Hevêrkan Aşiret Konfederasyonu Ve III. Haco İsyanı

Hevêrkan Aşiret Konfederasyonu Ve III. Haco İsyanı / Nezîrê Cibo

Elikê Batê`den sonra Mala Osman hanedanın en namlı üyesi III. Haco dur. Gerçekten Elikê Batê`den sonra en çok isim yapan, en çok konuşulan Havêrkan ağasıdır. Öyle ki daha önce yaygın olarak “Mala Osman” diye bilinen aile ismi ondan sonra “Mala Haco” olarak anılmaya başlanmıştır.  Haco, oldukça karizmatik bir kişiliktir. İlginç ve hareketli bir yaşam öyküsü vardır. Çok yerilen yanlarıyla birlikte adına methiyeler düzenlenecek, şiirler yazılacak kadar övülmüş, yüceltilmiştir de… Büyük ozan Cegerxwîn “Kürtlerin babası” diyecek kadar övgüyle söz ettiği gibi, Kürt davasına ihanet etmekle de suçlamıştır.  İşte bu yazımızda onun ilginç, ilginç olduğu kadar da tezatlarla dolu yaşam öyküsünü anlatacağız.  

 

III. Haco`nun babası II. Haco, devlet güçlerinin desteğiyle Mava dağında (çiyayê Mava) Cımo tarafından öldürülürken, III. Haco henüz dünyaya gelmemiştir. Annesi ona hamiledir. Babasının öldürülmesinden 4-5 ay sonra ailenin birçok üyesi gibi hanedanın merkezi olan Mizîzex köyünde doğar. Bilindiği gibi ataerkil Kürt ailesinde erkek evlat çok kıymetlidir. Ama Mala Osman için bu yeni bebek çok daha kıymetlidir. Çünkü babasının tek varisidir. Kuşkusuz aile büyüktür. Ama II. Haco’nun ismini devam ettirecek başka erkek evladı yoktur. Kürtlerde büyüklerinin anısını yaşatmak ve sürdürmek için sürdürülen bir geleneğe uygun olarak, daha doğmadan babasının ismi, yani Haco olarak belirlenmiştir. Böylece ailede Haco ismi alan üçüncü kişi olacaktır. Bu nedenle diğerlerinden ayrıt etmek için III. Haco denilmiştir. Her ne kadar rakipsiz değilse de artık asıl veliaht odur. İşte bu nedenle aileye katılan bu yeni bebek el üstünde tutulmuş, büyük bir özenle büyütülmüştür. 

Daha çok küçük yaşlarda ata binmeyi, silah kullanmayı öğrenir. Kürt geleneklerini, yaşam tarzını aşiret geleneklerini, sorunlarını, savaş yöntemlerini çok iyi öğrenir.  Delikanlılık yaşına geldiğinde büyük bir lider olma özelliklerinin yanında binicilikte, silah kullanmada usta askeri bir taktiksiyendir de. Kısacası Havêrkan sultanlarında aranan bütün özelliklere sahiptir.

 

Zaten bu özellikleri taşımayan bir liderin; merkezi bir örgütlemesi olmayan, çok başlı, hatta aynı aile içinde bile birden fazla başın olduğu, bin bir türlü küçük büyük hesabın yapıldığı, oyunun oynandığı bir coğrafyada ayakta kalması öyle kolay değildi. Onun bu özelliklerinin yanında büyük bir avantajı daha vardır: Amca çocuğu Eliyê Batê`nin desteği… Çocukluğundan delikanlılık yaşına gelene kadar, her yönüyle onun himayesi ve gözetimi altında olmuştur. Ata binmeyi, silah kullanmayı, kısacası hemen her şeyiyle yakından ilgilenmektedir.  Denilebilir ki ilerde “Büyük Haco” anlamına gelen “Hacoyê Mezin” diye anılacak olan küçük Haco birçok şeyi ondan öğrenmiştir.

