KOÇAN HAREKATI

NURİ DERSİMİ’YE KARŞI YAPILAN SUÇLAMALAR VE KOÇAN HAREKATI

Nuri Dersimi, suçlamalar, Koçan harekatı ve karşılaştırmalı belgeler

 

Hazırlayan: Ulaş Şexhasananlı

Uzun süredir Dersimin tarihi şahsiyetlerinden biri olan Nuri Dersimi hakkında farklı ideolojik-siyasi gruplar ve bunların temsilcileri tarafından ‘objektif’ ve ‘tarafsız’ olmayan bir çalışma yürütülmekte. Yapılan tarih çalışmasının da ‘objektif’ olmadığı ortada. Bunun “objektif” “adaletli” bir çalışma olmadığını aşağıda karşılaştırmalı belge çalışması sunarak ispatlayacağız fakat öncesinde bir girizgah yapmak şart. Çünkü Dersimi hakkına ortaya atılan iddialar ve onu bir çok olayın “sorumlusu” ilan edilmesine dair en önemli kanıtlar yine Dersimi’nin kendi yazdığı kitap. Bu çalışmayı yapan kişiler 30-40 yıl önce Dersimi’yi okuduklarında pozitif anlamlar çıkarırken şimdi ise okuduklarında tamamen “art niyet” okuması gerçekleştiriyorlar.

Bu okuma cidden “art” bir ‘niyet’ taşımakta. Geçmişte dünyayı değiştirecek devrimsel hareketler içinde yer alan bilim, sanat, felsefe, siyaset vb.. tüm alanda kendine “seçkinlik” payesi biçerek “her şeyin en iyisini en bilimsel ve entelektüel adaletli” bir şekilde yaptıklarını iddia edenler o günlerde  kitabı okurken içindeki “yalanları” fark edememiş ve onun bir “suçlu-ajan” olduğunu görmemiş şimdi ise birden bire gelen bir “aydınlanma” ile onun kitabını okuyarak “tüm gerçekleri” görmeye başlamışlar! İçlerinde birbirini tanıyan, tanımayan veya sadece sosyal medya üzerinden iletişim halinde olan bu kişiler o kadar güzel bir algı ve ağır ‘manipülasyon’ oluşturuyorlar ki çoğu Dersimi hakkında başkalarını “aydınlatmak” için aynı cümleleri kullanıyorlar. Cümle ise şu: “Baytarın kitabını yeninden okuyun gerçekleri görürsünüz onun devlet adamı ajanı olduğunu anlarsınız” diyorlar. Yapılan okumalar ardından onu bu konuya uzak kitleler içinde getirdikleri nokta ise “Dersim’de yapılan katliamların sorumlularından biri” olmasına kadar götürdü. Bunu belirli bireyler nezdinde başardılar mı? evet başardılar. Gece gündüz ona ağır hakaretler ve suçlu ilan eden insanlar oluşmaya başladı.

Nuri Dersimi sadece işaret ettiğim bizim Dersimli “devrimci-aydın” kişileri nezdinde “kötü-ajan” biri değil! O Devletin ideolojik taraftarı (Ulusalcı-Kemalist-Türkçü-Alevici-laik-milliyetçi) nezdinde de “ajan hain” biri! Mesela bu aralar zamanını onun bir “devlet ajanı” olduğunu ispatlamakla geçiren sınıf mücadelesi örgüt geçmişi olan, Kemalist ideolojiye karşı mücadele veren bir yazar yine Kemalist olan bir Yazar-araştırmacı-avukata konuk olup kafa kafaya verip birlikte bu konu hakkında çalışabiliyorlar. İlginç olan nokta ise Sol örgüt kökenli kişi Dersimi’nin “Kemalist idelojiye” ve onun kurmak istediği rejime “çalıştığını” iddia edip ve onu “kötülerken” Kemalist yazar-avukat ise; savunduğu ideolojiye sahiplendiği cumhuriyet rejimine “çalıştığı” iddia edilen Dersimi’yi ‘sahiplenmesi’ gerekirken sahiplenmiyor! Yani Dersim soykırımının katliam ve sürgünlerinin mimarı olan Mustafa Kemal ve onun ideolojisini rejimine sahip çıkan avukat savunduğu rejim için çalıştığı iddia edilen Dersimi’yi  kötülüyor! Bu davranışın bir benzerini Ermeni Soykırım mimarı Talat Paşayı anan, Mustafa Kemal çizgisinde yürüyen ve Alevilik araştırmaları yapan başka bir yazar da kendisi gibi düşünen ve Kemalist olan Dersimli bir vatandaşın Nuri Dersimi ile ilgili “Baytar Nuri Devlet ajanıdır” içerikli yorumuna destek çıkıyor ve hakaret etmesine “az bile söylemişsin” yorumunu yapıyor!

Peki bu “devlet ajanı” kimin “ajanı-adamı”? Dersimli Kemalist, Erzincanlı Alevi Türkçü ve diğer Dersimli Kemalist şahsiyetin savunduğu Kemalizmin Cumhuriyet rejiminin “ajanı” değil mi? Normalde Dersimi’yi sahiplenmeleri gereken bu taraf kendi ideolojileri ve devlet rejimi için çalışan insanı bile sahiplenmiyorlar! Sol-sınıf kökenli ve bugün kendine “ayrı bir halkız Kürt değiliz” diyen Dersimli bazı Zazacı gruplar ile Kemalist-Türkçü, Ulusalcı-Alevici kesimler kendi tartışma platformlarında, medya programlarında birbirlerine misafir olup Nuri Dersimi şahsında Kürt kimlik karşıtlığında ortaklaşıyorlar! Dersim’i, bu sol-sınıf kesimi, Zazacı, Dersimci bazı kesimler için “cumhuriyet rejiminin adamı” ulusalcı-Türkçü Kemalist kesim içinde yeri yeri geldiğinde kendi rejimlerine çalışan “ajan” yeri geldiğinde ise; “İngilizlere Fransızlara çalışan Kürtçü hain” oluyor! Zaman hakikatin ortaya çıkması için en önemli araçtır! Bu kesimlerin ortaya koydukları tavır söylem ve iddialarla kendi kendilerini rezil  etmeleri zamanla ortaya daha fazla çıkacaktır.

Geçen haftalarda bu konu yukarıda ifade ettiğim Dersimli sol-sınıf kökenli yazarın bir etkinlikte ifade ettikleri üzerinden tekrar alevlenmişti. Bu yazar Dersim’in önemli tarihi şahsiyetlerinden Sey Rıza hakkında ortaya koyduğu analiz (ki altını doldurmadı ve doğru temelde ifade etmedi bir çok şeyi. Söyledikleriyle Sey Rıza’nın da “devlete çalışan şahsiyet olduğu”nun önünü istemeden açmasına sebep olacağının farkında değil) yine kendisinin Nuri Dersimi hakkında ifade ettiği ‘suçlayıcı’ iddiaları boşa çıkardı. Yani kendisini boşa çıkaran, daha argo bir tabirle “kendi kendini yalancı” çıkaran bir konuma düşürdü. Yazar, Sey Rıza’nın “hemen hemen her yıl devlet ile görüştüğünü” ilişki içinde olduğunu ifade etti. Evet görüşmeler var, ilişkiler var… Hatta belirli dönemlerde bazı aşiretler üzerine askeri operasyonlara katılma, 1. dünya savaşına bir çok aşiret gibi katılarak ittifak yapması, devlet adamları ile görüşmeleri mektuplaşmaları var Sey Rıza’nın. Peki bu görüşme, ilişki ve ittifaklardan gayet ‘normalmiş’ gibi konuşan, bunlardan “Sey Rıza devlet adamı-ajanı” söylemi çıkarmayan kişi aynı görüşmelerİ, ilişkileri yapan (ki bu görüşmeleri ilişkileri ortak askeri hareketlere katılmaları Sey Rıza ile yapan biri olan) Nuri Dersimi yapınca onun “”ajan-devlet adamı olduğunu” ilan edebiliyor?

