KÜRT CEMALİ

Burhan Kemal / KABADAYILAR KRALI KÜRT CEMALİ DESTANI NASIL “KEŞANLI  ALİ  DESTANI“  OLDU!

ANKARA’DA KABADAYILAR KRALI KÜRT CEMALİ DESTANI NASIL OLDU DA SONUNDA “KEŞANLI  ALİ  DESTANI“  OLDU!..

Araştırmacı Yazar/Burhan Kemal

Dünya tarihi biraz da kabadayılar tarihidir! Anadolu’dan Mezopotamya’ya kadar ne kadar da çok korkusuz kabadayılar gelip geçmişler. Bunlardan biri de Halk Ozanı ve Kahramanı olan Dadaloğlu’dur. Dadaloğlu’nun   Anadolu’da (1785 – 1868) yılları arasında yaşadığı tahmin edilir. Padişahın yanlış ve adaletsiz fermanına baş kaldırarak:

“Ferman padişahın, dağlar bizimdir.

Dadaloğlu yarın kavga kurulur.

Öter tüfek davlumbazlar vurulur.

                                               Nice Koçyiğitler yere serilir.

Ölen ölür kalan sağlar bizimdir!..”

 

Dadaloğlu, yukarda söylediklerini uygulayan yiğit bir halk kahramanı olarak, kendi halkının saflarında ve kalblerinde yer etmiş ve adı günümüze kadar gelmiş bir halk kahramanı olarak halen saygı görür.

Şair Ahmed Arif  “Otuzüç Kurşun“ adlı şiirinde teke tek dövüşte Kürtlerin kahramanlığı için şu yorumda bulunur:

 

“Yiğitlik inkar gelinmez,

Tek’e – tek döğüşte yenilmediler!

Bin yıllardan bu yan, bura uşağı.

Gel haberi nerden verek?!.

Turna sürüsü değil bu,

Gökte yıldız burcu değil,

Otuzüç kurşunlu yürek

Otuzüç kan pınarı

Akmaz,Göl olmuş bu dağda!..” der.

                

Evet “Yiğitlik inkara gelinmez!“ Söz yiğitlikten açılmışken Türkiye’nin tanınmış geçmişteki 14 kabadayısı arasında adı en çok geçen üç de Kürt kabadayısı var! Kabadayılıkta adı geçenlerden biri gençlik dönemime rast gelen „Kürt İdris“ lakabıyla tanınan İdris Özbir’di.  İdris Özbir‘i (Kürt İdris) hiç görmedim. Adını, sanını çok işitmiştim. O, 1937 yılında Kars’ta dünyaya gelmiş, sonraları İstanbul’a geldiğinde bir tek kelime dahi Türkçe bilmiyen birisiymiş. Bir dönem Türkçe bilmediği için, kendisini itişen, kakışanı çok olmuş! Ezildikçe, ezilmiş! Biraz Türkçe öğrenince kendini savunmaya  başlamış. “Kürt”lakabını  da bu Türkçe   bilmeyişinden   almış. Kürt İdris, 1970’li yılların başında İstanbul şehrine geldiğinde başta ufak tefek suçlar işleyerek   adını   İstanbul’da duyurmuş! Sonraları yeraltı dünyasının en önde gelen isimlerinden biri olmuştu. Diğer bir Kürt kabadayısı da “İnci Baba” olarak tanınan Urfalı „Mehmet Nabi İnciler“, 1938 yılında Şanlıurfa’da doğmuş. Asıl mesleği müteahhitlik olan Nebi İnciler, kendi dönemin tanınmış en büyük şehir kabadayılarından (mafyalarından) biri olmuşdu. 1980’li yıllarda çek-senet  tahsilatı işiyle uğraşmış, büyük ihalelere katılarak, ihaleleri aldıktan sonra hava parasıyla başkasına devretmeyi kendine iş edinen biriydi. Dönemin başbakanı ve sonraları reisicumhur Süleyman Demirel ile   olan  yakınlığıyla  O, tanınırdı.   Dönemin   politikacılarından birçoğuyla sıkı ilişkisi vardı. Özellikle büyük ihaleleri İmar İskan Bakanlığı’ndan alan “İnci Baba” sonra aldığı ihaleyi yüzde  yirmilere varan peşin hava parasıyla istediği şirkete dağıtan biriydi. Yani kısacası alıp, veren ve dağıtandı! O’nun dışında yapılan ihaleye herhangi bir şirket girmeye cesaret gösteremiyordu. Birkaçı ihalelere girseler de O’nun verdiği fiytatı aşmaya cesaret edemezlerdi. O yıllarda Ankara Belediyesi’nde  çalışırken, günümüzde olduğu gibi devlet destekli bu tür kirli haberleri hep işitiyordum…