 

Elî’nin, Cimo’yu öldürmesi nedeniyle Antep (Bazı kaynaklarda, Harput Cezaevi olarak geçer.) cezaevinde kaldığı süre boyunca aşiret liderliğini bizzat ele aldığı bilinmektedir. Gerçi daha sonra Elî, yakın dostu, silah arkadaşı Hıristiyan savaşçı Hana ile birlikte cezaevinden kaçıp Havêrkan`a gelir ve tekrar aşiretin başına geçer. Bir süre sonra da devlete karşı başkaldırır. (Bir önceki sayımızda anlatmıştık.) İşte Haco da bu isyanda onun yanında savaşır. O sırada 23 yaşındadır. Ama onun asıl savaşı isyanın bastırılması ve Elî’nin öldürülmesinden sonra başlayacaktır. Çünkü artık yanında efsanevi Eliyê Batê yoktur. Yasını bile tutacak zaman bulamaz. Yığın sorunla karşı karşıyadır. Bir yandan Konfederasyon içindeki sorunlar, aile içindeki liderlik kavgaları, diğer yandan devletin baskıları…

Daha önce Elî’nin denetiminde olan Havêrkan tamamen devlet kontrolüne girmiştir. Görülmedik yoğunlukta baskı ve terör estirilmektedir. Yüzlerce insan, isyana katılmış gerekçesiyle tutuklanıyor, bir daha geri dönmemek üzere uzak diyarlara sürülüyordu. Yüzlercesi sokak ortasında kurşuna dizliyordu.

 

Bu terör kasırgası aralıksız olarak isyanın bastırıldığı tarih olan 1919’dan 1921 yılına kadar sürer. Bu tarihlerde Kemalist hareketin oluşturduğu yeni ordu birlikleriyle 1. Dünya Savaşı’nın galipleri olan İngiltere ve Fransa tarafından desteklenen Yunan ordusu arasında savaş kızışmaktadır. Yunan birlikleri Izmir’e çıktıktan sonra Batı Anadolu’da ilerlemeye başlarlar. Diğer yandan Eski Osmanlı devlet düzenine ve padişaha bağlı güçlerle Kuva-ı Milliye denilen Kemalist harekete bağlı güçler arasında da çatışmalar yaşanmaktadır. Bütün askeri birlikler batıya kaydırılmaktadır. Bu nedenle Havêrkan`daki baskılar hafifler, nispi bir rahatlama görülür. Yöre halkı rahat bir nefes almaya çalışır.

Ama ne gezer… Bu sefer, gerek Elikê Batê isyanı sırasında, gerekse de isyan sonrasında devlet güçlerinin yanında yer alan ailenin bir diğer üyesi Çelebi ve kardeşi II. Serhan ile Haco arasında çatışmalar başlar. Havêrkan konfederasyonuna bağlı bazı aşiretler Çelebi`yi lider olarak kabul ederken diğer bir kısmı Hacoyu… Başlarda Haco`ya çok az bir aşiret gücü destek verir. Çünkü Çelebi devlet taraftarıdır. Pragmatik nedenlerle birçok aşiret onun yanında yer almayı tercih eder.

 

Bu arada iki tarafa da uzak durup bağımsız davranan aşiretler de vardır. Ancak tüm bunlara rağmen Haco, ne yaptığını bilen, cesur, cesur olduğu kadar da akıllı ve kıvrak zekâya sahip bir lider olarak durumu kendi lehine çevirmesini bilir.

Mümkün olduğu kadar Çelebi’yle büyük çatışmaya girmeden, yandaşı olan köylere zaman zaman gözdağı vererek, zaman zaman talan ederek onları yıldırıyordu. Özellikle savunmasız, Çelebi`nin korumasından uzak köyleri hedef alıyordu. Böylelikle fazla kayıp vermeden, en az zararla adım adım hedeflerine ulaşıyordu. Hedeflerine ulaşmak için kullandığı tek yöntem silah değildi. Barışçı, politik yöntemleri de ustalıkla kullanıyordu. Tarafsız olan aşiretlerle iyi ilişkiler geliştirerek onları kazanma yoluna gidiyordu. Oldukça başarılı da oluyordu. Riskli durumlarda tehlikeye girmiyordu. Macerayı sevmezdi. Mantıklıydı. Başarıyı garantilemeden hiçbir eyleme girmezdi.  Uyguladığı bu isabetli ve akıllı taktiklerle günden güne gücünü arttırıyordu. 1925 yılına gelindiğinde her ne kadar tek lider değilse de konfederasyonun en güçlü lideri konumuna gelir.