İşte bu noktada birinden “doğal normal bir ilişki-olabilirlik” çıkaran dönemin siyasi sosyal iktisadi ve prgramatizm atmosferine göre okuyup değerlendiren şahsiyet, bu davranışları yapan diğer kişinden “ajan” çıkarıyorsa burada bir “art niyet” ve amaçlanan misyon var demektir! Oysaki Dersim’i okuma yazma bilen, tahsil gören mesleği gereği memurluk yapan bu özelliği nedeniyle Dersim aşiretleri ve devlet görevlileri kurumları arasında diplomatik görev yapan ve kendi misyonu için bu alanı kullanan bir sadece. Dün kendi mahallelerimizde Dersim insanları algısında; “Dersim tertelesinin sebebi aşiretlerin rahat durmaması Sey Rıza’nın rahat durmaması” cümlelerini oluşturanlar ve bu soykırıma bir “suçlu” yaratan zihniyet bugün “Koçan-Dersim hareketlerinin katliamlarının sorumlusu Baytardır” algısını çok güzel oluşturuyor ve bu yeni çalışmaya ise bazı Dersimli insanlar ‘gönüllüce’ katılıyor! 40 yıl önce tüm dünyaya “bilimsel düşünce ile her sorunu iyi analiz ettiklerini” iddia edenlerin o kitaptan “yalanları” göremeyip, 40 yıl sonra yine aynı kitaba bakıp bu kez de “yalanları gördük” demeleri ve “suçlu” oluşturma kampanyası başlatmaları bu kişilerinin algı dünyasının ne kadar iyi yönetildiğini gösteriyor.

Dün ve bugün konusunda çok sorunlu keskinlik var. Oysaki adaletli bakış Dersimi’nin yanlış eksik taraflarını ortaya koyup doğru taraflarını da teslim etmekle olur! siz onun iffade ettiği doğruları onun katliamlara ve zulme dair ilk bahseden biri olduğunu bunun için çaba harcayan ve aynı zamanda soykırımın mağduru bir insan olduğunu bu çevrelerden duydunuz mu? Nuri Dersimi “ajan-devlet adamı”, “bir çok olayın “baş sorumlu” vb.. suçlamalar yapılmadan da yanlışı, doğrusu ile ‘adaletli cümlelerle’ ifade edilmeli. Çünkü önce bizim insanımız ve onun kim ne olduğu nasıl biri olduğu neler yaptığı yeni yeni tartışılıyor! Adalet ‘suçu suçluyu yaratmak üzerine değil tamamen masumiyetin-suçsuzluğun aranması üzerine kuruludur.’ Bunu yapmayan ve ‘suçlu yaratan peşinden ‘öfke nefret’ dili oluşturanların kendisi de gün gelir suçlanır!

Neyse…Geçelim konumuza. “Onun kitabını ve söyledikleri okuyun göreceksiniz gerçekleri. Devlet için çalışan ve Koçan hareketinin mimarı, askeri hareketin başında olan kişi. Kımıl Azizi öldürten kişi” diye söylemler sarf eden bu kesimin çağrısına kulak verip hem Nuri Dersimi’nin hem de devletin 1930’larda oldukça kapsamlı bir şekilde hazırladı yıllarca gizli tuttuğu ancak son yıllarda artık elimize ulaşan raporundan Koçan Harekatı bölümünü karşılatırdık. Kitabı okuma çağrısı yapan “art niyetli” kesimin Nuri Dersimi’yi en en çok suçladıkları Koçan Harekatı bölümünü okuyan bazı insanlar “Vaybe! doğruymuş” diyerek bu algıya kapılabilirler. Çünkü Dersimi’nin anlattığının ‘doğru’ değil ‘yalan’ söylediğine inandırılmak isteniyorlar. Peki Dersimi’nin Koçan harekatı ile ilgili ‘Doğru’ söyleyip söylemediğini öğrenmek için objektif araştırmacılıkta nasıl bir yöntem izlenir ?

Mesela karşılaştırmalı çalışma yapılır. Aşağıya işte bu  karşılaştırmalı çalışmayı bırakıyoruz! Jandarma Umum Kumandanlığı tarafından 1930-33 arası yayınlanan kapsamlı rapor çalışmalarında Koçan Bölümü de var. Ve bu bölümü hazırlayan askeri yetkilinin rapor boyunca en çok ‘öfkelendiği’ bölümün yazdıklarından burası olduğu çok net ortada, çünkü Koçan Harekatında devletin yaşadığı ‘hüsranı’ gergin bir dille maddeler halinde sıralıyor ve bunun sebebini yine maddeler halinde ortaya koyuyor! Dersim aşiretleri aslında çok iyi bir plan hazırlıyorlar ve hem maddi hem lojistik açıdan kazançlı çıkıyorlar hem de devleti boşa çıkarıyorlar. Bu başarısızlık öfkesi nedeniyle devletin Koçanlı kadın ve çocuklara yönelik yaptıkları ardından bazı Koçan direnişçilerin teslim olmaya zorlanma ve yargılanma ile sürgün ortada. Bunu araştırmacı ve Koçanlı olan Cemsi Kaya konuya dair hazırladığı yazı dizisi ile ortaya koydu.

Bu hareketin boşa çıkarılmasını jandarma raporu kanıtlarken üstüne dönemin Valisi Bardakçı ve diğer askeri siyasi bürokratlarında görevden uzaklaştırılmaları bunun doğru olduğunu 2. kez kanıtlıyor! Jandarma raporunda ki harekatla ilgili hüsranın nedenlerinin sıralandığı maddelere baktığınızda Nuri Dersimi’nin ise yazdıklarının doğru olduğu ortaya çıkıyor.  Buyurun kendi gözlerinizle görün. “onun İlk bölüm’de Nuri Dersimi’nin Koçan Harekatına giden süreci ve sonra harekete dair açıklamaları bulunmakta. Ve ilk dört görsel Dersimi’nin kitabından. Diğer bölümde ise Jandarma Raporun Koçan Harekatına dair bölümü bulunmakta. Jandar Raporuna dair görseller de eklenmiştir. Dileyen belgelere bakarak okuyabilir. İyi okumalar…

NURİ DERSİMİ’NİN KİTABINDAN KOÇAN HAREKATI BÖLÜMÜ:


Türkler Dersimin imhasını nasıl hazırladılar (1926)

Beliren bütün olaylar, 1926 yılında, Türk hükümetinin Dersim aleyhinde bir suikast hazırlamakta olduğunu gösteriyordu. Çünkü: Şeyh Sait hadisesi dolayısıyla merhametsizce tatbik edilen ölüm cezalarını durdurmak için, Seit Riza tarafından Ankara’ya yapılan müracaatlar hiç bir fayda temin etmemiş ve bu hadise behane ittihaz edilerek, sistemli bir suretle Kürtlerin imhasına devam olunmuştu. Diyarbekir valisi Ali Cemal, Seit Riza ile bir mülakat yapmak üzere Dersime geldi. Mülakat mahali olan Karaca köyünde Ali Cemali, etrafına Seitler ve Dedeleri toplamış olduğu halde bir içki masası başında bulduk. Ali Cemal söze başlıyarak: Kendisinin alevi olduğunu, Dersimlilere büyük teveccühleri bulunduğunu, Erzincan, Elaziz mintıkalarında ,metruk ermeni arazilerini Dersimlilere verdireceğini. Dersimde okullar açarak Alevi ananelerine uygun tedrisat yapılacağını, ve Koçkirililer hakkında da umumi af çıkarılacağını bildirdi. Ertesi gün, Diyarbekirden Umumi Müfettiş İzzettin ve Elaziz valisi Riza da Hozat’a gelmişlerdi.

