A. BEDIR

A.Bedir / Ahlak Paradigmasına Karşı Nietzsche: ’’Ahlak, Doğaya Aykırıdır.”

”Ahlak paradigmasına karşı Nietzsche: ’’Ahlak, doğaya aykırıdır.’’

‘’Filozoflarda, benim sistemimin, iyinin ve kötünün ötesinde bir yer edinmek olduğu bilinir. Ahlaksal yargının yanılsamasını temelden yakalamak. Bu sistem, benim ilk kez düzene koyduğum bir görüşten kaynaklanır: Ahlaka özgü nesnel olgular yoktur’’ (Nietzsche,1888).

Değerlerin, ahlakın ve dinsel düşüncenin, sonradan ve ‘yanılgılı’ bir şekilde yaratıldığını savunan düşünür, bunu tarihsel gelişim sürecini değerlendirirken, ilkin ‘’Grek’lerde bu yozlaşmanın başladığını’’ iddia eder (Nietzsche,1888). Bu yanılgı ve akabinde yozlaşma, düşünüre göre Sokrates’in akılcılığı ve erdem konusundaki düşünceleriydi (ki Sokrates, ahlak felsefesinin kurucularından biri olarak bilinir.).

‘’Grek çözüşlünde Sokrates sorunu’’:

Putların Alacakaranlığı isimli kitabında, ‘Sokrates sorunu’ adlı altında bir bölümü, bu ahlaksal çözülüşün Sokrates tarafından nasıl gerçekleştirildiğine ayırmaktadır: Ahlaksal yargının yanılsamasını, Grek’lerdeki bu çözülüşün temel sebebi, Sokrates ve Platon’dur: ben Sokrates ve Platon’u bir çözülüşün temel sebebi olarak, sahte-Grek, anti-Grek olarak tanıdım (Nietzsche,1872).’kendini önemseyen bir soytarı’ olarak tanımladığı Sokrates’in us, erdem, mutluluk, denklemi eski Helen’lerin içgüdülerine tersti (Nietzsche,1888). İçgüdüye çok fazla önem veren düşünürün,’içgüdülere karşı savaşmak zorunda olmak-yozlaşmanın formülüdür bu: yaşam önde geldiği sürece mutluluk ve içgüdü birdir, der. Ahlakın, içgüdülerin alternatifi olarak konması, yozlaşmaydı. Dolayısıyla insanın doğasına bir nevi müdahale ediliyordu.

Dünyayı ikiye ayırmanın epistemolojik yanılgısı:

Sokrates döneminden sonra Platon’un idealar dünyası, Descartes ve kant tarafından farklı bir yorumla özüne sadık kalınarak,’dünyanın dışında gerçek olan’ bir düalizm savunuldu. Ve buna paralel olarak Hıristiyanlık’ın da dinel düşüncesiyle örtüşen bir hal aldı. Bunun amacının da: ‘insanların tüm zamanlarda ‘düzeltilmeleri’ istendi: hepsinden önce bunun adına ahlak denildi’(Nietzsche,1888).Bu ‘düzeltmenler’ tabi ki dinler ve ‘’köle ahlakının’’ (Nietzsche,1881-83-85-87) kurucuları olan filozoflardı ve bunu da aklı bir kullanma yöntemi olan,‘dünyayı gerçek ve görünen diye ayırmak, Hıristiyan’ca ve Kant’ça (ki Kant da kurnaz bir Hıristiyan’dır),yalnızca yozlaşmış bir iddiadır- çökmekte olan bir yaşam belirtisi’ (Nietzsche,1888). Hıristiyan ve Kant düşüncesinin, Sokrates’ten sonraki yozlaşmanın ve çöküşün müsebbibi olduklarını her fırsatta dile getirilmektedir. Bu epistemolojik ve ontolojik değerlendirmelerinde, bilginin, değerlerin ve de ahlakın doğaya aykırı olduğu savunulur.