                                          

Ailenin diğer üyesi ve onun en büyük rakibi Çelebi ise giderek köşeye sıkışır. Sıkıştıkça da devlete yakınlaşır. Devlete yakınlaştıkça da itibar kaybına uğruyordu. Çünkü Havêrkan’da devlet yandaşlığı pek geçer akçe olmamıştır. Milliyetçi duyguların yoğun olması nedeniyle zaman zaman pragmatik davranan kesimler hariç, bu tür yaklaşımlar hep soğuk karşılanmış hatta ihanet olarak değerlendirilmiştir.  

 

1925 Hareketinde Haco’ nun Tutumu

 

Babası II. Haco ve diğer Havêrkan sultanları gibi III. Haco’nun da hedefinde sadece Aşiret liderliği yoktu. Onun “hedefinde bütün Kürt milliyetçilerini”(M. Van Bruinessen), hatta bütün Kürtleri kendi liderliğinde bir araya getirmek vardı.  Diğer bir ifadeyle, onun hedefinde bağımsız bir Kürt devletini kurmak vardı. Bu amaçla, Havêrkan`da bir ölçüde hâkimiyet sağladıktan sonra, daha önce Elikê Batê’nin yaptığı gibi etkinlik alanını genişleterek Kürdistan’ın çeşitli bölgelerindeki aşiret liderleriyle temas kurduğu, görüşmeler yaptığı, yoğun bir hazırlık yaptığı bilinmektedir. Hatta bu amaçla Azadi örgütüyle ilişki kurmuş ve yöredeki örgütsel faaliyetlerini teşvik etmiş, desteklemiştir.

Ne var ki o daha işin başında iken, Kürdistan’ın başka bir bölgesinde; Diyarbakır yöresinde Şey Sait liderliğindeki hareket patlak verdi.  Her ne kadar zamansız, programsız başlasa da, Piran’da başlayan hareket kısa sürede geniş bir alana yayılır. Devlet güçleri isyanı bastırmakta zorluk çekerler. Geri çekilmek zorunda kalan devlet bildik bir yöntemi devreye sokar; Kürdü Kürde kırdırma… İsyan bölgesine büyük bir askeri yığınak yapılırken diğer yandan isyana katılmamış tarafsız kalan birçok Kürt aşiretini de isyancılara karşı savaşmaya zorlar. İsyancılarla çatışmak istemeyen birçok aşiret savaş alanına sürülür ve çatışmak zorunda bırakılır. İşte bu şekilde isyancıların üzerine sürdürülmek istenen güçlerden biri de Havêrkanlılardı.

 

Yukarda belirtildiği gibi, Havêrkanlılar bu yeni duruma henüz hazır değillerdi. Gafil avlanmışlardı. Son isyanlarından sonra(Elikê Batê isyanı) bölge tamamen devlet kontrolüne girmiş ve büyük kayıplar vermişlerdi. Üstelik iç çatışmalar sonucunda daha da hırpalanmış, iyice zayıf düşmüşlerdi. Devlet güçlerine karşı yeni bir isyana hazırlıklı değillerdi. Şeyh Sait Hareketi’ne bu nedenle destek sağlayamıyor, devleti tekrar karşılarına almayı şimdilik göze alamıyorlardı.

Böyle bir durumda isyancılara karşı savaşmak ise Haco için kabul edilmesi mümkün değildi. Ne var ki, Devlete açıkça hayır da diyemiyordu. Çünkü bu durumda devletin şimşeklerini üstüne çekmesi kaçınılmazdı. Açıkçası Havêrkan lideri çıkmaz bir sokaktaydı. İşi çok zor görünüyordu. Hangi yöne dönse bir çıkar yol görünmüyordu. İşte bu noktada iş onun kıvrak zekâsına kalıyordu; öyle bir yöntem bulmalıydı ki, ne devletin şimşeklerini üstüne çekecek, ne de devletin yanında yer aldı dedirip, ihanet damgası yiyecekti. Yani bir taşla iki kuş vurmalıydı. Çok zor gibi görünüyordu ama Havêrkan liderinin kıvrak zekâsı öyle bir yöntemi bulur. Yöntem şöyle:

Devletin çağrısına evet diyerek askeri güçlerini toplayacak ve Diyarbakır’a doğru yola çıkacak.  Ancak öyle bir yol güzergâhı seçmeli ki, isyancılarla karşılaşmasın, yolları kesişmesin. Öyle de yapar. Adamlarıyla yolu uzattıkça uzatır. Beklenti, isyanın şu veya bu şekilde sonuçlanması ve sonuca göre eğilimini belirlemesi.

Seçtiği güzergâhı takip ederek,  isyan merkezine uğramadan Siverek’e ulaşır. Buraya ulaştığında artık isyan sona ermiştir. Devletin bölgeye yaptığı büyük askeri yığınak karşısında dayanamayan isyancılar dağılır ve bir Kürt isyanı daha sona erer.

 

Bu durumda Haco, Kürtler arasında hain durumuna düşmediği gibi devlet nezdinde de durumunu iyileştirdiğine emindir. Öyle ya devletin, isteği doğrultusunda hareket etmiş, diğer yandan isyana karşı da savaşmamıştır. Ama yine de milliyetçi Kürt kamuoyunda bu tutumundan dolayı ağır eleştirilere hedef olmaktan kurtulamamıştır.

Büyük ozan Cegerxwîn, Hayat Hikâyem adlı eserinde Şeyh Said Hareketi`nin yenilgiyle sonuçlanmasının nedenlerini anlatırken şunları aktarmaktadır:

“Herkes zafer gününü bekliyordu. Ama unutmamak gerekir ki bazı insanlar ikili oynuyordu. Bunlar kendi halkının düşmanı işgalcilerin ise dostu idiler. Havêrkanlı Haco Ağa, Surgiçli Kamil Ağa, Derikli Hacı Necim, Ramanlı Eminê Ehmed, Diyarbakırlı Cemil Paşa’nın oğlu Mıhemed, Türklerle birlikte Şeyh Said’e karşı savaşıyorlardı.” 

Görüldüğü gibi, ikili oynayan veya harekete karşı devletin yanında savaşan Kürt ağaları sayılırken Haco’nun ismini en başta vermiştir.

Yine aynı eserde, isyanın bastırılmasından sonra yakalanan isyancıların yargılandığı mahkeme salonunda izleyicilere ayrılan bölümde oturumu izleyen Haco’nun ağzından şunlar aktarılır:

 

“Haco Ağa anlatıyor:

 

Ben ve Ali Ihsan Paşa sorgulamayı adliyenin balkonundan izliyorduk. Şeyh’e önce doğru söyleyeceğine dair yemin ettirildi. Başkan sordu: “Doğru söyle kimdi suç ortakların, kimler sana komutanlık etti?” Şeyh, “bütün müslümanlar arkadaşımdır.” dedi.

Sorgucu birkaç isim sordu. Şeyh, “Doğru, onlar arkadaşımdır.” dedi. Sıra benim adıma gelince, “Onu tanımıyorum. Ama Êzidî Haco’nun bize karşı Karacadağ’da savaştığını duydum.” dedi. Şeyhe sorulan bu soru üzerine Türklerin sadece isyancıları değil bütün Kürt ileri gelenlerini hedef aldığını anladım.”

 

Görüldüğü gibi Havêrkan liderinin isyana karşı savaşmamak ve hain damgasını yememek için yaptığı manevra pek işe yaramamıştır. Büyük Ozan onun içinde bulunduğu durumu şu Kürt atasözü ile açıklamaktadır:  “Heçi li ser du singan bilîze, wê yek nav dilê wî kevî.”(İki kazık üstünde oynamaya kalkarsan onlardan biri kalbine batar). Yani Havêrkan lideri iki kazık üzerinde cambazlık yapmaya kalkışmış, ama kazıklardan biri kalbine batmıştır. Diğer bir ifadeyle devleti karşısına almak istemediği gibi, isyan aleyhtarı bir konumda da görünmek istememiştir, ama görünen o ki pek başarılı olamamıştır.