Ali Cemal bizi İzzettin paşa ile görüştürmek için ısrar ediyordu. İzzettin paşanın ani surette Hozat’a gelmiş olması Seit Rizayı şüpheye düşürmüştü, bu sebeple mülakat teklifini kabula tereddüt ediyordu. Bunu anlayan Ali Cemal, cebinden tabancasını çıkararak: «Bu tabancamı alınız, arkamdan geliniz, size ufak bir yan bakan olursa beni bu tabancamla imha ediniz, size şerefimle söz veriyorum, beni mahcup etmeyiniz!» dedi. Bunun üzerine, Seit Riza ile Hozat merkezine gidip İzzettin paşa ile görüşmeğe söz verdik. Beraberimizde Vali Cemal bulunduğu halde Hozat’a muvaselelimizde, hükümet konağı önünde askeri bir kıta tarafından resmen selamlandık ve doğruca İzzettin paşanın huzuruna kabul olunduk. Seit Riza ile benim milli kıyafetle bulunmamız paşanın dikkat nazarını çekmişti.

«Seit. Riza ve Baytar Nuri siz misiniz?»dedi. Ben müsbel cevap verdim. Seit Riza ise: «Ben Dersimli Rizoyum, Dersim’de her meşe altında ve her dağ başında birçok Rizalar vardır, şu halde, hangi Seit Rizayı soruyorsunuz, bilmem?» dedi.
İzzettin paşa: «Madem ki Ağdad köyünde oturuyorsunuz, Seit Riza da sizsiniz» dedikten sonra; uzun uzadıya öğütler vermeye başladı ve Ali Cemalin Elazize vali olarak geleceğini, Dersimlilerin her türlü arzuları tatmin edileceğini, Mustafa Kemalin umum aşiretleri selamlamağa kendisine vazife verdiğini bildirdi. Bu yaldızlı sözlerden sonra: benim dahi Dersim’den çıkarak Elazizde oturmâklığıma idareten lüzum görüldüğünü ve hiç bir sorgu ve mesuliyete maruz kalmıyacağımı ve yakın zamanda bu hususa dayir özel bir karar dahi çıkarmağı taahüt ettiğini sözlerine ekledi. Seit Riza, Alişer ve ben. Dersimden çıkmaklığım hususundaki teklifi aramızda istişare ettik ve neticede: Seit Riza Elazize gelmiyerek daimi surette Dersimde kalacağından, benim hayatımın Elazizde müemmen kalacağı kanaatına gelerek Elazize gitmekliğime karar verdik. Bu karardan yirmi gün sonra ailemi Dersimde bırakarak yalnız başıma Elazize geldim ve vali Ali Rizaya müsafir oldum. Üç gün sonra. Ali Cemal Elazize gelmiş. Ali Riza da Diyarbekire gitmişti.

Doğu Dersimli İbiş Zeki adlı bir Kürt, Ali Cemal ile sıkı alaka tesisi için kendini bir türk dostu gösteriyor, ve Doğu Dersimden bazı aşiret reislerini Ali Cemalin ziyaretine getiriyordu. Ali Cemal ilk hamlede. Doğu Dersim aşiretleri reislerin den nüfuzlu olanları Elaziz vilayeti Daimi Encümen azalıklarına intihap ettirdi. Bunlardan birincisi de İbiş Zeki idi. Olaylardan Seit Rizayı günü gününe haberdar ediyordum. Dersimlilerden takriben 2000 aileye İskân kanununa göre Elaziz ovasında arazi leffiz edildi. Hususi Muhasebeden Artırma yoluyla Holvenk manastırı dahi bana verildi. Seit Rizanın Elazize gelmesi için Ali Cemal durmadan israr ediyordu, ve ben de, mümkün olmadığını bildiriyordum. Doğu Dersimliler Ali Cemalin alevi olduğuna kesin olarak inanmışlardı. Ah Cemal, Dersimlileri kendine celp etmek için gizli tahsisat parasından külliyetli sarfiyatta bulunmakta ve hatta arada sırada: «Hükümet Dersimi İslah için ordular gönderse miliyonlarca para sarf etmek zorunda kalacaktı. Dersim bu masrafların yarısı ile ve idareten İslah edilirse daha muvafık olur ve ben dahi Dersimi muhafaza etmiş ve esirgemiş olurum» demekte idi.

Dersimde meccani ve giceh bir okulun açılması, Kürt öğretmenleri yetiştirilmesi, bazı gençlerin hükümet hisabına İstanbula, Ankaraya ve Avrupaya tahsile gönderilmesi, yollar, köprüler yaptırılarak ziraat ve iktisadiyat alanında inkişafın temini istekleri Seit Riza tarafından ileri sürülmekte idi ise de: Ali Cemalin güttüğü siyaset bu isteklerin tatmininden uzaktı. Valinin tek amacı sükûneti muhafaza ettirmek, ayaklanmaları önlemek ve bilhassa Seit Riza ile bazı mühim Kürtleri Dersimden birer yol ile çıkarmak, ilk önce Elazize ve daha sonra Batı vilayetlerine sevketmek ve bu suretle Dersimi önderlerinden mahrum etmekti. Vali Cemal işin gösteri tarafını dahi ihmal etmiyordu. Bu gaye ile Mustafa Kemah ziyaret behanesi ile Ankaraya Dersim aşiretlerinden mürakkep bir Arzı – tazimat heyeti göndermesini tasarlamıştı. Bu maksatla beni vilayet konağına istiyerek kendisi ile beraber Dersime gitmekliğimi rica elli. Bu vesile ile arkadaşlarımla bizzat görüşebileceğimi düşünerek yapılan teklifi kabul etmiş ve beraberce Hozata gitmiştim.

Seit Rizayı getirmek üzre, beni Ağdat köyüne göndermişti, mumaileh kendisinin gelmesi muvafık olmadığını, benim heyetle gitmekliğimi, ve bunun mucip sebeplerini bana anlattı. Hükümetin müsaadesi olmaksızın Dersime gitmek benim için mümkün olamadığından bu fırsattan faydalanarak Seit Riza ile milli davamızla iİgili bütün meseleleri görüştük ve Ağdattan ayrıldım. Seit Rizanın kardeşi oğlu Rahberin amcası ile bir köy muhalefeti vardı, bundan dolayı Seit Rızanın tuttuğu meslek aleyhine hareket fırsatını kaçırmıyordu. Amcası gelmediği için kendisi, sözü geçen İbiş Zekinin vasıtasıyla Bahtiyar aşireti reisi Yusuf, Arslanan ve Maksudan aşiretlerinden Keko ağalarla Hozata gelmişlerdi. Diğer aşiretler Vali Cemala red cevabı vermişlerdi. Vali, bir gece, mutasarrıflık konağında bir içki alemi tertip ettirmişti, kendisi keman ve ben bağlama ile Koşma çalıyor «Hu, Alim Hu» diye terennümler ediyor ve beraberce bir «Mey» alemi geçiriyorduk. Bir aralık vali, bana bir sır vereceğini söyliyerek ve sözü Seit Rizaya intikal ettirerek, gelmediğinin sebebini sordu ve Güney hudutlarından Kürt, Fransız ve ermeni casuslarının Seit Riza’nın yanına gelmiş olduklarını ve hatta son zamanlarda Cemil paşazade Ekremin dahi tebdili kıyafetle geldiğini bana bildirdi ve bu hususda bilgim olup olmadığını benden sordu. İki canbaz bir iple oynamağa başlamıştık. Sorduğu meselelerin, Seit Rizanın kardeşi oğlu Rahberin isnadı olduğunu kendisine söylemem üzerine benden gücendiğini anlıyordum.