Aslında ahlaki olgular yoktur; ahlaki yorumları vardır (Nietzsche, 1886). Burada evrensel olarak kabul edilen faraziyeler takımı (Kuhn, 1962). yani ne yapılması gerektiğine dair yorumlar söz konusudur. Paradigmaları hedef alan sorular ve bu ‘soruların birikmesi, eski paradigmanın kayışının işaretleridir’(Arkonaç, 2008). İnsanlar ahlakla doğmadılar, ahlakı doğurttular. Anlaşıldığı kadarıyla ahlakın doğumunu gerçekleştiren yanlış bir ebeydi: İlkin Sokrates’in akılcılığı… Değerler bir bilgi üretme biçimiydi ve faraziyelerin epistemolojik olarak yanlış oldukları ve yine yanlış bir kaynaktan çıktığı çokça vurgulanır. Ahlakın bir paradigmanın olduğu ve bu paradigmanın da kayış halinde olduğu herkes tarafından kabul edilmese de kendisine ‘İmoralist’ diyen Nietzsche’de böyle bir düşünce ve duruş söz konusudur. Yazılarında da çokça karşılaşılacağı üzere,’biz imoralistler’ (Nietzsche, 1887–88)demektedir.

Yaşamın özü; değerler koymadır. (Nietzsche,1886).Değerler koyarak yaratıyoruz dünyayı (Nietzsche,1886). Ahlakın, bir değerler toplamı olduğunu düşünürsek ve bu değerlerin insan tarafından yaratıldığını ve de göreceli olduklarını… Nietzsche’de böyle bir durumun ele alınıp eleştirildiği aynı zamanda tümüyle karşı çıkıldığı görülmektedir. İnsanın içgüdülerine müdahale edilmesi söz konusudur. Bunun failleri: Grek’lerde Sokrates’in usçuluk, erdem, mutluluk denklemiydi ilkin.daha sonra bu ‘acınası moralistler’ (Netzsche,1886-7-8). Kant, Descartes, kilise v.b olacaktır.

Değerler, Heidigger’in yorumuyla, bakışın çevrildiği, yöneldiği şeydir*.Görülendir. Görülen ne varsa değerdir. Varlık bir değerdir, dünya, gerçeklik, yalnızca görünüştür, görünüşün arkasında ’’hakiki’’dünya yoktur (Nietzsche,1888). Burada Kant’ın ve Descartes’in düalizmine bir gönderme yapıldığı ve bunun yanılgılı bulunduğu görülmektedir. Bizim dışımızda, önceden verilmiş hazır bir dünya yoktur. Sayısız anlamlar vardır yalnızca Olgular yoktur (Nietzsche, 1888). olguların yorumları vardır (Nietzsche, 1888). Bu anlamıyla ‘hakikat’ yoktur. İnsan haki.(Nietzsche, 1888).Kat-i bir hatadır(Nietzsche, 1881–87). Ne kadar göz varsa, o kadar hakikat vardır, yani hakikat yoktur. (Nietzsche, 1888).Evrensel ahlak kurallarının hakikat olduğuna dair felsefelerin reddedildiği söylenebilir.

Mantıklı olmanın, gerçekten kaçış olduğunu (Nietzsche, 1881–87) belirterek, bu yanlış değer yaratımlarının(olguların ahlaki yorumunun ) sebebi sayar.’Filozoflar, yıllarca bize mantıkla zulmettiler’(Nietzsche,1888). Bunun sebebinin de, Sokrates akılcılığı olduğunu iddia eder. Aklın,’’içgüdüleri denetlediği’’(Nietzsche, 1888).Ve ‘’felsefecilerin mantıkla bize zulüm ettiğini ’’(Nietzsche, 1881–78). Savunur. Ve Antik Yunan Çağı’nı derlendirirken, bu ‘yanılgılı değerleri’ yaratan, Sokrates’in akılcılığı olduğu düşüncesindedir Nietzsche. Aklın yerine içgüdülerin konmasını tercih eden Nietzsche’ye göre, ‘her sağlıklı ahlak, yaşama içgüdüsünün egemenliğindedir’ (Nietzsche, 1887–88).Ve de tutkuların tinselleştirilmesini öngörmektedir(Nietzsche,1886–87–88) Diğer ahlakların ‘sağlıklı’ olmadığını ve ‘köle ahlakı’ olduğu dolaylı olarak yorumlanmaktadır. Çünkü bu ahlak sistemleri‘evcilleştirmeyi, düzeltmeyi, yaşam içgüdüsünü öldürdüğünü, zulüm ettiğini’ savunmaktadır (1886–87–88). Sağlık, mutluluk, özgürlük, esenlik, şen olma gibi olumlu insani duyguları, savunan filozof, din, düşünce ve kişiler tarafından öldürüldüğünü sıkça savunur.