Bu yazıda esas üzerinde duracağım diğer bir Kürt kabadayısı  ve asıl  adı   “Cemali“    ve  diğer   namı   maruf    bilinen  adı  „Kürt   Cemali“   lakaplı “Cemali Coşar“dı. Kürt Cemali, 1950’li ve 60’lı yılların Ankara‘sının en güçlü, en belalı kabadayılarından biri olarak nam yapmıştı. Bunun yanı sıra bir de fakir ve fukara babası olarak bilinen  diğer bir yönü daha var dı ki bu yönüyle O, halkın gönlünde olumlu bir yer etmişti.

Kürt Cemali‘nin hayat öyküsü de kendisi gibi oldukça ilginçti. Ankaralı Kürt Cemali 1933 yılında 7 çocuklu  bir Kürt  ailesinin en küçük   çocuğu   olarak   Ankara’da   dünyaya   gelmişti.   Ankaralı   olarak anılsada O, aslen bir Kürt aşireti olan “Şeyhbızıni“ Kürt  aşiretindendi. Dedesi Güney Kürdistan Coğrafyasından gelip Erzurum‘a, sonra Bayburt‘a ve oradan da Ankara‘ya göç edenlerdendi. Bayburt’a Şeyhbızıni Aşireti nasıl ve nereden gelip oraya  yerleşmiş sorusuna kısaca değinecek olursak:  Şeyhbızıni Aşireti Güney Kürdistan’da büyük bir Kürt Aşireti’dir. Tarihi yerleşik yerleri Güney Kürdistan’ın   Kerkük bölgesidir. Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Han, Bağdat   seferi   sırasında   ordusuna   ve   bu   aşiretin   kendisine yaptığı   yardımı,   padişaha   bağlılığı   ve yaptıkları hizmetlerden dolayı onları sonraları ödüllendirerek, getirtip Çolemerg (Hakkari) bölgesine yerleştirmişti. 19.   yüzyılın   sonuna   kadar   Hakkari   civarında   bulunan   Şeyhbızıniler   daha sonra Anadolu’nun  çeşitli bölegelerine  dağıtılmışlar. Bu dağıtılan  bölgeler arasında  başta Erzurum   ve   Bayburt  yer   alır.   Buraların   dışında   Şeyhbızıniler Anadolu’nun değişik bölgeleri olan Hakkari, Malatya, Adıyaman, Ağrı, Van, Muş, Ankara-Haymana, Sinop, Boyabat, Amasya, Samsun ve Adapazarı’na dağılmışlar.   Dağılan   yerlerde   birçoğu   dilini,   dini   inançlarını   zamanla yitirerek   yerli halk ile kaynaşarak kaybolmuşlar.   Osmanlılar,   Kürtlerin   Şeyhbızıni   ve   diğer   dindar kesimlerini özellikle Ermeni, Rum ve Süryani halkın yoğun olduğu yerleşik bölgelere yerleştirmişler. Eskilerin deyimiyle:” Osmanlı’da oyun çoktur. Bir oynu   bozulursa   yerine   hemen   ikinci   bir   oynunu   oynardı!..”   Osmanlılar tarihte   halkları   hep   birbirine   kırdırmış,   sonunda   da   Ermenilerle,   Türk   ve Kürt halkını karşı karşıya getirerek tarihi kıyımlarına bir yenisini daha eklemişlerdi. Bu durum Osmanlı tarihinde hep böyle sürüp gitmişti!..

O dönemin Ankaralı kabadayılar hem köken itibarıyla  Kürt Cemali’yi kıskanıyor, hem adının, hem de namının büyümesine karşıydılar. Kürt Cemali hem cesur, hem de tek başına diğerlerine kafa   tutacak   güçte   kendini  yürekli görüyordu.   O’nun bu   durumu,   diğer   kabadayları   kendisine kakarşı birleştirmeye zorlamıştı.