Ertesi sabah Elazize hareket ettik, Elaziz belediyesi heyet şerefine bir balo tertip etti. Bu baloda fırka kumandanı Mustafa Haydar da hazır bulunuyordu. Baloda alevi tarikatına mahsus sema yapılmakla ve Gazinin yaranlarından olan Diyap ve Meço ağalar dahi ortaya atılarak ve «Şah, Şah» nidalariyla el çirparak pervaneye başlamışlardı. Hülasa, türkün başı olan Gazinin de alevi olduğuna kanaat etmişlerdi. İbiş Zeki vasıtasile ekserisi Doğu Dersimden gelmiş olan heyete Ali Cemalin İsrarına rağmen bende iştirak etmiştim. Karabal reisi Kango oğlu Mehmet Ali, Koç Mustafa, Abbasan reisi Meço, oğlu Hüsein ve kardeşi Beko, Ferhadan reisi Cemşid, Diap oğlu Veli, Pilvenkan reisi Süleyman ve Hıdır, Kırğan reisi Ağa, Bahtiyar reisi Yusuf, Seit Rizanın kardeşi oğlu Rahber, Arslan, Maksudan reisi Keko, Yusufan reisi Kanber. Allan reisi Ali, Hıran reisi Mustafa, Şadan reisi Veli Hakii, Kiği adına Mehmet, Süleyman, Elaziz Belediye reisi mütekait Miralay Halil, Hususi İdare reisi Sabri, Encümen üyelerinden İbiş Zeki ve Vali Ali Cemaldan mürekkep heyet Diyarbekir yolu ile Ankaraya müteveccihen yola çıkmıştı. Böyle uzun bir yolu ihtiyardan maksat Kürdistan üzerine teesir bırakmak olduğunun farkında idim. Diyarbekirde ordu kumandanı İzzettin paşa, Urfada vali Fuat Paturay taraflarından gine birer balo, gine aynı amaç… Gazi Antep ve Maraş mıntıkasından geçerken refakatımıza bir kamyon muhafız asker verilmişti, sebebini sorduk. Cenupta bulunan Kürtlerin ve bilhassa Hoybuncuların muhtemel «? bir taarruzuna karşı ihtiyati bir tedbir olduğunu söylediler. Adana’ya yetişdiğimizde.

Vali Ali Cemal, bana yaklaşarak, Dersimlilerin memnun kalıp kalmadıkları hususunda fikrimi sordu, aramızda şöyle bir muhavere başladı: “…Bey efendi: Dersimlileri temamen memnun etmek için bir dileğimiz vardır. Seit Rizanın da istirhamı bu merkezde idi, ki: «Şeyh Said hadisesinden Batı vilayetlerine sürgün edilen Kürtler af edilir ve memleketlerine dönerlerse, ben dahi istenilen yere gelirim ve hükümetin emirlerini yerine getiririm» diyordu. Heyetimizi teşkil eden reislerinde dilekleri bu merkezdedir. Bütün Dersim halkı bunu arzu ediyorlar. Bu arzuları yerine getirilir de. Batıda bulunan bütün kürtler yerlerine dönerlerse, sizin kadir ve kiymetiniz, son derece artacaktır.

Dersimliler alevidirler, diğer kürtlerle ne gibi alakaları vardır? Dersimlilerin, dini ve mezhebi ananelerden ziyade milli ve ırki ananelere bağlılıkları vardır, bu sebeple Batıdaki sürgün halkın durumundan müteesirdirler. Esasen sürgünler meyanında, Şadan aşiret reisi Necip ağa ve Çarşancak beyleri dahi vardır. Ohili Necip ağanın Hoybuncularla alakası olduğuna kaniim, bununla beraber, Ankarada bu fikrinizin tervicine çalışacağım, dedi. Konyaya yetiştigimizde, burada sürgün bulunan Dersimin Çarşancak beylerinden Yumni ve kardeşi Paşa, İzol aşireti reislerinden Harputlu Haci Kaya ile temasa girdim. Bağdad otelinde kendilerini vali Cemal ile görüştürdüm ve memleketlerine dönmeleri için Ankarada teşebbüste bulunacağına dair tekrar vaad aldım. Ankara’da Mustafa Kemala vekâleten Meclis Başkanı Kâzim paşa ile Büyük Millet Meclisi dairesinde görüştük.

Bizi, paşaya, vali Cemal prezante ediyordu. Kâzim paşa; «Baytar Nuriyi… tanıyabilirmiyim?» dedi. Vali Cemal, beni ikinci defa taktim etti, Kâzim paşa. Heyete dönerek: Ziyaretimizden Gazinin ve kendisinin memnun olduklarını, Seit Rizanın ve diğer aşiret reislerinin gelmemesinden teessür duyduğunu. Dersimin pejk yakında şoselere, mekteplere ve ümran vasıtalarına malik olacağını, vali Cemalin iktirahı mucebince Doğudan Batıya sürgün edilmiş olan bütün kürtlerin memleketlerine döndürüleceklerini, bu hususla pek yakında Meclise bir af kanunu tasarısı sunulacağını. Gazinin dahi bu hususu kesin olarak vadetliğini ve Dersimlilere Elaziz, Erzincan ve Malatya yayla ve ovalarında toprak dağıtılacağını, Dersimlilerden sükûneti muhafaza etmelerini beklediğini söyledi. Bu sözleri, tarihi nutkunu yazmakla meşgul olduğu için bizimle bizzat görüşemiyen Gazinin emri ile söylediğini de sözlerine ilave etti. İsmet paşayı ziyaretimizde dahi ajmi nakaratı dinlemiştik.Vah Cemal, Dahiliye Vekili Cemil ile görüşerek kürt sürgünlerinin af edileceğine dair kesin vaad aldığını heyetimize bildirmişti.

Heyet Ankaradan Dersime dönmüş, ben, bir kısım arkadaşlar ve vali Cemal İstanbula gitmiştik. İzmire sürgün olup bu sırada İstanbulda ^ bulunan Diyarbekirli Cemil paşa zade Kadri ile Reşadiye otelinde gizli olarak görüştüm. Dersimlilerin Ankara hükümetiyle siyaselen yaptıkları temasların gayesini teşrih eltim ve milli haklarımızın istihsali için ilelebet çalışacağımıza dair Dersimliler adına Umumi Merkeze bildirilmek üzre bir Taahülname imzalayarak kendisine verdim. İstanbuldan Elazize dönüşümden az bir zaman sonra. Af Kanunu ilan edildi ve bütün Kürdistan sürgünleri Batı vilayetlerinden memleketlerine döndüler. Dersim, Elaziz ve Erzincan merkezlerindeki bütün mevkuflar cezalan tecil edilerek serbest bırakılmışlardı. Dersimlilere karşı gösterilen bütün bu müsamahalara rağmen, Seit Riza ihtiyatlı durumunu muhafaza ediyor ve türk hükümetine itimat edemiyordu. Çünkü, tarih boyunca, türk idaresi daima bu gibi hilelerle kürdü aldatmış, gafil avlamış ve fırsat deneyerek kürtler aleyhine fecaatlar yaratmıştı. Bu hakikati en iyi takdir edenlerden birisi büyük kürt önderi Seit Riza olmuştu.

