TELEPİNU

BİR HİTİT EFSANESİ: TELEPİNU

Canlılara bereket veren Telepinu, bir gün çılgın bir öfkeyle bağırdı.
“Çok kızgınım! Kimse yanıma yaklaşmasın!” O kadar öfkeliydi
ki sağ ayakkabısını sol ayağına, sol ayakkabısını sağ
ayağına giymeye çalıştı. Bu onun öfkesini daha da artırmıştı.
Sonunda ayakkabılarını giydi ve gösterişli bir şekilde çıkıp
gitti. Yanına olgunlaşan tohumları, bereketli rüzgârları ve tarlalarda,
otlaklarda ve çayırlardaki verimli ürünleri aldı. Kırlara
doğru gitti ve bir koru içinde gözlerden uzak bir çayıra geldi.
Orada üzerinde bir bitkinlik hissederek uyuyakaldı.

Telepinu’nun öfkesi tüm doğayı üzmüştü. Sis kırların üzerinde
girdap gibi dönüyor, evlerin pencerelerini kaplıyordu. İnsanların
evlerini duman doldurdu. Kütükler ocaklarda için için
yanıyor ve alev almıyordu. Ağıllardaki koyunlar ve ahırlardaki
sığırlar birbirlerini bilmezlikten geldiler. Kuzular, danalar bile
anneleri tarafından hiçe sayılıyorlardı. Sığırlar, koyunlar ve insanlar
artık gebe kalmıyorlardı. Hamile olanlar bile yeni bir cana
hayat veremediler.

Tarlalarda artık darı, buğday ve arpa yetişmiyordu. Bütün
bitkiler kurudu ve öldü. Nem olmadığı için dağlar tepeler kuraklaştı.
Ağaçlar da kurudular ve taze filiz vermediler. Çayırlar
kavruldu ve kaynaklar buhar olup uçtu. Ülkede kıtlık ortaya
çıktı; hem insanlar hem de tanrılar açlıktan öleceklerinden korkmaya
başladılar.

Fırtınalar tanrısı Taru, tanrılara bir göz gezdirdi ve oğlunu
merak etti. “Telepinu burada değil” diye bağırdı, “öfkelendi ve
bereketli her şeyi yanında götürdü.”
Büyük tanrılar ve küçük tanrılar Telepinu’yu aramaya başladılar.
Tepelerde ve geniş vadilerde oradan oraya dolaştılar.
Gölleri ve ırmakları geçtiler. Ancak onu bulamadılar.
Sonra Güneş Tanrısı “Git Telepinu’yu ara! Bütün yüksek
dağları araştır! Derin vadilere bak! Denizin mavi dalgalarını
araştır!” diyerek hızlı kartalı gönderdi.

Kartal çok uzakları ve çok geniş bir alanı araştırdı, fakat Telepinu’yu
bulamadı. En sonunda güneş tanrısına döndü ve “Telepinu’yu
aradım. Yüksek dağların üzerine süzülerek yüksel dim, derin vadilerin içine daldım ve denizin mavi dalgalarının
üzerinden adeta sıyırırcasma geçtim. Yüce tanrı Telepinu’nun
izini bulamadım!” dedi.
Fırtınalar tanrısı kaygılandı ve öfkelendi. Babasının yanına
gitti ve “Benim oğlumu kim gücendirdi ki, tohumlar kurudu ve
her şey soldu” dedi.
Babası şöyle yanıt verdi: “Onu kızdıran senden başkası değil,
sorumlu da sensin!”
Taru karşılık verdi: “Yanılıyorsun! Ben sorumlu değilim.”
Bunun üzerine babası: “Konuyla ilgileneceğim. Eğer suçlu olduğunu
öğrenirsem seni öldürürüm. Şimdi git Telepinu’yu
bul!” dedi.

Sonra Taru, ana tanrıça Nintu’nun yanına yaklaştı ve “Telepinu
öylesine kızdı ki bütün tohumlar Öldü ve her şey kurudu.
Babam, bunun benim hatam olduğunu söylüyor, bu konuyla
ilgilenmemi istiyor ve beni öldürecek. Neler oldu? Ne yapacağız?
Eğer Telepinu yakında bulunamazsa hepimiz açlıktan
öleceğiz” dedi.
Nintu yanıt verdi: “Sakin ol ve sakın korkma, eğer senin
hatansa ben düzeltirim. Eğer hata senin değilse, yine düzelteceğim.
Bu arada sen Telepinu’yu bul. Senin rüzgârların çok uzaklara
ve geniş alanlara yolculuk edebilir.”