Zamanın   ve   Ankara’nın   diğer   ünlü   kabadayıları   arasında   „Kabadayı Mehmet, Karagöz Kemal, Boşnaklı Muharrem, Sarı Veli, Dündar Kılıç“ gibi tehlikeli   kabadayılar da kendilerine   göre her semtte bir nam salmışlardı. Kabadayı Mehmet,   1953’te yakın arkadaşı Sarı Veli’yi bir alacak verecek meselesi yüzünden öldürmekten dolayı 15 yıl hapis cezasına mahkum olan biriymiş. Ankaralı   kabadayılar   kumar   oynatılan   bölgelerin yanı sıra diğeraylaşılamayan bölgeler için kıyasıya     birbirleriyle hep mücadele içindeydiler. Kürt Cemali, 1950’li ve 60’lı yıllarda Ankara’nın Altındağ, Atıfbey, Çınçınbağları, Dışkapı, Ulussemti, Kayabaşı,Yenidoğan, Aktaş ve Hacettepe semtlerinde herkesin itaat ettiği ve sevdiği bir şahsiyet olmuştu. Her düşküne yardım elini uzatan ve ezilenlerin imdadına koşan, delikanlılığı ve mertliği ile efsanevileşen bir kişiliğe erişmişti. Namlı diğer kabadayılar hiç de O’nun bu durumunu hazm edemiyorlardı.

Bileği bükülmeyen Kürt Cemali, artık zorbaların da korkulu bir rüyası haline gelmişti. O’nun işi zorbalardan alıp, fakirlere dağıtmaktı. O yılarda Ankara Belediyesi’nde çalışan biri olarak,   gurbete   çıkıp   da   parasızlıktan   memleketine   gitmek için belediyeye gelenleri, belediye onları Kürt Cemali’ye yönlendirirlerdi. O bu işleri kendi çözümüne uygun şekilde hal ettiriyordu! Yani bir yerde de Kürt Cemali, dert babasıydı. O, yaşarken döneminde efsaneleşmiş biriydi!…Kürt  Cemali’nin rakipleri olan Kabadayılar aralarındaki itilafları haletmek, hem de oyun oynamak için  O’nu Kabadayı Mehmet’in mekanına dostane bir şekilde davet ederler. 

1962 yılınının 1 Nisan’ı 2 Nisan’a bağlayan gecesi, Kürt  Cemali’nin en uğursuz gecesi olacağından habersizdi! Kürt Cemali, Kabadayı Mehmet ile konuşmak ve O’nunla   oyun   oynamak için Ankara’nın Opera Meydanı yakınında   bulunan   Hergele Meydanı‘ndaki kulübünde buluşurlar. KürtCemali, kabadayılığın raconu gereğince kumarhaneye boş tabanca   ile gider. Gecenin ilerleyen saatlerinde Kürt Cemali ile Kabadayı Mehmet’in aralarında çıkan tartışma kısa süre içerisinde çatışmaya dönüştüğü bir anda, aniden salonun elektiriklerinin   söndürülmesiyle ortalık tamamen kararır ve karışır! Tabancalar patlar. Elektirikler  açıldığında Kürt Cemali kanlar içinde yerde yatarken, boş olan tabancasına mermiyi sürmeye çalışır! Ereğine ermeden, can verir!..

Kürt Cemali, cesaretine güvenmenin kurbanı olmuştu. Çünkü yanına hiçbir adamını da almadan tek başına buluşma yerine cesaret göstermeye gitmişti. Yanına adamlarını almak O’nun   korkaklığının bir belirtisi gibi gözükmesin, tek başına gitmeyi tercih etmişti. Dostluk nişanesi olarak da dolu tabanca ile başkasının mekanına gitmeyi kişiliğine sığdıramamıştı.