Ahlakın doğaya aykırı olduğunu ve sonradan üretildiğini düşünen filozof, ahlakın neden ve kimler tarafından, nasıl üretildiğini, tarihsel, felsefik, mitolojik ve dilbilimsel temellerle ele alır. Ahlak, yaşam anlayışından, yaşamsal koşullara uyma düşüncesinden, acımadan değil, salt kendi yönünden suçlandırırken, kendine özgü bir yanılgı içindedir, bir yozlaştırılmış, aşırı duygusallık anlatılamayan pek çok suç işlemiştir.(Nietzsche,1888)

Ahlakın bir paradigmasının olduğunu söylemek ve Nietzsche’nin de bu paradigmanın kaydığını, çöktüğünü savunduğunu söylemek, entelektüel açıdan bir güçlük olmasa gerek.

Paradigma, şeylerin nasıl yapılması gerektiğine dair model ya da bu modele hizmet eden varsayımlar anlamındadır (Arkonaç,2008). Paradigma, felsefedeki düşünme sitemi olarak ele alınır (Markova,1982).

Bunların tarihi açıdan da değerlendirildiği, ilkin Apollon ve Dionysos sembollerinden yararlandığı da görülmektedir. Bu iki tanrı, Grek mitolojisinde iki ikiz kardeş olarak tasvir edilirler. Dionysos, içgüdüselliği, yaratıcı taşkınlığı, giz içinde saklı gerçeği, yabanıl ve başına buyruk güzelliği temsil eder. Kendine de ‘Dionysos’çu’ diyen Nietzsche’nin, kendi düşüncesinin bağdaştırdığı bu mitolojik temsil, Grek çözülüşü benzetmesinden de anlaşılacağı üzere insanın ruhuna aykırı olmayan ve doğal haliydi. Ve bu doğallık sonradan ‘kendini önemseyen bir soytarı’ (Nietzsche,1888s23) olarak tanımladığı Sokrates’in ahlaka ilişkin düşüncesi ve ‘diyalektik akılcılığıydı’.Aklın yerine içgüdüyü savunan düşünür, Hıristiyanlığın, Kant’çılığın, egemen olduğu çağında, insan üzerindeki bu kadar ahlaksal ve dinsel denetime, felsefenin gösterdiği reflekstir denebilir. Hakikati isteme bilincine vardıkça –bundan kuşku yok-ahlak giderek ortadan kalkacak artık: Yüz perdeden oluşan bu büyük oyun, Avrupa’nın gelecek iki yüz yılı için ayrılmış bulunuyor, en korkuncu, en sorgulanabilir olanı, belki de en umutlusu tüm oyunların… (Nietzsche,1887)

Aklın yerine duyuların ölçü alınmasını, ‘onların yalan söylemediğini belirterek’,’adını büyük bir saygıyla ayrı tuttuğu’ (Nietzsche,1888).Herakleitos’un,’us, duyuların şahitliğini taklidimizin nedenidir…/duyular, oluşu, yok oluşu, değişikliği gösterdiği müddetçe yalan söylemezler…’ sözlerini destekleyerek, görünen dünya ve gerçek dünya ise buna eklenmiş bir yalandır… (Nietzsche,1888).demektedir. Bilginin kaynağına ilişkin düşüncesinin de açıkça görülmektedir. Dünya tek ve görünendir; bunun dışında bilinmeyen bir dünya yoktur.