Mumaileh, türk hükümetine kürt milli haklarının nelerden ibaret oldukları hakkında israrli isteklerde bulunuyor ve bu isteklerin mahiyeti türklerce mahrem tutuluyordu. Bu isteklerden başlıcası Dersimde kürtçe okullar açmak idi. Bu isteğe Batı Dersimin kahraman Koçan aşireti de ısrarla iştirak ediyordu. Vali Cemal bu istekten son derece sinirleniyor, Dersimlilerin irken dağlı türk olduklarını ve esasen bütün türkler ilk önce alevi iken sonraları sünni mezhebine girmiş bulunduklarını ileri sürerek kürtleri kandırmağa çalışıyordu. Bütün gayretlerine ve ümitlerine rağmen vali Cemal, Seit Rizayı elde edemiyeceğine kani olduğundan benden de emin değildi ve zavahiri kurtarmak için temasa devam elliğini anlıyordum, çünkü: Seit Rizanın fikirlerinin mürevvici olduğunu, Vali Cemal anlamıştı.

Cemal, Seit Rizanın itibarını kırmak ve mümkün olursa vücûdunu ortadan kaldırmak gavesiyle, Dersimliler arasında mumailehe karşı cereyan yaratmağa koyulmuştu ve tertip ettiği pılanın tatbikinde kullanılan amillerden birisi, yukarıda adı geçen Dersimli İbiş Zeki idi. Bu soysuzun delaletiyle Doğu Dersim aşiretleri reislerinden bazıları ve Batı Dersim aşiretleri reislerinden bir kaçı Hozat merkezine gelerek; Cemalin başkanlığında bir kongre aktetmişlerdi. Bu kongrede yapılan tartışmalar sonunda, hükümete karşı vaki olan bütün isyanların, ayaklanmaların biricik sorumlusu Dersimin Koçan aşireti olduğu ileri sürülmüş ve bu aşiretin imhasına karar verilmişti. Bu karar, vali Cemal için önemli bir başarı idi, çünkü. Koçan aşiretinin imhası Seit Rizayı önemli bir kuvvetinden mahrum edecek ve bu aşiretin imhasından sonra sıra Seit Rizaya gelecekti.

KOÇAN AŞİRETİ SAVAŞLARI (1927)

Yukarıda sözü geçen kongreye. Dersim aşiretlerinden bir çokları iştirak etmek istememişlerdi. İştirak eden aşiretler ise, el altından Koçan aşiretini, haklarında yapılması kararlaştırılan suikasttan haberdar etmişlerdi. Kongreye iştirak etmiyen Ovacık aşiretleriyle Kalan aşiretlerinden dahi faydalanmak için, vali Cemal benim bu aşiretler üzerindeki nüfuzumu istismar etmek istiyordu. Bu sebeple, vali Cemal beni istedi, benimle birlikle Ovacık mıntıkasına bir seyahat yapacağını ve Munzur suyu menbaında umum Ovacık aşiretlerinin toplanmasını temin etmekliğimi teklif etli ve toplantı mahallinde bu aşiretlere bazı tebligat yapacağını bildirdi. Valinin tekliflerine karşı gelmemek planmız gereğinden idi. Cemal ile Ovacığa muvaseletimizde, aşiretlerin Ziyaret köyüne toplanmaları istenildi.

Ovacık aşiretlerinden ancak dört aşiretin, yani Arslan, Beytan, Pezgevran ve Maksudan aşiretlerinden bir kısmı ile reisleri, Munzur menbaına toplanmışlardı. Vali Cemal, ilk önce aşiretler efradının aşiret usuluna göre reislerinin tensip edecekleri hareketlere boyun eğeceklerine dair and içmelerini teklif elti. Bu teklife uyarak aşiretler efradı Munzur menbaına ilerlediler ve avuçlariyla bir miktar su içmek suretiyle reislere inkıyat edeceklerine ananevi usulda and içtiler. «Bu çeşit and içme kürt mitolojisine dayanan ve dikkati çeken bir usuldür. Çünkü Munzur dağı mitolojiye göre mukaddes bir dağdır ve su ilahesi Anahit bütün Ari kavimlerin annesi olup su içmek o annenin sütünü içmek anlamında olduğu için, Zerdeşt dini inancına göre avuçla su içerek bir şeye söz vermek, hilafına hareket edersem ilahe annemin sütü hana haram olsun demektir».

Vali Cemal, bu ananeyi her halde biliyordu ki böyle bir yeminle aşiretlerin ittihadının teminini düşünmüştü. Reisler intihap edildikten sonra, Cemal dahi ayağa kalkarak menbaâ yaklaştı ve halka hitaben: «Ağalar, ben de sizinle sadakatla konuşup, sadakatla hareket edeceğime dair bu mukaddes Munzur suyundan bir bardak su içmek sureti ile yemin ediyorum» dedi ve cebinden çıkardığı bir bardakla menbadan su içtikten sonra: «Ağalarım, Gazi paşanın sizlere hassatan selamı var, beni size o gönderdi, içtiğim su ile yemin ederim ki, o alevidir, dünyadaki bütün alevileri ihya edecektir. Ben dahi aleviyim, bu sıfatla size söz veriyorum, yollarınız yapılacak, mektepler açılacak, toprağı olmiyanlara Erzincanda ve Elazizde toprak verilecek. Ancak sizden bir hizmet bekliyorum, ki o da, yakında hükümet kuvvetleri gelecek ve öteden beri Dersimin adını lekeliyen Koç Uşağı aşiretini biraz ıslah edecek, siz dahi bütün aşiretiniz efradıyla bu harekele iştirak edeceğinize şimdi söz vereceksiniz. Bu suretle Koçan aşireti ıslah edildikten sonra Dersimde her şey yoluna girmiş olacak, hükümet Dersimden emin kalacak ve Dersimlilerin her türlü istekleri yerine getirilecektir» dedi.

Reislerden Kasım oğlu Munzur ağa kendi aralarında hususi bir toplantı yaparak ertesi gün son sözlerini verebileceklerini bildirdi ve bunun üzerine Munzurdaki toplantıya son verildi. Vali Cemal benim kendisinden ayrılmaklığıma fırsat vermiyordu, ve ben de şüpheye meydan vermemek için kendisinden ayrılamıyordum. Kürtler, Koçan aşireti tenkil edildikten sonra, diğer aşiretlerin de birer behane ile aynı akıbete getirileceklerini temamen sezmişlerdi. Müzakere için istenilen yirmi dört saatlik müsaadeden gaye, bir red cevabı vermek için değil. Koçan aşiretine yardım için icap eden vasıtaları temin etmekti.