Kendisi için hazırlanmış olan bu ölüm tuzağına cesaretinin   kurbanı olarak bile bile düşmüştü. Zira ölüm tuzağının mahalinde Kabadayı Mehmet’in adamlarının yanı sıra, Mafiya Babası Dündar Kılıç ve adamları da orada kendisine pusu kurmuşlardı. Bir rivayete göre Kürt Cemali’yi vuranlar arasında Dündar Kılıç ve adamları da yer almıştı!..

Kürt Cemali’nin ölüm haberi, O’nu seven Ankaralılar arasında büyük bir yankı yaparak hızla yayılır. Gazeteler ve halk günlerce bu haberden bahsederler. Altındağ semti Kürt Cemali için günlerce yas tutar. Halk, Kabadayı Mehmet’in yargılamasında mahkemeye akın eder. İntikam yemini eden   Kürt Cemali’nin yeğeni ve akrabaları, olayın görgü tanıklarının da olmayışı nedeniyle katilin de bir an önce hapisten çıkmasını bekler. Kabadayı Mehmet, hapisten tahliye   edilince Kürt Cemali’nin 17 yaşlarındaki yeğeni Nuri Çoşan,  Kabadayı Mehmet’in mekanında O‘nu silahıyla öldürür…

Evli olan Kürt Cemali, geride 1’i kız, 3 erkek olmak üzere 4 çocuğu bırakarak, Ankara’da efsaneleşmiş bir namını geride  bırakır.

Halk arasında hani düşkünlere ve yardıma muhtaç olanlara:“Git, sana belediye baksın!” derler. Ankara Belediyesi de bazı yardıma muhtaç olanları:”Haydi git,Kürt Cemali senin işini hal etsin!” Cemali, kendisine gelenleri boş geri göndermiyen biriydi. Gidenlere harçlık vererek,  onları memleketlerine geri gönderilmesinde hep kolaylıklar sağladığı dilden dile dolaşırdı. Belediyenin bu baştan savurmalarını Kürt Cemali de bunu kendine bir vazife gibi görüp, severek yerine getirmesi, O’nun adını daha da yücelterek, adının Ankara’nın dışına kadar yayılmasına neden olmuştu!

Kürt Cemali’nin ölümünden sonra O’na özenenler de olmamış değil! Onlardan biri de Erzincanlı arşiv memuru “Cemal”elli yaşlarında biriydi. Belediye’de işi, gücü de pek yoktu. Her ay gelip maaş alan asalak bir tipti. Bir gün elindeki bir dergiyi bürodaki henım memurlara gösterdiğini farketmiştim. Büro oldukça kalabalıktı. Gülüşmeleri ve davranışları  izlerken Haci Cemal, sonlarına doğru dergiyi bana uzatarak:”Al, sen de gör! Hep çalışmak olmaz!” dedi. Dergi edep dışı sayılan cinsteydi. Gösteren de utanmadan bir de “Hac”a gidip, gelmiş olan biriydi! Hak ettiği bir şekilde kendisine bir yanıt vermiştim. Bürodan dışarı çıkarken, küfürler savuruyor:”Bunu sana bırakırsam, bana da Kürt Cemal demesinler!..” diyordu. Bu adam da bir Erzincanlı Kürt Cemal’di. Dışarı çıkarılırken kendisine:”Sen kim? Kürt Cemali adını kendine yakıştırmak   kim?!. Edep ve hayadan uzak, ahlaksız adam!   Bir   daha   seni görmiyeyim!..” demiştim. Bir daha da O’nunla karşı karşıya gelemedim. Uzaktan gördüğümde de görmemezlikten   geldim. Bana yaptığı tehditleri de “Sahte Kürt Cemal”   korkusundan onları unutmuştu… 

