"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ehmedê Xasî kimdir

Mela Ahmedê Xasî, 1866’da Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Xas Köyünde dünyaya gelmiştir. Medrese eğitimine babası Molla Hasan’ın yanında başlamış ve bölgedeki medreselerde eğitim görmüştür.

Melayê Xasî, Seydayê Xasî, Ahmedê Xasî isimleriyle tanınmıştır. Zazaların sevilen âlimlerindendir. Ahmedê Xasî, Hezan’da Molla Mustafa Hatib isimli âlimin yanında ve Pêçar Köyünde bir müddet eğitim gördükten sonra Diyarbakır’a gelmiş ve ilim tahsilinin büyük bir kısmını Diyarbakır Ulu Camii Mesudiye Medresesinde Müftü Hacı İbrahim Efendi’nin yanında yapmış ve icazetini hicrî/şemsî 1320’de ondan almıştır.

Osmanlı Döneminde Bölgede Yaptığı Vazifeler İcazetinden 1330’a kadar Osmanlı kurumlarında değişik memuriyetlerde bulunan Seyda, 1330 ‘da Diyarbakır merkez müderrisliğine tayin edilmiş, bir süre bu görevi yürüttükten sonra 1331’de doğum yeri olan Lice’nin Hezan nahiyesine müderrislik görevini naklettirmiştir. Bu vazifede de bir müddet kaldıktan sonra boşalan Lice müftülüğüne tayin edilmiştir. Seydayê Xasî, iki yılı aşkın bir süre hizmet ettikten sonra Hilafetin kaldırılıp Cumhuriyetin kurulması sebebiyle görevinden istifa etmiş, kendisine “Neden istifa ediyorsun?” diye sorulduğunda, “Şimdiye kadar bulunduğum makamda hâkim Kur’an idi. Şu andan itibaren Kur’an me’mur oldu. Ben ondan başkası ile hükmedemem!” der. Seydayê Xasî’nin etkisi sadece Lice bölgesindeki Zaza halkıyla sınırlı kalmamış, Bingöl ve Siverek topraklarındaki Zazalara ve Diyarbakır halkına da sirayet etmiştir.

Melayê Xasî, kendi dönemindeki İttihat ve Terakkicilere sürekli muhalif olmuş, birçok defa tartışmıştır. Bir gün Ulu Camiinde Cuma namazından evvel ittihatçı düşünceye sahip olan vaiz, verdiği vaazda “Va’tesimu bihablillahi cemîa” “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” (Âl-i İmran,103) ayetini tefsir ederken ayeti yanlış anlamlar ile yorumlar, Seyda; “Sen Allah’a iftira ediyorsun, o ayetin tefsiri öyle değil.” diyerek itiraz edince, İttihatçılar ayağa kalkıp üzerine yürümeye başlar, o anda camide bulunan eski belediye reisi Hacı Niyazi Efendi ve bazı beyler hemen silahlarını çekip Seyda’nın etrafını sararak; “Seyda’nın kılına dokunanın cesedi yere düşer.” diye bağırınca diğerleri dururlar. Bu olaydan daha evvelde yaşanan bazı ihtilaflardan dolayı ittihatçı Ziya Gökalp ve arkadaşları, Seydayê Xasî ve bazı şahısları İstanbul’a şikâyet ederler. İttihatçı hükümet Seydayê Xasî ve şikâyet edilenlerin tümünü 1909 yılının Mart ayında Rodos adasına sürgüne gönderir. Melayê Xasî sürgüne gönderilişini şöyle anlatır; “Ben evde iken bir gece kapım çalındı, açtım, bir memur, “efendim, vilayette ehli ilim bir meseleden dolayı çıkmaza girdi, sorunun çözümü için vali bey sizi rica ediyor.” Ben de hemen gider gelirim düşüncesiyle ceketimi omuzlarıma attım ve elimde sigaram yola düştüm gidiş o gidiş. Hemen o gece sürgüne gönderildik.” Seyda iki yılı aşkın bir süre sürgünde kalır, bu müddet zarfında özellikle hazırlıksız bir şekilde sürgüne gönderildiği için maddi açıdan bayağı sıkıntı çeker. O dönem tahta olan Sultan Reşad’a aslı Farsça olan bir beyit yazıp imzalar ve gönderir. Sultan, gönderileni okuyunca Seyda’yı çağırır ve serbest bırakır.

Mela Ahmedê Xasî, ittihatçılardan Ziya Gökalp ile materyalist fikirlerinden dolayı çokça tartışmış, ona reddiyeler yazmıştır. Lakin Seyda’nın reddiyelerini hangi dergilerde yayınlattığını bilmemekteyiz. Seydayê Xasî’nin dediğine göre Z. Gökalp en son Kürdçe yazdığı makalesinin sonuna “Hikmeta vî dinyayê, li aqlêmin û xasî ra nayê.” “Benim ve Xasi’nin aklı dünyanın hikmetini anlayamaz.” şeklinde bir ibare yazmış ve bir daha da Seyda’ya cevap vermemiştir.