 

Anlaşılacağı gibi, yer yer ağır eleştirilere maruz kalmış, hatta Kürt davasına ihanet etmekle suçlanmıştır. Gerçekten de 1925 Hareketi’ndeki tutumuna yönelik bu ve buna benzer eleştiriler, günümüze kadar devam etmiştir. 

Bugün yaşayan bazı aile büyüklerinden bu konuyu sorduk. Onların yukarıdaki gelişmelerle ilgili anlatımları çok farklıdır. Onlara göre; Haco ateşli bir Kürt milliyetçisiydi ve hep öyle yaşamıştır. 1925 isyanına karşı savaşmamıştır.  Tam tersine emrindeki 3000 kişiyle isyancılara katılmak için Diyarbakır’a doğru yola çıkmıştır.   Devlet güçleriyle karşılaşıp, gereksiz bir çatışmaya girip güç kaybına uğramamak için yolunu uzatır. Siverek’e ulaştığında isyanın devlet güçlerince bastırıldığını öğrenir. Bir ara güçlerini Karacadağ yöresinden Diyarbakır’a sokmak ister ancak başarılı olamaz. Devlet güçleri ve yandaşı aşiretler tarafından engellenir. Daha sonra da devlet güçleriyle doğrudan bir çatışmaya girmenin intihar olacağını bildiğinden bir daha denememiştir. Ama zamanı geldiğinde Kürtlerin özgürlüğü için savaşmaktan kaçınmamıştır.(Aşağıda anlatacağımız 1926 isyanı kastediliyor.)

 

Ayrıca bazı kaynaklar, Cegerxwin’nin anlattığı mahkeme olayını farklı olarak şöyle anlatmaktadırlar: Devlet, Haco’nun Şeyh Said yandaşı olduğunu ve isyana destek verdiğini anlamıştır. Bu nedenle mahkemeye çağrılmıştır. Amaç bir yolunu bulup onu idam ettirmektir. Özellikle Şeyh Said’in ağzından laf almak için onu tanıyıp tanımadığını, isyana yardım edip etmediğini ısrarla sorarlar. Sorulara karşılık olarak Şeyh “Êzidî Haco’nun Karacadağ`da bize karşı savaştığını duydum.” diye cevap verdiğini, ancak bunun tamamen onu korumak ve İstiklal Mahkemeleri`nde yargılanmasına engel olmak için söylenen sözler olduğunu belirtmişlerdir. Yine aynı kaynaklar, Şeyh Said’in tutuklanmadan önce Havêrkan liderine bizzat kardeşi Mehdi`yle bir mektup yollayarak, isyanın başarıya ulaşmadığı, bütün güçlerinin dağıldığını,  yarım kalan bu mücadeleye kendisinin devam etmesi vasiyetinde bulunduğunu yazmışlardır. 

 

Tüm bunlara rağmen, isyan sırasında sergilediği tutum ne olursa olsun, Haco’nun milliyetçi ve özgürlükçü eğilimini yadsımak mümkün değildir. Yine ne amaçla yapılmışsa yapılsın,  isyan sırasında yaptığı manevra Havêrkan’lılara belirli ölçüde yararı olmuş, onları rahatlatmıştır. Öncellikle can kaybı vermeden evlerine dönmüşlerdir. Böylece mevcut askeri güçlerini korudular. Bu bir. İkincisi; devletle ilişkileri bir süre için iyileşir. Kısa bir sürede olsa rahat bir nefes alırlar. Böylece yeniden toparlanma imkânı bulurlar. 1926 yılına girildiğinde artık yeni bir başkaldırı için kendilerini hazır hissederler.    

 

1925 Sonrası

 

Şeyh Said Hareketi sona ermişti. Tahribat çok büyüktü. Binlerce cana mal olmuştu. Kürdistan yeniden hükümet güçlerinin kontrolüne girmiş, müthiş bir terör ve kıyım hareketi başlamıştı. Köyler yakıp yıkılıyor, binlerce insan yerinden yurdundan ediliyor, uzak diyarlara sürülüyordu. Tabi bunların çoğu herhangi bir yerleşim yerine varmadan açlıktan, yorgunluktan ya da hastalıktan ölüyordu.  Kuşkusuz bütün bunlardan en çok isyan merkezi ve buraya yakın, isyana doğrudan katılan kesimler etkileniyordu. Ama Kürdistan’ın hemen her tarafı bu yıkım hareketinden şu veya bu şekilde nasipleniyordu. 