Geçmişte kalan ve sade anlatımlı gerçek   “Kürt Cemali” olayı, pek de sanıldığı kadarıyla unutulup giden sıradan bir olay olarak bitmemişti. Bunun bir de tarihi edebi boyutu oluşmuştu. Bu yönüyle buna gizlenmiş edebi bir boyut da diyebiliriz. Kürt Cemali olayının ardına düşen edebiyatçı, Türk öykü, tiyatro, kabare yazarı, öğretim üyesi ve gazeteci olan  Haldun Taner (16 Mart 1915, İstanbul – 7 Mayıs 1986, İstanbul),  1960’lı yılardaki bu gerçek sosyal konuyu yakalıyarak “Ankaralı Kürt Cemali   Destanı”   diye   yazacağı   konuyu   “Keşanlı   Ali   Destanı”   diye   tiyatroya uyarlamıştı. “Keşanlı Ali Destanı” tiyatro olarak Ankara ve Türkiye’nin birçok yerinde defalarca sahnelerde oynandı. Oyun o dönemde tiyatroseverlerin büyük bir beğenisini kazanmıştı. Bu oyunu iki defa da ben izlemiştim. Aynı adlı oyundan uyarlanan, yapımın baş rollerini Fikret Hakan ve Fatma Girik’in paylaştıkları “Keşanlı Ali Destanı” sinema filmi olarak da Türkiye’de büyük yankılar yapmıştı. Halbuki doğal olarak “Keşanlı Ali Destanı” adı ile Keşan’da böyle bir olay olmamıştı. Öyle ise bu ad nereden geliyordu? Bu soruya bazı araştırmacılar epey kafa yormuş olacaklarki, yıllar sonra bu edebi yapıtın sonunda hiç de böyle olmadığını yazar Ayşe Hür,“Keşanlı Ali Destanı”nın Türkleştirmeye kurban giden “Kürt Cemali Destanı” olduğu iddialarını bir kez daha gündeme taşıyarak bu olaya şöyle yorumda bulundu:”Kürt Cemal’in Keşanlı Ali olmasının öyküsü şu şekildedir: Edebiyattaki gizli sansürün en ilginç örneği 1960’lı yılların tiyatro eseri Keşanlı Ali Destanı’dır. Hem yazarı Haldun Taner’in tiyatro yazarlığında, hem de Türk epik tiyatrosunda çok önemli yere sahip olan eser yeri, konusu, karakterleri ve diliyle tam bir Kürt öyküsü olduğu halde, gizli bir Türkleştirme operasyonuna uğramış ve   seyircilerin  karşısına Trakya’nın güzel kasabası Keşan’ın destanı olarak çıkmıştır. Gazeteci Mehmed Kemal Kurşunlu, Mayıs 1982’de Cumhuriyet’teki “Türkiye’nin Kalbi Ankara” konuluyazı dizisinin bir bölümünde Kürt bağlantısını şöyle anlatır: “Kürt Cemali, Altındağ ve Atıfbey’de çok sevildiğinden tutuluyor, ağıtlar yakılıyor. O günlerin akşam gazeteleri Cemali’nin öldürülüşünü ballandıra ballandıra yazıyorlar. Öyle ki Haldun Taner’in dikkatini çekiyor. Bir gün Haldun Taner, bana çıkageldi:”Şu Kürt Cemali nerelerde geçti, aslı nedir öğrenmek istiyorum!”dedi. Haldun’u Altındağ ve Atıfbey’in çocuğu olan Avukat Şefik Günder ve Atıfbeyli Tahsin Yaman’la tanıştırdık. Öğrendi, inceledi, bu olaydan Keşanlı Ali Destanı doğdu.” Mehmed Kemal’in açıklamalarından sonra gerçeği açıklamak zorunda kalan Haldun Taner ise 1984’te eserinin 4. Basımına yazdığı Önsöz’de hikayenin Altındağ kısmını doğruladıktan sonra şöyle diyordu:“Konu ne kadar bizdense, oyunun üslubu da o kadar bizden olsun istiyordum.” Böylece Türkleştirme operasyonunun nedenini öğreniyoruz: Yazar hikayenin bizden olmasını istemiştir. Bizden olması için de 40 yıllık Altındağlı Kürt Cemali’nin Keşanlı Ali’ye döndürülmesi gerekmiştir! ”„Yiğitlik inkara gelinmez! Tek’e – tek döğüşte yenilmediler!“ diyen şaire hak vermemek mümkün değil! Evet, teke tek yenilmediler! Ya bir de aralarında birbirlik, beraberlik oluştursalar! O zaman sen gel, gör: “Özgürlüğü ha yakaladılar, ya da ha yakalayacaklar!” demenin zamanı gelmiştir artık!.. 

Rûpela Nû.

Lê Binêre

Canda

Strana Canda

Canda, te gul ba biçanda Te sozek wê roja han da Şev çû canê tu …