şerif paşa

Mehmet Bayrak / Kürt Halkının Fırtınalı Yıllardaki Diplomatı

  • Mütareke yıllarında Kürtler arasında iki eğilim ortaya çıkmıştı: Özerklik ve bağımsızlık.  Kürt Teâli Cemiyeti Başkanı Seyid Abdülkadir öncülüğündeki grup “özerklik”ten yana; Bedirxanlar öncülüğündeki kesim “bağımsızlık”tan yanaydı. Bundan dolayıdır ki Kürt delegesi Şerif Paşa’nın sunduğu Memorandum’da bu iki seçenek de gözetilmişti.

İttihad ve Terakki yönetimi, “pirince giderken bulgurdan olmak” ile karşı karşıyaydı ve adeta sonucu belli bir maceraya girişmişti. 1913’ten başlayarak önce siyasi, 1914/1915’ten itibaren de Ermeniler, Süryaniler ve Êzidî Kürtler üzerinde fiziki soykırım yapan İttihadçıların Alman militarizmi ile birlikte yürüttüğü savaşın sonucunu önceden gören İngiliz ve Fransız devlet temsilcileri, daha 1916’da aralarında “Sykes-Picot Anlaşması”nı imzalamış ve Osmanlı’nın kaderini belirlemişlerdi…

Bu bir siyasal ve toplumsal gerçeklik iken, İttihad-Terakki yönetiminden Talat Paşa’nın önerisiyle, Kürdistan/Amedli Yahudiler’den olan Ziya Gökalp öncülüğünde bir etno-politika komisyonu oluşturuluyor ve bu komisyon “Türk-İslam” ekseninde ideolojik altyapı raporları hazırlamaya koyuluyordu. Bu bağlamda Esat Uras’a “Ermeniler”, Dr. Friç adıyla Arnavut kökenli Naci İsmail’e (Pelister) “Kürtler” ve “Aşiretlerin İskânı ve Asimilasyonu”, Çerkes kökenli Baha Said’e “Aleviler, Bektaşiler ve Kızılbaşlar” konusunda raporlar hazırlatılıyordu.
Dahiliye Vekaletine ve Teşkilat-ı Mahsusa’ya bağlı olarak çalışan “Muhacirîn Müdüriyet-i Umumiyesi” yani Göçmen İşleri Genel Müdürlüğü adına hazırlanan bu raporların tümü, “etno-dinsel temizliği, tek-tipleştirmeyi ve Türk-İslamlaştırmayı” hedefleyen çalışmalardı. Nitekim tez zamanda uygulamaya geçilmiş ve I. Dünya Harbi şartlarında gerçekleştirilemeyen hedefler ise Kemalist rejime bırakılmıştı. Mustafa Kemal’in Rıza Nur aracılığıyla Malta sürgünü dönüşü Ziya Gökalp’e yeniden “Kürt Aşiretleri” üstüne bir çalışma yaptırması, bu amaç içindi.
Kemalist yönetim, bir yandan son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında kabul edilen “Misak-ı Milli”yi Ankara’daki Meclis’ten de geçiriyor, bir yandan 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanununa “muhtariyet”e ilişkin bir madde koyuyor, bir yandan 1922’de “Kürdistan’a muhtariyet” esasına dayalı bir kanun çıkarıp Cephe Komutanlığına gönderiyor; bir yandan da buna karşı bir muhalefet örgütlüyordu. (Bkz. Server R. İskit: Türkiye’de Matbuat Rejimleri, İst. 1939, s. 128 -129 vb.

 