 

Havêrkan da bir ölçüde bu anlamda etkileniyordu. Ama denilebilir ki başlarda bu terör kasırgasından en az etkilenen yörelerdendir. Bunun birkaç nedeni vardır; birincisi, yöreden harekete kitlesel bir katılım olmamıştır. İkincisi Haco’nun yukarda anlattığımız taktiksel manevrası. Üçüncüsü Haco’nun rakibi olan Çelebi ve ona bağlı birçok aşiretin devletin yanında yer alması.  Bu nedenledir ki sağ kalıp, devlet güçlerinin elinden kaçabilen birçok yurtsever devletin hışmından kurtulmak için önce buraya sığınıyordu. Daha sonrada Suriye veya Irak’a geçiyordu.

 

Ancak bu durum pek uzun sürmedi olmadı. Devlet isyan bölgesinde kontrolü tamamen sağladıktan sonra bu sefer dikkatini Kürdistan’ın diğer bölgelerine çevirdi. Bunların başında da Havêrkan vardı. Çünkü zaten mimliydi! Öncellikle bölgeye büyük bir askeri yığınak yapıldı. Birçok yeni karakol yaptırılarak jandarma birlikleri yerleştirildi. Sonra da tabiri uygunsa büyük bir sürek avı başlatıldı. Yörenin birçok ileri geleni, aşiret lideri, şeyhi, aydını, okumuş ve milli duygular taşıyan birçok insanı,  yurtseverlikleriyle ünlü Kürt melelerini toplamaya başladılar. Birçoğu sorgusuz sualsiz tutuklandı, birçoğu Anadolu’nun uzak yerlerine sürüldü. Birçoğunun da akıbeti hakkında bu güne kadar herhangi bir bilgi edinilememiştir.

 

İlginçtir, bunlar yapılırken devlet yanlısı ya da devlet aleyhtarı diye bir ayrımın yapılmamış olmasıdır. Tek ölçü Kürt olması ve suya sabuna dokunabilen, toplumda etkili olabilecek bir yapıda olmasıydı.  Öyle ki yıllarca, daha Osmanlı Devleti döneminden beri, milliyetçi Kürt akımlarına karşı devletin en sadık müttefiki olmuş birçok aşiret lideri de bu sürek avından kurtulamamıştır. İşte bunlardan biri Haco’nun amca çocuklarından, rakibi ve devlet yandaşlığıyla tanınan Çelebi’dir. Çelebi, Elikê Batê isyanında devletin yanında yer almış, isyanın bastırılmasında büyük rol oynamıştı. 1925 Hareketine karşı yine devlet güçlerinin yanında yer almış ve bu anlamda devlete büyük hizmetlerde bulunmuş biridir. Bu nedenle de kendinden emin, devletin kendisine dokunacağı aklına bile gelmemektedir. Ama hiç beklemediği başına gelir. Jandarmalar bir gün kapısına dayanır ve alıp götürülür. Uzun süre haber alınamaz. Çok sonra, artık ömrünün son günlerinde Antep’te sürgünde olduğu öğrenilir. Büyük Çelebi`nin cenazesinin bile Havêrkan’a gelmesine izin verilmez. Bugün mezarının yeri bilinmiyor.   