Bu vasıtalar, istenilen müddet zarfında temin edildikten sonra. Koçan aşiretinin tenkili harbına iştirak edileceğine dair vali Cemala muvafakat cevabı verilmişti. Bu cevapta şu şartlar ileri sürülmüştü: 1 Ovacıklıların tutacakları cepheye türk askeri kuvvetleri gönderilmemesi. Buna sebep olarak da, Kürtlerin türk kuvvetleri ile imtizaç edemiyecekleri ihtimali ileri sürülüyordu. 2 Ovacık cephe kumandanlığının, benim uhdeme tevdii. Bu şartlara ilaveten külliyetli cephaneye ihtiyaç gösterilmekte ve bunun temini islenmekte idi.
Ali Cemal çok yüksek kabiliyetle bir komiteci olmasına rağmen, Dersimlilerin kurduğu bu tuzağa düştü ve ileri sürülen şartları kabul etli. Kayınpederim Ali ağaya bağlı bulunan bütün Kalan aşiretleri, Koçan tenkili harekâtına hiç bir suretle iştirak etmiyeceklerini ilan etmişlerdi. Vali Cemal, Elazize gitmiş, müretlep ve muntazam bir askeri fırka Haydar paşanın kumandasında Elazizden hareketle Çimişgezek Hozat mıntıkalarından, o civar aşiretlerinin de inzimamıyla Koçan aşiretini çevirmişti. Koçan aşireti, Resik ve Şemkan aşiretleri ile birlik ve müttefik bulunduğundan, bu aşiretler ayrılmaz bir kitle halinde idiler. Haydar paşa, bir Beyanname ile adları geçen aşiretleri kayıtsız şartsız teslim olmağa davet ediyor, Elaziz vilayeti dahilinde iskân edileceklerini vaat ediyor ve aksi taktirde çoluk çocuklarına bile merhamet edilmiyeceğini bildiriyordu.
Ovacik aşiretleri. Koçanlılar ile mükemmel irtibat temin etmişlerdi. Koçanlılar bizden cephane istiyordu, biz bunun teminini mukaddes bir borç biliyorduk. Çünkü, Koçanlılar bize «Cephanemiz olursa, Türkiyenin bütün orduları üzerimize gelse bile hiç bir şey yapamazlar» diyorlardı.

Vali Cemal, 150 ester yüklü cephaneyi yüzbaşı Faik ile beraber Ovacık cephesine göndermişti. Bu yüzbaşı, cephane tevzii behanesi ile daimi surette cephede kalmak istiyordu, ki bu faaliyetimizi bir nevi kontrol altına almak demekti. Kahraman Koçanlılar ilk hamlede bir gece baskını yaparak, Amutka mevkiinde bir bölük askeri temamen imha etmiş ve külliyetli harp malzemesi iğtinam etmişti. Bu vakia harbi alevlendirmişti. Ovacık cephesinde, cephane az verdiniz, çok verdiniz gibi dedi kodu çıkarılarak Faik’in cephede uzun müddet kalması, aşiretlerin dağılmasını intaç edecek yollu müstacel bir yazı Vali Cemala gönderilmesi üzerine. Faik’in cepheden geri çağrılması temin edilebilmişti.

Elimize geçen cephanenin büyük miktarı. Koçan aşiret reisi Seithan ağaya gönderiliyordu. Koçan aşiretinin ihtiyar ve çocuklarından büyük kısmı Ovacık aşiretlerinden Pejgâr ve Maksudan aşiretleri dahihine çekilerek yerleştirilmişlerdi. Koçan aşireti bütün kuvvetleri ile Güney ve Batı cephelerine yükleniyor, başarılı gece baskınları ile askeri kuvvetleri tarumar ediyordu. Harekâtı cephede bizzat takip eden Haydar paşa, bu kahramanlıklar karşısında hayretlere düşüyor ve: «Benim bu aşiretlerden bir fırka muntazam askerim olsa, billah, dünyanın fatihi olurum», demeğe mecbur kalıyordu. Paşa, taktirkâr bu sözlerini, yanında bulunan Hozat aşiretleri reisleri huzurunda sarf etmekten çekinmemişti. Harbin şiddetine ve Türk ordusunun bütün gayretlerine rağmen. Koçanlılardan ufacık bir köyün bile zabtı mümkin olamıyordu, Türk askeri kuvvetleri pek müthiş zayata uğramış. Harba iştirak eden uçaklardan birisi düşürülmüştü. Bir ay süren harp neticesinde, hiç bir başarı elde edilememiş. Vah Cemal ile Haydar paşa arasında ciddi anlaşamamazlık baş göstermişti. Haydar paşa, cephedeki kürt aşiretlerine itimadı olmadığını kesin olarak bildirmiş, bu sebeple Erzincandan üç piyade alayı Ovacığa getirilmiş ve aşiretlerin harekât sahasından çekilmeleri Haydar paşa tarafından emredilmişti.

Bu türk tedbiri, yine kendi aleyhlerine döndü, çünkü, aşiretler kendi yerlerine çekilmekle beraber, giceleri askeri kuvvetlere sağdan soldan şiddetli hücumlara başlamışlardı. Pek çetin ve arızalı yollardan gelmiş oldukları için zaten yorgun ve bitap olan türk kıtaları, bu gice baskınlarına da maruz kalınca, büsbütün şaşırmış ve arkalarından erzak dahi yetişememesi bu kıtaları büsbütün perişan bir duruma sokmuştu. Açlıktan hırpalanan bu insan yığınları, harbi unutmuş, yalınız yiyecek temini çareleri aramağa başlamışlardı. Silah ve cephaneleri mukabilinde aşiretlerden koyun, kuzu, ekmek ve un satın alıyorlardı. Diğer taraftan, cephane mahalleri, gece basınkınlariyla Kürtler tarafından zabt olunarak Koçan aşiretine gönderiliyordu. Türk kuvvetlerinin bu perişanlığı. Cemal ile Haydar paşa arasındaki ihtilafı şiddetlendirmiş ve Cemal cepheden ayrılarak Elazize dönmüştü. Her iki hasım yek diğeri aleyhine Dahiliye ve Harbiye vekâletlerine şikayetlere başlamışlardı. Güz gelmiş, soğuklar başlamış ve geceleri dışarıda barınmak mümkünsüz bir hale gelmişti, türk fırkaları Elazize çekilmek zorunda kalmıştı. Aradan çok geçmeden, Haydar paşa Elazizden ve İzzettin paşa dahi Diyarbekir’den Erzincan’a kandırılmak suretiyle duçar oldukları hezimetin cezasını görmüşlerdi.

İşte bu suretle. Dersimde Koçan harekâtı askeriyesi de Türk kuvvetlerinin mağlubiyeti ile neticelenerek. Dersim Kürtlüğüne karşı tertip edilen Türk suikastı temamıyla akim kalmıştı.
Seit Rizanın vali Cemal ile işbirliği yapmak istememesi Dersim aşiretlerinin büyük bir çoğunluğu üzerine teessir bırakmış ve bunlar türk hükümetinden daima uzak kalmak istemişlerdir. Vali Cemal, Doğu Dersim aşiretlerine, İbiş Zekinin tensibiyle Ziraat bankalarından yüz bin lira dağıtarak müteselsil kefalet talimatnamesi uyarınca bu borçların tecili hususunu temine de çalışıyordu. Bütün bu gayretlere rağmen. Cemal, Ankara hükümetini tatmin edecek bir semere elde edemediği için, durumu gittikçe güçleşiyordu. Dersimi imha için hazırlanan ilk türk planı akim kalması üzerine, Türkiye Kürdistanının temamına şamil olmak ve kürtlüğü imha etmek maksadıyla yeni bir plan tertip edilmişti. Bu pılan: Mıntıka Umumi Müfettişlikleri namı altında pek mahirane hazırlanmış yeni bir idare teşkilatı idi. Üç Umumi Mıntıka Müfettişliği ihdas ediliyordu. 1 – Birinci Umumi Müfettişlik merkezi Diyarbekir, İkinci Trakya, Üçüncû Erzurum idi. Merkezi Elaziz olmak üzre bir de Dördüncü Mıntıka Müfettişliği ihdas edilmişti.”