Böylece Taru, Telepinu’yu aramaya başladı. Oğlunun kentine
gitti ve evinin kapısını çaldı. Fakat kimse yanıt vermedi ve
kapı açılmadı. Sonra sinirlendi ve Telepinu’nun evine zorla girdi.
Fakat oğlunu yine de bulamadı. Aramaktan vazgeçti ve Nintu’ya
geri döndü. “Onu evde bulamadım” dedi. “Başka nerelere
bakabilirim?”
Nintu yanıtladı: “Sakinleş. Ben onu sana getireceğim. Bana
arıyı getir, onu eğiteceğim ve Telepinu’yu arayacak.” Taru,
Nintu’nun isteğini yaptı ve biraz sonra arıyla birlikte geri geldi.
Nintu ona şöyle dedi: “Küçük arı, git ve Telepinu’yu ara.
Onu bulduğunda ellerini ve ayaklarını sok. Ayaklarının üzerinde
sıçrayana dek sok onu! Sonra balmumundan biraz al ve gözleriyle
ayaklarını sar. Onu arındır ve huzuruma getir!”

Taru, Nintu’yu küçük arıyla görünce, “Büyük tannlar, küçük
tanrılar Telepinu’yu aradılar ve bulamadılar. Nasıl küçük
bir arının bu işi bizden daha iyi yapabileceğini düşünüyorsun”
dedi. “Kanatları çok küçük ve zayıf, kendisi de son derece küçük
ve zayıf bir yaratık. Tanrıların başaramadığı bir işi nasıl becerecek?”
Nintu yanıt verdi: “Taru, kuşkularına karşın an Telepinu’
yu bulacak. Sadece sabırla bekle ve gör!”
Arı kentten aynldı ve her yerde Telepinu’yu aradı. Akın-tılı
nehirleri ve uğultulu kaynaklan araştırdı. Sıra sıra tepeleri, engebeli
dağlan, kurak düzlükleri ve yaprakları olmayan ağaçlıklan
dolaştı. Çok uzun süren yolculuk, gerçekten büyük bir gayretti
ve an uçarken gövdesindeki bal ve balmumunu tüketmeye
başladı.

Sonunda Telepinu’yu ağaçların arasında bir çayırda uzanmış
uyur bir halde buldu. Ellerini ve ayaklarım soktu ve sonunda
Telepinu’yu derin uykusundan uyandırdı. Telepinu ayağa
kalkar kalkmaz, gözlerine ve ayaklarına bir parça balmumu sürdü.
Onu arındırdıktan sonra çayırda uyuyarak ne yaptığını sordu.
Telepinu kızgın bir şekilde yanıt verdi: “Sadece çok Öfkelendim
ve yürüyüp uzaklaştım. Beni uykumdan uyandırmaya
nasıl cesaret edersin! Bu kadar kızgınken beni nasıl seninle konuşmaya
zorlarsın!”
Telepinu daha da öfkelenmişti. Azametle ayağa kalktı. Daha
fazla zarara neden olmak için pınarlarda hâlâ fışkıran ne varsa
önüne set çekti. Akan nehirleri kıyılarından taşırdı ve her yeri
harap eden seller yarattı. Su şimdi evleri basıyor, kentleri yok
ediyordu. Bu şekilde Telepinu koyunların, sığırların ve insanların
ölümüne neden oldu.

Tanrılar dehşete düştüler ve “Telepinu neden bu kadar kızdı?
Ne yapacağız? Ne yapacağız?” diye sordular.
Sonra ulu güneş tannsı, “Bırakın şifa ve sihir tanrıçası Telepinu’yu
kutsal nağmelerle sakinleştirsin! Erkek bir insanoğlu
getirin. Telepinu’yu’arındırmak için büyüsünü kullansın” dedi.
Şifa ve sihir tanrıçası şarkı söylemeye başladı: “Ey Telepinu!
İşte sedir ağacının tatlı ve yatıştırıcı kokusu. Yoksun bırakıldıklarımız
geri gelsin! işte seni arındırmak için özsu. İzin ver
kalbini ve ruhunu güçlendirsin. İşte burada bir dan başağı du
ruyor, bırak kalbini ve ruhunu cezbetsin. İşte susam da burada!
İzin ver kalbini ve ruhunu yatıştırsın, rahat ettirsin. İşte incirler
orada duruyor! İncirler nasıl tatlıysa bırak kalbin ve ruhun da
öyle tatlı olsun. Zeytin nasıl içinde yağı ve üzüm de şarabı tutuyorsa,
sen de kalbinde ve ruhunda krala karşı iyi duygulara sahip
ol ve ona karşı nazik davran!”
Telepinu tannçanın yanına müthiş bir Öfkeyle yaklaştı. O
gelince, karanlık yeryüzü üzerinde ışıklar parlamaya ve şimşekler
gürüldemeye başladı.

