’nin Köşkü’nü ele geçirip, Bitlis Miletvekili’ni ve Bitlis yöresi ve bütün Kürd şehirlerinin en büyük evlatlarından biri olan Halıt Cibran’ı öldüren kişinin ismi Bitlis’te bir caddede durur, Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey ve Albay Halıt Bey’in mezarlarının dahi nerede olduğu bilinmez, düşünce ve görüşlerini gösteren tutanaklar gizli tutulurken, bizlerin lanetsiz yaşaması mümkün müdür?

“Mağduriyet“ de, lanetle yaşamanın değişmez refaketçisidir.

Yaşar Abdülselamoğlu

 

NIVÎSÊN BALKÊŞ

loading...

Bir Cevap Yazın