"Enter"a basıp içeriğe geçin

Dengbêj Keremê Kor kimdir

Dengbêj Kerem, 01.07.1922 tarihinde İran’da doğmuş, babasının adı Mehmet, annesinin adı Hanım idi. 1997 yılında da Bazid’de vefat ettiğinde 75 yaşında idi. 1977 Yılında Muradiye ilçesinden nakil olarak Bazîd’e gelmiştir. İkinci eşinin ismi Gezî’ydi ancak, bu eşiyle evlilik tarihi belli değil. Gezî diye anılan kişi, halk arasında Kejê diye anılan eşinin ta kendisidir. Dengbêj Kerem’in ilk eşinin ismi Fatê’dir. Kayıtlara evlilikleri geçmemiştir. 13.05.1928 Bazîd doğumlu olan Gezî, 28.02.2001 tarihinde vefat ediyor.

loading...

Dengbêj Kerem Kürt halk edebiyatı içinde çok önemli bir yere sahipti. Bir çok dengbêj gibi ismi pek çok kimse tarafından tam olarak bilinmemektedir. Asıl adı Kerem Kılıç’tır. Bölgede özelikle Serhad yöresinin hemen hemen her köyünde, ilçesinde bir anısı anlatılmasına rağmen kimse adını bilmezdi. Şu an bile ilçede ve civar yerlerde Keremê Dengbêj olarak bilinir, kimse isminin Kerem Kılıç olduğunu bilmez.

Dengbêj Kerem’in yaşamı dedesinin Ağrı isyanında hayatını kaybetmesinden sonra tam bir trajediye dönüşür. O andan itibaren onun için büyük zorluklarla dolu bir yaşam başlıyor. Babasını da kaybettikten sonra annesi İran tarafında kalır, Dengbêj Kerem amcalarıyla birlikte Türkiye tarafına gelmek zorunda kalır. Amcaları Iğdır ili, Aralık ilçesine yerleşir. Hala orada olduklarını ve yaşadıklarını oğlu Mehmet’ten öğrendik. Fakat bir türlü birbirleriyle ilişkileri olmamıştır. Ağrı isyanının dağılmasından sonraki genel durum, özelde Dengbêj Kerem’in ailesinde de yaşanıyor. Dengbêj Kerem’in sanatsal büyüklüğünün bu yaşadığı dönemlerle ilgili olduğunu belirtebiliriz. Böylesine acı ve trajik bir süreç yaşamasaydı Dengbêj Kerem, dengbêjliğe ilgi duymayacağı gibi, belki dengbêj de olmazdı. Yani, böylesi bir süreci yaşamasaydı belki de böyle bir düzeyi yakalayamayacaktı.
Dengbêj Kerem gittiği her yerde büyük bir hayranlık uyandırır ve büyük bir ilgi kaynağı olurdu. Yüzyıllar öncesinden sözlü olarak bugünlere taşınmış ve kendisine aktarılmış aşk, kahramanlık ve toplumsal olayları dile getiren klam ve destanları ciddi bir dengbêjlik disiplini çerçevesinde okurdu. Ayrıca dinleyicilerine hoş anlar yaşatmayı da severdi. Gittiği her toplumda, o anın koşullarına, şartlarına göre anlık bazı üretimlerle evin genel durumuna uygun hikayeler, dörtlükler veya klamlar icra ederdi. Ama en büyük özelliği, Kürt edebiyatındaki destanları ve sözlü sanatı çok iyi icra etmiş olması ve günümüze taşımış olmasında saklıdır. Bu yönü, O’nun en büyük özelliğiydi. Bu anlamıyla kendi alanında çok ünlüdür, hala bu ünü tartışılıp, konuşulmaktadır.

Dengbêj Kerem, bölgenin önemli ve büyük ailelerine sık sık konuk olur. Van ilinde Kınyaz Kartal’a misafir olduğu bir dönemde, dönemin Başbakanı Ferit Melen, Van’ı ziyaret eder. Başbakanı havaalanında karşılayanlar arasında bulunan Dengbêj Kerem, Başbakanla biraz esprili bir sohbet ettikten sonra, başbakan, Dengbêj Kerem’e Ağrı Dağı’nın ağırlığını sorar. Dengbêj Kerem bu sorunun altında kalmaz ve hemen şu cevabı verir; ”Allah vermiş bir dağı; iki hamal, bir kantar gönder oraya dağı tart. O zaman ağırlığını öğrenirsin”.

Dengbêj Kerem kullandığı kavramlarla adeta yaşama ruh veriyor, söz ve klamlarıyla insanı adeta büyülüyordu. Ama genel anlamda insanı derinden hüzünlendiriyordu. Yaşamı boyunca insanı kahreden büyük maddi sıkıntılar içinde yaşadı. Dengbêj Kerem, vefatında önce Doğubayazıt’ta bir el arabasının üstünde, o felçli haliyle dolaştırılmaktaydı. Bu fotoğraf Kürt kültür tarihi için çok büyük bir ayıptı. Dengbêj Kerem dilenerek ölmemeliydi. Dengbêj Kerem yaşamının son yıllarını büyük bir yoksulluk ve sefalet içerisinde geçirmiştir. Hala da Dengbêj Kerem’in son yılları bir türlü kabul edilmemektedir.

Nice dengbêjler gibi Dengbêj Kerem de böyle aramızdan ayrıldı. Vefatına yakın zamanlarda yanında çok az insan vardı. Kürt sözlü edebiyatının üstatları böyle yok olup gittiler. İnsan doğal olarak araştırdıkça bunların böyle olmaması gerektiğini düşünemeden edemiyor. Zorlanmalar, hüzünlenmeler, ağlamalar normalleşiyor. Bilemiyorum ama buna bir son vermek için bir şeyler yapmak gerekir. Araştırdık ki bir çok insanın sonu böyle olmuş. Örneğin, Hesen Cizîrî, Zaxo’da vefat ettiğinde, evinde üç gün bekletildikten sonra cenazesi Zaxo Belediyesi tarafından kaldırıldı. Ayşe Şan yoksulluk içinde gurbette öldü. Son yolculuğuna uğurlayanların sayısı iki elin parmaklarının sayısından çok değildi. Nesrîn Şîrwan son yıllarını Bağdat sokaklarında parasız ve ilaçlarıyla beraber geçirdi. Şîrwan’ın bütün varlığı bohçası idi ve söz konusu bohçada da birkaç elbisesi ve ilaç reçeteleri vardı.
Reso ve Şakiro da gurbetin trajedisini yaşayarak aramızdan ayrıldılar. Şakiro tam da bu nedenle bir gazeteci-yazarımızın söyleşi ricalarını ret ettiğinde; “Ne zaman hangimize sahip çıktınız? Reso hepimizin ustasıydı, yoksulluk içinde öldü…” vs. dedi.

Kaynak: Nihat Gültekin

 

NIVÎSÊN BALKÊŞ

loading...

Bir Cevap Yazın