 

Çelebi başına gelecekleri tahmin bile edemiyordu. Fakat Haco temkinliydi ve olacakları tahmin edebiliyordu. Bu nedenle de boş oturmuyordu, yoğun bir hazırlık içindeydi. Öncellikle, konfederasyona üye bütün aşiret liderleriyle toplantılar düzenleyerek, tek tek görüşmeler yaparak, onları birleştirmeye çalışıyordu. Öte yandan ulaşabildiği diğer bölgelerdeki, komşu aşiretlere de birlik çağrıları yaparak, devlete karşı Kürtleri birleştirmeye çalışıyordu. Hatta Suriye ve Irak’taki Kürt liderlerine heyetler gönderiyor, destek istiyordu. Ne var ki bu çalışmalarında pek başarılı olduğu söylenemez. Yaptığı çağrılar, zaten kendisine bağlı olan aşiretler ve bazı bireysel katılımların dışında pek cevap bulamaz. Katılanların çoğu 1925 Hareketi’nin sona ermesiyle yöreye sığınanlar olmuştur. Bunların arasında yukarda sözü edilen Şeyh Said’in kardeşi Mehdi de vardır.

 

Haco aşiretin tümünü birleştirme çabası içinde iken, amcaoğullarından Saroxan ile itilafa düşer. Aralarında yaşanan çatışmaların ardından kendisine bağlı adamlarıyla sınırın güneyine yani Suriye’ye geçer.  Bu olay moralleri daha da bozar. Ama Havêrkan lideri öyle kolay pes edeceklerden değildir. Hazırlıklarına devam eder, daha da yoğunlaştırır.

Bu arada devlet güçleri de hareketliliği yakından izlemekteler. Zaten yörede her zaman devlet yandaşı olan aşiretler en ufak gelişmeleri yetkililere bildirmeyi bir görev sayarlardı. Haco’nun faaliyetlerini de günü gününe bölgedeki sivil ya da askeri birimlere iletiyorlardı. Hatta son çalışmalarla ilgili düzenli bilgi verenlerden birisinin Antep’te sürgünde iken ölen Çelebi’nin oğlu Hüseyin ve yandaşları olduğu söylenmektedir. Bilgi aktıkça alınan önlemler de ona göre artıyordu. Başta Haco ve ailesi olmak üzere aşiretin diğer ileri gelenleri yakından izlenmekte, göz hapsinde tutulmaktadır. Birkaç kez Haco’yu tutuklama girişimleri olur ama başarılamaz. Anacak çember giderek daralmakta, Havêrkan demir bir kıskaca alınmaktadır. 

 

1926`nın Mart ayında hareket başlar. Yine konfederasyonun merkezi olan Midyat’tan başlayan isyan, Nuseybin sınır şeridi boyunca yayılır.    Kürdistan’da tarih yine tekerrür ediyordu. Havêrkan güçleri bölgedeki karakollara özellikle de sınır karakollarına saldırarak ele geçirdiler. Resmi kurumlara el koydular. Sivil askeri birçok görevliyi rehin aldılar. Geri kalanları da bölgeden kovdular. Yaklaşık iki hafta boyunca bölgeyi kontrol altına tuttular.

Ancak hemen göze çarpan, isyanın çok büyük zaaflara sahip olmasıydı. Yeterli hazırlıkların yapılmadığı, iyi bir zamanlamanın yapılmadığı, özellikle askeri anlamda büyük eksikliklerin olduğu hemen fark ediliyordu. Dolaysıyla akla şöyle bir soru geliyordu; nasıl olur da Haco gibi iyi bir askeri taktiksiyen bu kadar zaaf gösteren bir hareketi başlatabilir? Bu soruya verilen cevaplar farklılık göstermiştir. 

 

M.V. Bruinessene göre;

“İsyan çok kötü planlanmış gibiydi ve sebebi hiçbir zaman tam belli olmadı. Belki Kürtlere karşı Türk misillemesi bölgeyi etkilemişti. Muhtemelen daha önceden düşünülmüş, fakat uygulanamamış planlar vardı. Kürdistan’ın diğer bölgelerinde kendiliğinden küçük isyanlar olmaktaydı. Yine de Haco’ nun Kürt ulusunun birliğiyle ilgili çağrısı bir karşılık bulamadı… Birçok aşiret reisi ona tabi olmaktan korkmuştu.”

Seydayê Cegerxwîn ise, Haco’nun 1925 Hareketi`nde sergilediği tutumun üzerinde yarattığı şaibeyi dağıtmak ve bir yerde Kürt kamuoyunda kendisini temize çıkartmak için yaptığı bir manevra olarak değerlendirerek şu ifadeyi kullanmaktadır: “Haco yağmurdan sonra ıslanmasın diye öküzün sırtını örtüyordu.”