Şeyh Said hadisesinde Seyda’nın adına rastlanmamaktadır. Seydayê Xasî, Cumhuriyetin ilanından sonra, Hezan’da kalmış, halkın maddi ve manevi sorunlarıyla ilgilenmiştir. Rejimin her zaman sert bir muhalifi olan Seyda’nın Şeyh Said Kıyamında olmayışı, kıyamın kısa sürede patlak verişiyle yorumlanabilir. Kıyam için teşkilatlanma sorunu aşılsaydı, Seydayê Xasî’ye davet gönderildiğinde katılmayacak bir kişilik değildi. Şeyh Said, Kıyam davetinde etraflarındaki kalabalıklardan ötürü şeyh ve ağalara öncelik verilmişti. Melayê Xasî’de şeyhlik yapmadığı için belki kıyam daveti ona ulaştırılamamış da olabilir.

Zazaca Mewlid

Zazaca değişik yörelerde farklı adlarla anılmaktadır. Örneğin Diyarbakır, Bingöl ve ilçelerinde Kırdkî, Dêrsim Erzincan, Sivas ve Varto gibi yörelerde Kırmanckî, Çermik, Siverek ve Gerger gibi yörelerde Dımılkî, Elazığ-Maden gibi yörelerde de ise Zazakî diye anılmaktadır.

Bazı Kirmanc mollalar zaman zaman Melayê Xasî ile şakalaşırlar. “Siz Zazaların kültürel birikiminiz var mı? Bizim sayısız edebi eserlerimiz var.” derler. Seyda üzülür; “Bekleyin size göstereceğim” der ve bir Cuma günü Cuma namazından sonra evine kapanır, yazmaya başlar. Diğer Cuma günü namazdan evvel bitirip çıkar, o âlimlere eserini gösterir “Alın size Zaza edebiyatından küçük bir numune” der. Mevlidi inceleyenler biraz hayret eder ve Seyda’yı tebrik ederler. Mevlid 1900 yılında 400 adet basılmıştır. Bu mewlidin dışında eski Siverek müftüsü Osman Efediyo Babij ve bazı mollalar da mewlid yazmışlar fakat Seydayê Xasî’nin mewlidi kadar edebi seviyesi yüksek ve meşhur olmamışlardır. Süleyman Çelebi’nin yazdığı Türkçe mevlid ve Melayê Batehî’nin yazdığı Kürdçe mewlidin konu başlıkları Arapçadır. Lakin Melayê Xasî yazdığı mevlidin konu başlıklarını dahi Zazaca yazmıştır. Eser, 756 mısradan müteşekkildir.

Seyda’nın mewlid dışında “Kitab’ut Tesdîd Bi Şerhî Muxteser’it Tewhîd” isimli eseri ve başka eserlerinin de olduğu söylenir. Bu eserlerin Urfalı Kemal Badıllı’ya verildiği ve 12 Mart Muhtırası zamanında torunu tarafından yakıldığı söylenir. Tabi Seyda’nın Arapça, Kürdçenin Kırmancî lehçesinde yazdığı şiirleri günümüzde de mevcuttur. Arapça yazdığı bir şiirinde cumhuriyeti ve yapılan zulümleri eleştiren, yöneticilerin İslam’a göre durumunu sorgulayan sert bir üslup kullanmıştır.

Seyda, kalemini kullanma, kitabet yönüyle Ahmedê Xanî’ye benzemektedir. Ahmedê Xanî nasıl ki halkta cehaleti ve kültürel eksikliği fark etmiş ve bunun telafisini halkın dilinde Allah inancı ve peygamber sevgisini anlatan ‘Eqîda îmanê, ‘Eqîda Îslamê, Nubihar gibi eserlerle yapmışsa, Melayê Xasî de halktaki kültürel eksikliği yazdığı mewlid ve şiirlerle peygamber sevgisini aşılayarak izale etmeye çalışmıştır.

Mela Ahmedê Xasî’nin hayatı hakkında detaylı bir bilgiye sahip değiliz. Fakat hakkında bilinenlere, ardından bıraktığı eserlere, şiirlerine baktığımızda, halk arasında oluşturduğu intibaha baktığımızda Seyda’nın selefleri gibi âlimliğinin hakkını veren, İslam’ı yaşatıp yaşatmaya çalışan bir şahsiyet olduğunu görmekteyiz.

Arapça, Türkçe, Kürtçe, ve Zazaca olmak üzere 4 lisan ile konuşup yazabilen Xasî 18 Şubat 1951 tarihinde Hezan’da vefat etti. Mezarı Savat’tadır.