JANDARMA UMUM KUMANDANLIGI RAPORU:

1926 Hareketi (Koç uşağı tedibi)
Koç uşağı aşireti senelerden beri devam eden azgınca tecavüzlerini tekrarlamakta olduğundan ve hükumet mükellefiyetlerini ademi ifada israr ettiğinden ve ayni zamanda E!aziz valisine Dersimde yaptırılan bir seyyahat neticesinde de bu aşiretin fenalıkları idari tetbirlerle önlenemeyeceği anlaşılmış olduğundan hükumetçe bu aşiretle beraber hareketi tespit olunan. Şam ve Resik uşakları üzerine hır tedip hareketine 9/9/926 tarihinde karar -verilmiştir:-Bu hareketin icrasına Elaziz havalisi kumandanı Miralay Muğlalı Mustafa Bey memur edilmiş. Piyade alaya 19. ( diğer taburların mevcudunu doldurmak için 3. TB. lağv edilmiştir.) vepiyade A. 10 ve A. 16 . dan birinci taburdan bir bölük ve 3. kudretli dağ bataryası, aiti tayyare, Jandarma, Milis ve bazı aşair grubu bu hareketi icraya tahsis edilmişti.
Harekete başlamadan evvel gerek kıtaat ve gerekse aşiret grubu ve milislere 3-6/ 10/926 gecesi şu vaziyet aldırıldı:
A – Bir aşiret gurubu Havaçur deresi ile Parasur deresi arasındaki sırtlarda,B – Diğer bir aşiret grubu Kırık köyü ile Sarı oğlu köyü arasındaki sırtlarda,C – Diğer bir aşiret grubu Sarı oğlan köyü (Hariç) ile Miksor arasında,D – Diğer bir aşiret grubu Miksor köyü ( Harıç ) ile Kızıl ziyaret tepesi arasında, .E – Ulukale milisleri ve bir aşiret grubu Hadişar deresi Şark sırtlarında,F – Bir Milis grubu Ardike ile Dimili köyü sırtlarında.
G- Arapkir, Kemaliye milisleri ve bazı Jandarma kuvvetleri Kekliktepe – Mansavut -Behrebeli hattında.H- 1 – Kemah Jandarma bölüğü ve piyade bölüğü Munzur geçitlerinde ,İ – P. A 10. ( TB. 3. hariç ) ve cebel bataryası pilav tepe ve Cenubimdaki sırtlarda ,J – A. 10. Tn. 3. Hadişar Garp sırtlarında ,K – A. 19. ve 2 cebel bataryası Egrek deresi Şimal ve Cenup sıratlarında,L – A. 1 6 . r lan bir bölük Çemişkezek muhafazasında

Hareket 6 /10/926 tarihinde kıtaatın Pilav tepe Egrek köyünün 1 Km. Şimalindeki tepeler hattından başlandı ve mezkur gün P.A. 10 . Pilav tepenin 3. Km. Şimalindeki tepeyi işgal etmiş  ve Dağar vadisine hakim olmuştur. A. 19 . dan bir tabur Egreğin Şimal Garbisindeki Sivritepeyi işgal ve bir taburu ile Tağar vadisine hakim olan sırtları işgal etmişlerdir. Hozat milislerinin Bozan köyüne yaptıkları taarruz muvaffak olamamış ve bazı aşiret ve milis gurupları iaşe ve cephanelerinin olmadığını ileri sürerek köylerine firar etmişlerdir . Ussat bazı kıt’alarımıza ateş baskınları yapmışlarsa da mukabil ateşle tart edilmiş ve ussal Tagar ve Ali boğazı tarafeyninde ki mağaralara kaçmışlardır.

8/10/926 da Koç uşağı rüesası arzı teslimiyet için anlaşmak maksadile havali kumandanlığına müracaat etmişler ve bu müracaat mezkur kumandanlıkça kabul edilmiş olduğundan müzakerata girişilmiş ve silahlarını teslim edeceklerini ve fakat aşairden korkarak anlaşmak imkanı bulamadıklarını ifade etmişler ve bu suretle bir takım bahaneler serdederek vakii kazanmağa çalışmışlar ve kendilerine verilen mühlet hitam bulduğundan ve silahlarını teslim ve kendileri de istiman etmediklerinden 1 6/ 1 0/925 dan itibaren harekete tekrar devama karar verilmiştir.
Mevcut tedip kuvvetlerine ilaveten 16/10/926 ‘da A. 1 2 •. Tb. 1. ve 2. ve A. 13 ( 1 Tb. Noksan)  ve A. 16. dan bir müfreze tedip kuvvetlerine iltihak etmiştir. Tağar deresinde ve Ali boğazında barınamayacaklarını anlayan Koç uşaklılar hayvan sürüler ile beraber Payamlı Kozluca üzerinden Yılan dağı ve Kll’klar tepesi mıntakasına geçmeğe başladıkları görüldüğünden topçu ateş ile ve tayyarelerle bunlar üzerine ateş edilerek zayiat verdirilmiştir.

Eşkıyaya yataklık etlikleri anlaşılan ve eşkıyanın buralarda tahaassun ettikleri Tağar, Koçulu köyleri yakılmıştır. Ussatın takibi için Zengi köyü civarında Veli baba tepesinin zaptı icap etmiş ve buna Hozat milisleri memur edilmiş ise de bu milislerin toplanamaması ve taarruza geç başlamaları dolayıs ile 18/10/926 da yapılan taarruz muvaffak olmadığı gibi müteakip günlerde de yapılan taarruzlarda bu milislerden istifade olunamamış ve A. ı 3. Tb. 2.’nin taarruza sevkine mecburiyet hasıl olmuş fakat esasen taarruz etmek niyetinde o1mıyan ve zahiren hükümete sadık görünen bu aşiretler efradı iaşesizliklerini ve cepanesi kalmadığını i leri sürerek geri çekilmişler ve bu suretle münferit vaziyette kalan tabur efradının kuvvei maneviyesi kırılmış ve tabur 20/1 o/926 da bozgun bir vaziyette ve kısmen Tağar deresi Cenup sırtlarına kadar çekilmeğe mecbur kalmıştır. Eşkıya bu tepenin Şimali şarkisindeki sırtlarda 150 kadar bir kuvvetle muannidane mukavemet etmekte olmasından ve Ovacık milisleri de şimdiye kadar Şimalden hiçbir harekette bulunmamış olmalarından bir taburla daha takviye edilen A. 10. Veli baba tepesini Şarktan dolaşarak Şimalinden çevirmek üzere Unuklu tepesine taarruza sevkedildi ve yapılan taarruz muvaffak olarak 28/10/926 Unuklu tepe süngü hücumu ile zabtedildi. 30/1 0/926 ussat Amutka mıntakasına ve bilhassa havali kumandanı beyin çadırı hedef ittihaz edilerek baskınlar yapmışlarsa da mukabil ateşle cümlesi tart edilmiştir. Unuklu tepenin tutulmasını gören Ovacık milisleri Koç uşaklılara bazı taarruzlarda bulunmuşlarsa da muvaffak olamamışlardır.