Ailenin bugün hayatta olan büyüklerinden Elikê Batê’nin torunu II. Elikê Batê ise isyanın zamansız ve yetersizliklerinin nedenini şöyle açıklamaktadır:

“Henüz hazırlıklar tamamlanmamıştı. İstenilen destek alınamamış, birlik sağlanamamıştı. Örneğin Cizre, Şırnak dolaylarındaki aşiretlere yapılan birlik çağrılarına henüz cevap alınmamıştı. Bu nedenle Haco’nun harekete geçme niyeti yoktu. Ama Çelebi taraftarları (Haco’nun amca çocuğudur. Yukarda söz edilmişti) hükümete yapılan hazırlıkları haber verdiler. Bunun üzerine devlet güçleri onu ve yakın arkadaşlarını yakalamak için harekete geçtiler. Haco da yakalanacağını anlayınca da mecbur kaldı ve isyanı başlattı. Doğal olarak eksiklik ve yetersizlikleri olacaktır.”                                                                                                                                  

Nedenler ne olursa olsun, isyanın başarıya ulaşmasının en ufak bir şansı yoktu. İsyan lideri de bunu biliyordu. Dolaysıyla en az zararla işin içinden sıyrılma çareleri aranıyordu. Aslında çare de tekti; sınırın güneyine geçmek.

 

Öyle de yapıldı. Haco’nun emriyle Havêrkan`lılar taşınabilir bütün mal varlıklarını alarak Suriye`ye taşındılar. Taşınma devam ettiği süre boyunca birçok devlet memuru ve asker rehin olarak bekletildi. Ama buna rağmen sınırı geçme öyle kolay olmadı. Genellikle eli silah tutan gençler varsa eşleri, çocukları, alabildikleri eşyalarıyla sınırı geçerlerken, geride yaşlı hasta olanlar, topraklarından yurtlarından kopmak istemeyenler kalıyordu. Böylece aileler parçalanıyor, dağılıyordu. Üstelik kontrolü tamamen ele geçiren devlet güçlerinin bin bir türlü baskı ve terörü de cabası… İsyancılar sınırı geçerken uçaklar sınır boyunca bütün köyleri bombalıyordu. Bombarduman günlerce devam etti. Köyler yerle bir ediliyordu. İnsanlar korkudan köylere giremiyordu. Birçoğu Suriye tarafındaki sınır köylerine sığınıyor, ya da tarlalarda aç ve açıkta barınmaya çalışıyordu. Köylerin çoğu artık oturulmaz hale getirildikten sonra sınır komutanları çağrılar yaparak, köylerine dönenlere kesinlikle dokunulmayacağını bildirdiler.  Buna kananlar geri dönüyordu. Ama onları çok kötü sürprizler bekliyordu;   sınır komutanlarının sözlerine kanıp geri dönenler, ya topluca kurşuna diziliyor ya da bir daha geri gelmemek üzere bilinmeyen yerlere götürülüp yok ediliyor ya da evlere kapatılıp diri diri yakılıyordu.

 

Böyle bir olaya şahit olan Cegerxwîn şunları aktarıyordu:

“Birçok insan sınır komutanı’nın sözüne kanarak köyüne döndü. Katiller dönenleri ikiye ayırdı. Erkekleri muhtarın çevresine toplayıp birbirine bağladılar. Sonra makineli tüfeklerle kurşuna dizdiler, cesetleri yaktılar. Çocukları ve kadınları damlara tıktılar, odun ve kuru otlarla onları tutuşturdular. Kadınlar, çocuklar ve bebeler yanan ve çöken evlerde kül oldular.”

Ya Güneye geçenler, çok mu rahat etti? Tam tersine onları da bin bir türlü dert ve bela bekliyordu.


Bu yazı, Nezirê CİBO “Heverkan Sultanları-1” isimli kitabından alınmıştır.

kudbettina.blogspot.com.

Lê Binêre

Canda

Strana Canda

Canda, te gul ba biçanda Te sozek wê roja han da Şev çû canê tu …