Kürtlerin iki eğilimi: Bağımsızlık ya da özerklik

Mütareke yıllarında Kürtler arasında iki eğilim ortaya çıkmıştı: Özerklik ve bağımsızlık. Eski Danıştay Başkanı, Âyan Meclisi üyesi ve Kürt Teâli Cemiyeti Başkanı Seyid Abdülkadir öncülüğündeki grup “özerklik”ten yana; Bedirxanlar öncülüğündeki kesim “bağımsızlık”tan yanaydı. Bundan dolayıdır ki Kürt delegesi Şerif Paşa’nın sunduğu Memorandum’da bu iki seçenek de gözetilmişti.
Şerif Paşa Kürtler adına, Ermeni temsilcisi Boğos Nubar Paşa’nın verdiği Memorandum’a karşı çıktığı için sonradan ikilinin anlaşmasıyla yeni bir “Memorandum” verilmişti. Taraflar bu konudaki görüşmeleri yoğunlaştırırken Osmanlı basını ve Kemalistler, Ermeni-Kürt karşıtlığı üzerinden çelişkileri körüklüyorlardı.
Nitekim Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Kemalistlerce “Müdafaa-i Hukuk Örgütü” adı altında toplanan taşra örgütlerinin telgraf yoluyla yürüttüğü güdümlü çabalarını şu dolaylı sözlerle ortaya koyuyor: “Vatan bölünmezliğini dile getiren, ayrılık iddialarıyla işgallerin haksızlığını vurgulayan protesto telgraflarında, özellikle Kürtlük dâvasının parçalayıcılığı reddedilmiştir. Şerif Paşa’nın Paris’te Boğos Nubar Paşa ile anlaşarak ortak bir Kürt-Ermeni devleti kuracakları haberi, gerek Âyan (Senato MB) gerek Meb’usan’da (Meclis MB) reddedilmiş ve ülkenin her tarafından bu hususu protesto eden telgraflar alınmıştır.

Bu sorun, Meb’usan ve Âyan arasındaki çatışmalardan birini doğurmuştur. Âyan’da Seyid Abdülkadir’in Şerif-Boğos Nubar Antlaşmasını onaylar nitelikteki beyanatının Journal d’Orient gazetesinde çıkması dolayısıyla, beyanatın Kanun-u Esasiye aykırı olduğu ve Âyan azalığından iskatı (düşürülmeyi MB) gerektirdiği hakkında karar alınmasının Âyan’a bildirilmesi için verilen önergeler üzerine Seyid Abdülkadir bu tarz beyanatta bulunmadığını ve yayının doğru olmadığını açıklamış ve sorun bu şekilde kapanmıştır.” ( Bkz. T. Z. Tunaya: Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük; 2. Bas. 1981, s. 195).

 

Osmanlı’da oyun çok’:Güdümlü telgraflar ve Lozan

1945/46’da hükümetin isteği üzerine hazırlanıp bizim “Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri” (Ank. 1993, s. 86- 106) konulu çalışmamızda kullandığımız raporda ve Naci Kutlay’ın buradan da yararlanarak “Osmanlı’dan Günümüze Kürtler” (Dipnot yay. Ank. 2014, s. 111- 119) çalışmasında bu konuda “Osmanlı’da oyun çok” dedirtecek nice oyunlar oynandığı gözler önüne seriliyor.
Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu, “Paris Konferansı ile başlayıp Sevr Antlaşmasıyla sonuçlanan süreçte halkların birbiriyle çelişen talepleri, galip devletler arasındaki çıkar çatışmaları ve Wilson prensipleri uzlaşmayı zorlaştırmıştı” dese de asıl mesele, bu güdümlü telgrafları örgütleyip Kürtlerin önünü kesen Kemalistlerin 1921 ve 1922’de İngiltere ve Fransa ile gizlice anlaşıp Kürtleri boşa düşürerek Kürdistan’ın dörde bölünmesiyle noktalanan Lozan Antlaşmasını imzalamasıydı. (Kürdistan’ın çeşitli yerlerinden yollatılan ve Fransızcaya da çevirtilen bu güdümlü telgraflar için bkz. Rohat Alakom: Bir Kürt Diplomatının Fırtınalı Yılları: Şerif Paşa; İsveç- 1995 ve Ersal Yavi: Kürdistan Ütopyası, İzmir- 2006).

Şerif Paşa’ya karşı şifreli telgraf trafiği

Bu konudaki ilginç bir anekdota da Sinan Hakan, “Türkiye Kurulurken Kürtler/1916-1920” (İletişim yay. İst. 2013) kitabında yer veriyor. Birlikte izleyelim:
“Kemalistlerin Kürt aşiretlerine Şerif Paşa’yı protesto için Paris’e telgraf çektirme operasyonu hakkında Sinan Hakan’ın kitabında ilginç bir belgeyi anmak önemlidir. Misak-ı Milli’nin kabulünden sonraki aşamada, Dahiliye Nezaretinin Mamuretülaziz, Erzurum, Bidlis, Diyarbekir, Sivas ve Van vilayetleri ile Urfa, Erzincan Mutasarrıflıklarına gönderdiği şifreli (tek-tip MB) telgraftan ilgili bölümü buraya almak faydalı olacaktır:

“Kürtlerin Osmanlı camiasından ayrılmak fikrinde olmadıklarına dair gerçi Kürt ahali ve aşiretleri tarafından Bab-ı Âli’ye pek çok telgrafname ulaşmış ise de (Türkiye) meselesinin mevzubahis ve müzakere olduğu şu sırada umum Kürtlere isnat etmek suretiyle Konferans nezdinde vuku bulunacak teşebbüsler ve matbuattan doğabilecek her türlü yanlış kanı suizan ve tefehhümleri bertaraf etmiş olmak için Şerif Paşa’nın hiçbir sıfat ve niteliğe haiz bulunmadığına ve özel emellerle yapılan fuzuli girişimin Kürt milletinin gönül arzusunu katiyen yansıtmayacağına nazaran bu konuda Kürt aşiret ve ahali ileri gelenleri tarafından Paris Sulh Konferansı ile İtilaf Devletleri temsilcilerine çekecekleri tabii olan telgrafnamelerin sair hususu takdimen tehir edilmeksizin gönderilmesi için telgraf memurlarına gizli tebligatta bulunulması tavsiye olunur.” (Age, s. 332- 334, Ayrıca bkz. Vecdi Demir: Türkiye Kurulurken Kürtler, Kürt Tarihi, Aralık- 2013).

“Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz Yaşayamaz” kararı bile Atatürk’ün “Nutuk”unda sansürlenen Erzurum Kongresine Kürdistan cephesinden katılanlar Hüseyin Avni Ulaş, Mehmed Necati, Poladoğlu Hasan Fahri, Namıkefendizade Ahmed Mümtaz, Abanoszade Hüseyin Avni, Hocazade Tevfik, Moralizade Mehmed Fazlullah, Hafız Mehmed Cemil gibi İslami kimlikli şahsiyetlerdir. (Bkz. M. Şükrü Hanioğlu: Erzurum Kongresi, Derin Tarih, Ağustos- 2015).
“Vakit” gazetesi gibi dönemin Osmanlı/Türk basınının kullandığı ve Şerif Paşa’nın Konferans’tan çekilmesini sağlayan kişilerden biri de Kürt Teali Cemiyetinin kurucu üyelerinden olup Ankara’daki ilk Meclis’e sunum yapmak için çağrılan ancak sonraki yaşamı büyük sıkıntılarla geçen, en son 1960 darbesinden sonra Urfa’daki mezarı da sökülerek belirsiz bir yere taşınan Bediüzzaman Said-i Kürdi olur. (Bu konuda bkz. M. Bayrak: İki Said, Bir Seyid’in Acılı-Büyük Yaşamı; Dersim- Koçgiri içinde, Özge yay. Ank. 2012, s. 205- 226).

Kürt Teâli Cemiyeti ve Şerif Paşa’nın Temsiliyeti

Gerek Paris’te çıkardığı “Meşrutiyet” gazetesindeki yazıları gerekse İttihad ve Terakki karşıtı birçok broşürüyle bu hareketi deşifre eden eski Osmanlı diplomatı ve yeni Kürt diplomasi temsilcisi Şerif Paşa’ya karşı harekete geçirilenlerden biri yine İttihadçı/İslamcı “Kürt” Süleyman Nazif olur. Batılılar onu “Yakışıklı Şerif” anlamında “Beau (Bo) Şerif” olarak anarken Süleyman Nazif, bir saptırmayla onu “Boş Herif” olarak niteleyen bir broşür yayımlıyordu. (Bu konularda ayrıca bkz. Kandemir: Boş Herif Paşa; Yakın Tarihimiz, Cilt-2; Taner Timur: Bir İttihatçı Düşmanı/ Şerif Paşa ve Meşrutiyet Gazetesi; Tarih ve Toplum, Sayı:72/1989).
Kürt Teali Cemiyeti ve Şerif Paşa hakkında ahkâm kesenlerden biri de aslen Kayseri’den Kıbrıs’a göçen Ermeni kökenli bir aileden olup 1933’te TC vatandaşlığına geçen ve 2. Dünya Savaşı yıllarında Nazilerle gizli yazışmaları ele geçirildiği için tutuklanan Em. Alb. Alparslan Türkeş’tir.

