"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yunus Karakoyun Kimdir

Yunus KARAKOYUN 20.06.1988 tarihinde Mardin’in Nusaybin ilçesinde doğdu. Ardahan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. Şiirleri Varlık, Yaba, Türk Dili, Temren, Esinti,Türk Edebiyatı, Şiirden, Mavi Yeşil, Eliz, Lirik, Şehir, Edebiyat Ortamı, Şarkı, Şiiri Özlüyorum, Barbarları Beklerken, Sarmal Çevrim, Karatahta, Deliler Teknesi, Sin Edebiyat, Caz kedisi, Berfin Bahar, Yaşam Sanat, Lacivert, Rıhtım ve Kurşun Kalem gibi dergilerde yayımlandı.

Şiir Kitapları:
Göç Divanı ( Şiirden Yayınları, 2018)
Despina ( Şiirden Yayınları, 2019)

Yunus Karakoyun’dan Şiirler:

BU KIŞ UZUN SÜREBİLİR

epeydir simsiyah duruyor bu zencefil yaprağı
kendi kendine dönen bir dünya var
aşağı çok uzak bakalım nasıl ineceğiz
– bu kış uzun sürebilir
ilkin bahçede dalından bir sarı gül kokardı
üşür müyüm? biraz üst/hal perişan
yürüdüm ilkin ellerim üşüyor
– ilk meydan savaşını böyle yapalım biz
tut ki bir iki sözcük seçtim tek hecelik
imlasız bir kederle şölen kuruyorlar
durdum fotoğraflarına bakıp kendi tarumarımı yaşadım
– bu saatte uyanmak iyidir
çocukları öp gözlerinden

bir gözaltı gibi evlere giriyorlar
evleri dağlara bakar
evleri iki göz evleri kerpiçtendi
evin içi güneş kokar
mermi toplayıp künye yapan çocuklar
işte bu külrengi bir eylül karası
ben bir otobüs durağında bekliyorum.

DUVAR YAZISI

burnunu temizleyen ibrahim gibi içeri girdiler
mühürlenmiş eski zaman kapılarıyla tanıdım onu
öteye biraz geçip pencelerine bakıyorum evlerin
çatılarına yağmurların çürümeye terk ettiği birkaç kiremit
öyle durur leylekler yuva kuruyor üstüne
yaz bitiği kışın çocuklara masallar anlatılır

ben kendimi hörgüç biliyorum bazı zamanlar bir devenin sırtında çölü geçerken
ya ibrahim midesini para kesesi diye kıçı kırık haramilere tahsis etti
bir sükut hayal düş biçimiyle yürüme inerdi ter kokusuna hamal sözcüklerin
kül eski bir sevgiliye belki gözaltına alınıp çokça bağışladım onu
tanımadan önce ibrahim’ i ben onu duvar ustası diye biliyordum
sabah namazını kılarken öyle aklımda kalacaktı çok sonra
ve çektiğim her tesbih adın kilitlerdi ağzımı
biraz iskelede oturdum öyle gün boyu değil
bir iki vapurdan sonra artık gerindim sıkıldım
geçiyor zaman ve eskiyecek her şey gayet makul
inandığım sevmediğim öldürmek istediğim

herkes birbirine çocuk bu zaman zarfında
ibrahim bir duvar yazısı gibi hep başkaları tarafından silinecek

BİRİ GEÇSE

Hep karşı evlere sürgün çıplak ayaklarıyla mitra
Tozlarını alıp götürür ve bir eşkıyaya heybedir bu yara
Bakışlarına sığındık mitra evlere bakardı gözlerin
Alın teriyle eğildi gövdem ve ben bu yorgunlukla
Çürümenin başladığı yerdeyim sonsuza değin her şey bir boşluk

Tanıdık kapı gıcırtılarıyla biri geçse mitra
Evleri hep susar ve kan kaybeder bir ölüye emanettir
Yaraya tuttuğun puslu ayna

Düşle mitra biri geçse buradan ama nasıl çoşkun elleri
Hemen saçlarını tarardın ve bir tahta tarakla yıkanırdı keder

Bu kadar yeter mitra bu akşam ipek gömleğimi giyindim
Canı cehenneme sen rahat ol şayet ben ölürsem
*Küpelerimle gömün beni
*Hüner Çoşkuner

TUZU KURU
Bazı yaralar hep evsizdir
Hiçbir ev ev olamaz bazı yaralara
Öğle arası yarım porsiyon ekmek ve azıcık
Pulbiber ayaküstü göz kalabalığıyla ortaya karışık
Miden eski evlere misafir ama şimdi kartonpiyerli
Yeni evimiz ses geçiriyor ve soğuk
Unutma çocuk kalır bazı yaralar eski evlerin yorgunluğu
Ve karın tokluğu kıpkırmızı susar yeni evlere
Yazdı sımsıcak terleyen dilimin kör aksanıyla konuştum.

NIVÎSÊN BALKÊŞ