Şifa ve sihir tanrıçası şarkı söylemeyi sürdürdü. “Telepinu
öfkeliyken kalbi ve ruhu tıpkı çalılar gibi yandı. Öyleyse öfkesi,
hiddeti ve taşkınlığı kendilerini yakıp yok etsin! Tıpkı maltın
kısır olması ve tohum olarak ve ekmek yapmak için kullanılamaması
gibi onun kızgınlığı, öfkesi, hiddeti ve çılgınlığı da kısırlaşsın.
Telepinu öfkeliyken kalbi ve ruhu ateş gibi yanıyordu,
liu ateş nasıl söndüyse öfke, kızgınlık, hiddet ve çılgınlık da
sönsün.”
Sonunda “Ey Telepinu kızgınlığından, öfkenden, hiddetinden
ve çılgınlığından vazgeç! Bir boru içindeki su nasıl yukarı
akamazsa, senin Öfken, kızgınlığın, hiddetin ve çılgınlığın da
geri dönmesin!”

Tannlar ağacın altındaki mecliste bir araya gelince erkek
İnsan şöyle dedi: “Ey Telepinu, sen ağacı yaz sıcağında bırakınca
ürünler hastalandı. Ey Telepinu öfken, kızgınlığın hiddetin
ve çılgınlığın bitsin artık. Ey ağaç, baharda beyazlara bürünürsün,
ama sonbaharda kıyafetin kan kırmızısı olur. Öküz altından
geçtiğinde, tüylerine sürtünür ve yolarsın. Koyun altından
geçtiğinde yününü yolarsın. Şimdi de Telepinu’nun öfkesini,
kızgınlığını, hiddetini ve çılgınlığını yol! Fırtınalar tanrısı geldiğinde
eğer korkulacak derecede kızgınsa, rahip ilerlemesini keser.
Sütle pişirilen lapa taştığı zaman, kaşık daha fazla karıştırmaz
ve durur. Benim sözlerim de Telepinu’nun öfke, kızgınlık,
hiddet ve çılgınlığım durdursun!”

“Telepinu’nun öfkesinin, kızgınlığının, hiddet ve çılgınlığının
uzaklaşıp gitmesini sağla!” diye dua etti adam. “Evi, pencereyi,
avluyu, kapıyı, kapının ötesini ve kralın yolunu terk etmelerini
sağla. Zenginleşen tarlalardan, bahçeden ve meyve
bahçesinden ayrılıp çok uzaklara gitmelerini ve orada kalmalarını
sağla.”
Ve şöyle devam etti: “Onlann, Güneş tanrısının her gece
öteki diyara gittiği yoldan gitmelerini sağla. Kapıcı yedi sürgüyü,
kilidi ve öteki dünyanın kapılarını açtı. Metal kapaklı ve
kulplu bronz sandıklan, karanlık yeryüzünün derinliklerinde
duruyorlar. İçlerine giren hiçbir şey oradan çıkamaz, çünkü orada
yok olurlar. Telepinu’nun öfkesinin, kızgınlığının, hiddet ve
çılgınlığının bu sandıkların içine girmesini ve asla geri dönmemesini
sağla!”
Adam son olarak, “Telepinu’yu arındırdım, kötülüğü gövdesinden
dışarı attım, öfkesini, kızgınlığım, hiddetini ve çılgınlığını
uzaklaştırdım” dedi.

Böylece Telepinu evine geri döndü ve ülkesiyle ilgilendi.
Sis pencerelerden uzaklaştı, duman evleri terk etti, ocaklarda
ateş tekrar yanmaya başladı. Telepinu koyunlann ağıllara, sığırların
ahırlara girmesini sağladı. Anneler çocuklarıyla, dişi koyunlar
kuzularıyla ve inekler buzağılarıyla ilgilendiler ve onlara
baktılar. Telepinu kral ve kraliçeyle ilgilendi ve ikisine de
uzun bir yaşam ve güç verdi.
Telepinu’nun önüne, üzerinde bir koyun postu asılı olan
bir direk dikilmişti. Bu, bereketi simgeliyordu: Verimli tohumlar
ve şaraplar, semiz sığırlar, koyunlar ve birbirini izleyen kuşaklar…
Bu post, meyvelerle dolu hafif rüzgârları ve yaşayan
her şey için bolluğu ifade ediyordu.

Donna Rosenberg.

Lê Binêre

SİVAS KAMPI

KÜÇÜK YASSIADA: SİVAS KAMPI

”Sivas Kampı’na gönderilen her farklı etnik grup ve düşünceden doldurulan insanlara “Zorunlu misafir” oldukları ifade …

error: LÜTFEN OKUYUN KOPYALAMAYIN - JI KEREMA XWE BIXWÎNIN KOPÎ NEKIN !