Unuklu tepenin Şimal v e Şimali Garpi mıntakasında mukavemet eden Koç uşaklılar Onuklu tepe ve Tağar deresi Şimalindeki mevzilerimize baskınlar yapmış ise de mukabil ateşle cümlesi tart edilmiştir. Kozlucanın iki kilometre Garbindeki sivri kara tepede zaif ussat kuvvetleri kuru dere Cenup ve Garp sırtlarında da bazı kuvvetleri görülmüş ve A. 10 . dan 2. ve 3. TB. ve A. 13 . ten 2. TB. Onuklu köyü civarında hazırlanarak 9 teşrinisani 926 da Karatepeye taarruz edilmiş ve bu tepe zaptedilmiştir. Kara tepenin zabtından sonra Erzincandan celbedilen ve 11/11/926 tarihinde Zeraniğin 10. Km. Cenubuna Hanife tepesi civarına gelen A. 11 . ve grup mıntakasını kapatmakta olan milislerle müştereken Yılan dağına yapılan taarruz pek bataetle cereyan etmiş, soğuk ve bazı donma vak’alarına rağmen 1 3 teşrini sani 926 da Yılan dağı zabtedilmiştir. Taarruz ilerletilerek Kırklar tepesine tevcih edilmiş ve bu tepe de zabtedilmiştir. Ussatın Ali boğazında ve Kalabur deresi içerisindeki mağaralarla Tağar deresine kaçmaları üzerine kuşatma çenberi daraltılmış ve hususi müfrezeler tertip olunarak asilerin mağalarda imhası için taramalar yapılmış ve 30/1/926 akşamı harekete nihayet verilmiş ve kıtaat 4/1 2/926 dan itibaren garnizonlarına avdet etmişlerdir.

Koç uşağı aşireti üzerine yapılan bu harekette Dersimlilerin takip ettikleri siyaset icabı her ne kadar hükümet kuvvetleri ile müştereken Koç uşaklıları tedip için hareket etmişlerse de bu harekette Dersimlilerden istifade olunamamış, bilhassa harekatın ciddi şekilde ve süratle yapılmasına engel olmuşlar ve askeri kıt’alara en müşkül ve en çetin yerlere taarruzlarını tevcih ve sevk ederek hareketi akamete uğratmak ve askeri kıt’alarla yaptıkları hareketler de askerin maneviyatını bozarak bozgun bir vaziyette çekilmelerine sebep olmuşlardır. Hükumete yardım maksadile gelen Seyit Rıza ve Ovacık aşiretleri yardımdan sarfı nazar Koçuşaklılara yardım ve yataklık ederek onları imhadan kurtarmışlardır.

Koç uşağı harekatında orduya yardım için gelen aşiretlerin maksatları, bu harekatın tetkiki neticesinde şu suretle tespit olunabilir:
1 – Esaslı bir hareket ve taarruza girişmemek
2 – Bu maksatlarını tamamen saklıyarak verilen vazifeyi yapacak görünmek ve bunun için kıt’alardan mümkün olduğu kadar çok cephane koparmağa çalışmak. 3 – Hareket zamanında en ufak bir bahane ile geri kaçmak ve bu suretle kıt’aların harekatını da muvaffakiyetsizliğe uğratmak.
4 – Kumandanın ciddi ve seri hareketlerine mahal vermemek bunun içinde asilerle kumandan arasında müzakerelere yol açmak, mümkün mertebe uzunca mühletli müddetler ile harekatı tevakkufa uğratmak ve neticede harekatı daha gayrı müsait mevsimlere bıraktırmak, Kumandanlığın maksatlarından asi aşiretleri haberdar etme ve yer değiştirmek, kıtaatın tesirinden korumak için zaman kazandırmak.
5 – Kıtaatı hareketlerinde çetin yerlere çatışırmak,
6 – Askerin maneviyatını bozmağa çalışmak,
7 – Fırsat kollamak, küçük müfrezelere veya nakliye kollarına baskın yapmak,
8 – En nihayet asi aşiretlerin imhadan kurtulmaları için kaçmalarını ve kendi aralarında saklanmalarını temin etmek. İşte yukarıda sayılan bütün bu ahval harekatın tam bir muvaffakiyetle tetevvüç edememesi sebebi olarak ta şöyle söyleniyor: Dersim aşiretlerinin hükumete taraftarlıklarına ve sadakatlarına itimat asla caiz değildir. Onlar, her hadisede iki parti olarak biri hükümeti diğeri aksini iltizam eder. Hükumeti iltizamın iç yüzü hükümeti, kıtaatı şaşırtmak, icabında tavassut ve delalet ederek aksi istikamette yürüyerek hükumetin gazabını celbeden aşireti kurtarmaktır. Evvelki hareketlerle beraber 1926 Koç uşağı hareketide böyle oldu. İdarecilerin telkini ile askeri kumandan Seyit Rıza ile başına topladığı aşiretlere inandı. Bunlar asker arasında harp etmeveceklerini söyleyerek kendilerinin sağ cenahta Şimale giden yolları tıkamaları vazifesini istediler, bunlara istedikleri vazife verildi. Fakat ne oldu. Mustafa bey Ali boğazına hakim olduğu zaman burada kimseyi göremedi. Çünkü Koç uşaklılar onlara Ovacık yolunu sedde memur milisler tarafından parça parça Şimale geçirilmiş ve muhtelif aşiretler arasına dağılmış ve şu suretle imha edilmekten kurtarılmışlardır. Seyit Rızanın son dakikaları Koç uşaklılara lehdar cephe almasının iç yüzü de işte budur.

Halbuki Mustafa bey bir milis hatta tek bir kılavuz bile almayarak hareket etmiş olaydı, muvaffakiyet çok daha kıymetli ve büyük olacaktı . Dersimli aşiretler ve kılavuzlar iki yüzlüdür. Bir taraftan taraftarlık yaparken diğer tarafada askerin bütün hareketlerinden tedibe maruz aşiretleri haberdar ederler. Ve onları tehlikeden kurtarırlar. Bunun için Dersimliye inanmamak esastır. Muvaffakıyetin ilk sırrı da budur. Dersimli yalnız kuvvet önünde boyun eğer ve bu eğişle de kin ve gayz ve fırsat bekleyen hislerle mücehhez bir tiptir. Bütün bir tarih dersimliyi böyle tanır. Şu halde ıslahat teşebbüslerinde Dersimliyi iyi tanimak ilk şart ve esastır.

1926 senesinde Koç uşaklılar üzerine yapılan bu hareket o sene Dersimlilerin tecavüzü binebze azaltmıştır. 1927 senesinde Demenan ve Haydaran aşiretleri arasına bazı yabancı eşhasın gelip gittikleri haberleri alınmış ve fakat vakayi ihdas suret ile bir fevkaladelik görülmemiştir. Yalnız Haydaranlılar hükümet memurlarına karşı hasmane tavırlar takınmışlardır. 1928 senesinde Yukarı Abbas, Keçe, Haydaran, Bal ve Lôlan ve Dersimdeki Koçkirlilerin Erzincan ve Tercan ovasına, Ovacıklı Gav kolu aşiretlerinin Kemah mıntıkasına, Ovacıklı aşiretlerle Hozatın Yukarı Abbas uşaklarının Refahiye, Divriki ve Sivas istikametlerinde soygun faaliyetlerine şahit oluyoruz.

Kaynaklar: Nuri Dersimi/ Kürdistan Tarihinde Dersim- Sayfa: 190-203T.C Dahiliye Vekaleti Jandarma Umum Kumandanlığı Dersim Raporu- Sayfa 171/179

Pen6.info.

Lê Binêre

SİVAS KAMPI

KÜÇÜK YASSIADA: SİVAS KAMPI

”Sivas Kampı’na gönderilen her farklı etnik grup ve düşünceden doldurulan insanlara “Zorunlu misafir” oldukları ifade …

error: LÜTFEN OKUYUN KOPYALAMAYIN - JI KEREMA XWE BIXWÎNIN KOPÎ NEKIN !