Türkeş’in röportajı: Hangi yanlışı düzeltesin!

Hulusi Turgut’un kendisiyle yaptığı bir röportajda sözü Kürt sorununa getirerek mütareke yıllarında da “federasyon”un gündeme geldiğini söyleyip şunları ekliyor: “O zamanlar da federasyon söz konusuydu ama kimler tarafından söz konusu ediliyordu: İngilizler tarafından. Ve onların dürtükledikleri casuslar tarafından. İngilizlerin kışkırtmasıyla İstanbul’da Kürt Şerif Paşa isminde birisinin başkanlığında Kürt Teali Cemiyeti diye bir cemiyet kuruldu. Kurduran İngilizler, İngiliz emperyalistleri. Bu Kürt Şerif Paşa, Doğu Anadolu’da bir Kürt Devleti kurulması veya hiç değilse Kürt Federasyonu olmasını savunuyordu.”
Ve ekliyor: “Fakat bizim çok değerli ve sevgili Doğulu ve Güneydoğulu kardeşlerimiz, Kürtçe konuşan, Kürt dedikleri bizim özbeöz kardeşlerimiz, bunların hepsini yakaladıkları yerlerde ağaçlara astılar.” (Bkz. Sabah gaz. 26.11.1996’dan aktarılarak M. Bayrak: Kürt Sorunu ve Demokratik Çözüm, Özge yay. Ank. 1999).

Şimdi burada Türkeş’in hangi yanlışını düzelteceksiniz. Geçmişte Osmanlı’nın Stockholm Elçisi olan Şerif Paşa’nın Kürt Teali Cemiyetinin başkanı olmadığını mı, daha 19. yüzyıldan başlayarak Kürt sorununun çözümü konusunda Kürt aydınları arasında farklı görüşlerin bulunduğunu mu, bu Cemiyeti kurduranların İngilizler değil Kürtler olduğunu mu; iddia ettiği gibi bir “ağaca asma” olayının olmadığını, tersine Lozan’la kendilerini güvenceye alan Kemalistlerin bu demokratik örgütlerin omurgasını oluşturan Seyid Abdülkadir gibi 50 dolayında aydının İstanbul’dan getirilerek Şark İstiklal Mahkemesinde asıldıklarını mı yoksa iki yıl içinde 10 bin 500 Kürt’ün katledildiğini mi söyleyeceksiniz?

Kürdistan Teali Cemiyeti’nin üye yapısı

Devletin resmi ve gayriresmi gizli belgelerinin sunduğu gerçeklerin aksine ileri sürülen iddialardan biri de Şerif Paşa’nın Kürtleri temsil etmediğidir. Söz konusu belgeler, en yaygın örgütlenme olan Kürdistan Teali Cemiyeti ile Kürt Teşkilât-ı İçtimaiye Cemiyetinin Şerif Paşa ile iletişim içinde olduğunu ve onu yetkilendirdiğini gösteriyor. Zaten Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya gibi konunun uzmanı sayılan akademisyenler bile bu demokratik örgütlerin toplam 15 dolayında üyesinin ismini verebilirken yararlandığımız devletin gizli çalışmasında salt Kürdistan Teâli Cemiyetinin 70 dolayında üyesinin dökümü veriliyordu. İşte o dönem Kürt toplumunun vicdanını temsil eden bu üyeler:

1- Seyid Abdülkadir Efendi: Dernek Başkanı, eski Senatör ve Danıştay Başkanı. 1925 İsyanı dolayısıyla idam edildi,
2- Emin Ali Bedirhan: Başkan Vekili, ayrıca Kürt Teşkilat-ı İctimaiye Cemiyeti Başkanı.
3- Ferik Fuat Paşa: Başkan Vekili. Süleymaniyeli eski Hariciye Vekili Said Paşa’nın oğlu.
4- Ferik Hamdi Paşa: Genel Sekreter. Erkân-ı Harb Emeklisi.
5- Seyid Abdullah: Sayman. Seyid Abdülkadir’in oğlu.
6- Babanzade Mustafa Zihni Paşa: Hicaz Eski Valisi.
7- Bediüzzaman Molla Said (Said-i Kürdî).
8- Kemahlı Sabit: Harput Eski Valisi.
9- Bedirhanzade Murat Remzi: Belediye eski Genel Müfettişi.
10- Mehmet Ali Bedirhan:.
11- Hasan Remzi Bedirhan.
12- Emin: Üçüncü Kolordu İdare Reisliğinden Emekli Kaymakam.
13- Şeyh Saffet: Eski Meclis-i Meşayih Reisi.
14- Mehmet Sıddık: Binbaşı
15- İlyas Sami: Muş eski Mebusu.
16- Haydarizâde İbrahim: Şeyhülislam.
17- Halil Rami: Malatya eski Mutasarrıfı.
18- Abdülaziz: Akre eski Kaymakamı.
19- Babanzade Hikmet
20- Bedirhanzade Bedirhan
21- Abdullah: Erbil eski Müftüsü.
22- Colikzade Mehmet Nuri: Baytar. Dr. M. Nuri Dersimi.
23- Mevlit: Yüzbaşı.
24- Emin Paşa
25- Abdülkadir Nuri: Üniversite Öğretim Üyesi.
26- Hacı Osman: Ankara’nın Bâlâ kazası eşrafından.
27- Hacı Molla Said: Medine eski Hakimi.
28- Prof. Dr. Şükrü Mehmed Sekban: Örgütün ideologlarından.
29- Hanbeyzade Süleyman Nuri: Binbaşı.
30- Sarıoğlu Hüseyin Hüsnü: Eczacı. Dersim aşiret reislerinden.
31- Emin Aynî: Sina Şehbendirliğinden Emekli.
32- Ahmet Vicdanî: Doktor Binbaşı.
33- Siverekli Osmanpaşazade Halil Fahri.
34- Prof. Babanzade Şükrü: Tercüman Gazetesi Başyazarı.
35- Babanzade Mahmut.
36- Babanzade Rıfat.
37- Mehmet Emin Paşa: Mirliva.
38- Tevfik Vehbi: Kurmay Yüzbaşı.
39- Abdurrahman: Öğretmen.
40- Mustafa Şevket: Üsteğmen.
41- Sadrettin: Üsküdar eski Mutasarrıfı.
42- Hamza: Mutasarrıf.
43- Urfalı Tayfur: İstinaf Savcılığından Emekli.
44- Halil: Polis Eski Müdürü.
45- Kemal Fevzi: Emekli Üsteğmen, Şair. 1925’te idam edilmiştir.
46- Mehmet Zeki: Yüzbaşı.
47- Osman Nuri: Fatih Medresesi Hocalarından.
48- İhsan Nuri: Ağrı İsyanı’nın Lideri.
49- Vanlı Süleyman: Komiser.
50- Abdullah Sadi: Kürdistan Teşrik-i Mesai Cem. Gen. Sek. 1925’te idam edildi.
51- Tevfik: Doktor.
52- Abdülkerim: Topçu Yüzbaşı.
53- Cemilpaşazade Ekrem: 1925 İsyanı’nda yargılandı.
54- Bedirhan Asaf.
55- Feyzi Berho: Doktor.
56- Süleymaniyeli Tevfik: Palu eski Kaymakamı.
57- Süleymaniyeli Mehmed Emin Bey: Emekli Askeri Kaymakam.
58- Hoca Ali Efendi: Âlim.
59- Arvaslı Şefik Efendi: Müderris (Şeyh Şefik Arvasî).
60- Babanzade Fuat.
61- Fetullah Efendi: Tüccar.
62- Hacı Ahti Bey (Bavê Tujo): Avukat.
63- Dersimli Halil Bey: Miralay.
64- Saip Bey: Erzincan Mebusu.
65- Abdurrahman Rahmi: Jin Gazetesi yazarı ve Şair.
66- Aziz Yemulkî: Jîn yazarı.
67- Lav Reşid: Jin yazarı.
68- Revanduzlu Zeynelabidin: Hukuk Müderrisi.
69- Reşid Ağa.
70- Süleymaniyeli Abdülvahid Berzenci
71- Doktor Hamdi Şakir: Mahabatlı.
72- Kadızade Mustafa Şevki: Mahabatlı.
73- Bedirhanpaşazade Abdurrahman
74- Dersimli Hüznî: Jîn yazarı.
75- Kadızâde Latif: Jîn yazarı.
76- Mahmud Nejat: Jîn yazarı.
77- Tevfik Hâmid Efendi: Hêvî üyesi.
78- Encum Yemulki: Jîn yazarı.
79- Dersimli Mılla Hıdır: Kürdistan Muhiban Cem. Kurucusu.
80- Dersimli Hasan Bey.
81- Ali Paşa: Erzincanlı Derviş Cemal Paşa sülalesinden.
82- Şeyh İbrahim: Pülümürlü.
83- Halil Bey: Divrikli, Maliye Veznedarı.
84- Müküslü Hamdi Efendi.
85- Müküslü Hamza Bey: Yazar.
86- Miralay Cibranlı Halit Bey: Sonra Azadi Reisi.
87- Mevlanzâde Rifat: 150’liklerden, Serbestî gazetesi sahibi ve yazarı.
88-  Seyid Taha: Birinci BMM’ne Hakkari Mebusu olarak çağrıldı.
89- Ahmet Hamdi Paşa
90- Mustafa Paşa: Örfi İdare Mah. Eski Üyesi.
91- Mizrayi Cizirî: Kurdistan gazetesi yazarı.
92- Hüseyin Paşa: Haydaran Aşireti Reisi.
93- Milli Aşireti Reislerinden Mahmut, İsmail, Halil, Babur.
94- Miralay Dersimli Halil Bey
95- Dersimli Necip Bey: Tıbbiye Öğrencisi.
96- Sarısaltuklu Dersimli Halil Bey.
97- Koçgirili Haydar Bey: İmranlı Bucak Müdürü.
98- Koçgirili Alişan Bey: Aşiret Reisi.
99- Koçgirili Alişêr Efendi: Kanaat Önderi ve Şair.
100- Doktor Fuat Bey: 1925’te idam edildi.