Sonuç olarak denebilir ki, Nietzsche, felsefesinde Dionysos’çuluk-Apollon’culuk, moralist-imoralist, köle ahlakı-soylu ahlak, diye ayırarak, düşünce dünyasını ikiye ayırmıştır. Bir yandan Dionysos’un temsil ettiği içgüdüsellik, yabanıllık ve başına buyruk olması, insanın ilkel dönemlerdeki yaşam tarzının özlenildiğidir denebilir. O’na göre insan, içinden geldiği gibi yaşamalıydı. Din, devlet, kurumlar, insanların yaşamsal enerjisini elinden alan, onları evcilleştiren ve de yaşamdan koparan birer aygıttı. Sonradan benimsenmiş ve ahlak olarak kurumsallaşmış, kavramsal ve denetimsel güce kavuşmuş emir ve itaat mekanizmasının insan özüne akıtılan birer zehirdi. O’na göre,’tanrı devletinin başladığı yerde yaşam sona ermiştir’ (Putların Alacakaranlığı). Tanrı devletinin arkaik geçmişinin ve epistemolojik atasının Apollon’culuktu. Apollon’cu düşünce, denge, uyum, denetim, düzen ve aklı temsil ediyordu. Bu köleleştirilen, evcilleştiren bir aygıttı. İnsanın yaşam enerjisinden, coşkudan, uzaklaştırıyordu… Devletin,özel mülkiyetin temeli olan ’denetim, sistem’gibi düşünce ve kavramların Apollon’cu geleneğin,dolasıyla egemen olma ve yönetme mantığının telkin etme amacında olan düşünüş biçimleriydi.kendini yüksek bir sesle bu düşüncenin dışında tutan Nietzsche,sadece felsefenin değil diğer bilim dallarının da halen etkisinde olduğu Apollon’cu nosyona karşı Dionysos’çu felsefedir.

Abdurrahman BEDİR

Not: Bu makale, İstanbul Üniversitesi Sosyal Psikoloji Bölümü’ne verdiğim proje çalışmamdır.

*M.HEİDEGGER,The Questions Concedning Techonology, çev:W.Lowitt, Newyork, (kitapta ‘’The Word Nietzsche:’God Is Dead’’’makale s.53-112)

Not: Burada Heidegger’den söz etmemizin sebebi, Bernd Magnus, R. Schacht’ın Nietzsche on Pphilosophy Interpretation and Truth adlı yapıtında Nietzsche yorumcularını ikiye ayırması: 1. grup, bir felsefe geleneği içinde yorumlayanlar, 2. grup, sağlığında yayınladığı kitaplarla, notları arasında ayırım yapılmasını savunanlar. Heidegger, 2. grupta ele alınmıştır.

KAYNAKÇA

NİETZSCHE, F. (1878) İNSANCA PEK İNSANCA. SAY YAYINLARI NİETZSCHE, F. (1881 ) TAN KIZILLIĞI. SAY YAYINLARI. NİETZSCHE, F. (1886 )İYİNİN VE KÖTÜNÜN ÖTESİNDE. SAY YAYINLARI. NİETZSCHE, F. (1887) AHLAKIN SOY KÜTÜĞÜ ÜSTÜNE. SAY YAYINLARI. NİETZSCHE, F. (1888) PUTLARIN ALACA KARANLIĞI. SAY YAYINLARI.ARKONAÇ, S.A. (2008) PSİKOLOJİDE İNSAN MODELLERİ VE YEREL İNSAN MODELİMİZ. NOBEL YAYIN EVİ.

Lê Binêre

BEDİRHAN BEY İSYANI

HER YÖNÜYLE BEDİRHAN BEY İSYANI

Cabir DOĞAN/ BEDİRHAN BEY İSYANI Tanzimat’ın Diyarbakır ve Çevresinde Uygulanmasına Karşı Bir Tepki Hareketi ÖZET …