‘Kürtler bilirler gerçekleri…’
Sözlerimizi Kürdistan Teâli Cemiyeti üyesi, Musa Anter’in kayınpederi Hakkarili şair ve yazar Abdurrahman Rahmi’nin (Zapsu) Şerif Paşa’ya bir şiirsel hitabıyla noktalamak istiyoruz:

Ji Bo Şerif Paşa
Dîsa ji şecaeta te ey Xan/ Derîyek vebû ji bo me Kurdan
Êdî bes e ev cefa û zillet/ Bê ilm û fezil bimîne millet
Ev esre bilindîyê dixwazit/ Heta we ku jîn çi ye, binasit
Fexrê dikin em bi te, tu Kurd î/ Elheq ku tu mêr î, hem te merd î
Pişta te ye cumle Kurd, Kurmanc/ Lewra ku te heq kirîye armanc
Kurmanc heqîqetaşina ne/ Lewra di wê rîyê da fîda ne.

Türkçesiyle söylersek:

Yine senin yiğitliğinden ey Han/ Açıldı bir kapı biz Kürtler için
Yeter artık bu eziyet, bu hor görülme/ Yeter bilimsiz, erdemsiz kaldığı milletin
Kalkınmak ister bu çağda millet/ Ta ki yaşam nedir tanısın diye
Seninle övünürüz biz, Kürt’sün sen/ Gerçekten yiğitsin ve de mertsin sen
Arkandadır senin tüm Kürtler/ Gerçekleştirdin çünkü amacımızı bizim
Kürtler bilirler gerçekleri/ Çünkü feda olurlar o yolda.

Burada son sözü ilk kitabımın kahramanı Tevfik Fikret’in bugün için de geçerli olan şu yaşamsal belirlemesine bırakmak istiyorum: “Onlar yaptıkları hatalar yüzünden o kadar çürümüşlerdir ki bugün ancak sizin, benim bir araya gelip de sesimizin çıkamayışımızdan güç buluyorlar. Onları bizim korkumuz yaşatıyor. Biz biraz kendimizi gösterelim, bakın nasıl sinerler ve düşerler.” (M. Bayrak: Tevfik Fikret ve Devrim, 1. Bas. İst. 1973; 2. Bas. Yorum yay. Ank. 1996, s. 45-46).

ozgurpolitika.com.

Lê Binêre

Canda

Strana Canda

Canda, te gul ba biçanda Te sozek wê roja han da Şev çû canê tu …