BEDİRHAN BEY İSYANI

HER YÖNÜYLE BEDİRHAN BEY İSYANI

Cabir DOĞAN/ BEDİRHAN BEY İSYANI

Tanzimat’ın Diyarbakır ve Çevresinde Uygulanmasına
Karşı Bir Tepki Hareketi

ÖZET
Tanzimat’ın ilânı (1839) ile birlikte ülkenin idari taksimatında
önemli değişikliklere gidilmiştir. Buradaki amaç; Merkezi otoriteyi
güçlendirmekti. Ancak, Tanzimat’ın getirdiği yeni düzenlemeler ülke
genelinde özellikle de devlet otoritesinden uzak olan bölgelerde şiddetli muhalefet ile karşılaştı.
Tanzimattan önce bölgede Cizre-Bohtan Emiri olarak görev yapan
Bedirhan Bey, izlediği politikalar nedeniyle devlet nezdinde önemli bir nüfuz elde etti. Tanzimat’ın Diyarbakır ve çevresinde uygulanması ile birlikte mevcut konumunu kaybedeceğinden endişelenerek bazı Kürt beylerini de yanına alarak devlete karşı büyük bir isyan hareketine girişti. Onun bu isyanı, o dönemde, İmparatorluğun hem içinde hem dışında büyük yankılar uyandırmış ve 1843-1848 yılları arasında devleti uzun bir süre meşgul etmişti.

GİRİŞ
3 Kasım 1839’da Gülhane Parkı’nda Sadrazam Mustafa Reşit Paşa
tarafından okunarak ilan edilen Ferman, “Tanzimat Fermanı” olarak
adlandırılmış; bu fermanla başlatılan sürece tarihimizde Tanzimat dönemi denmiştir1.
Tanzimat hareketinin amacı, Osmanlı devlet idaresini o asrın idarî
esaslarına dayandırmak, devlet gücünün tek merkezden en etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamaktır. Bu açıdan bakıldığında, Tanzimat
merkezîyetçiliği, demokrasiyi değil, Metternichçi bir sistemi
amaçlamaktadır. Bu dönemde sadece sadrazam değil, sadrazamla birlikte etrafındaki bürokrat kadro da yönetimde söz sahibi olmuştur. İmparatorluğun modernleşme tarihinin bu çarpıcı döneminde Bâb-ı Âli bürokratları yönetime hâkimdi2. Bürokratlar, imparatorluğun, işlevini yitirmiş kurumlarını canlandırmak, sarsılan merkezî otoriteyi yeniden kurmak, devleti malî, idarî ve adlî alanlarda düzenli bir yapıya kavuşturmak için dizginleri ele aldılar.
Bu aydın- bürokrat grup, XIX. yüzyılın başından beri devleti sarsan
milliyetçi ayaklanmalara ve çeşitli bölgelerdeki başkaldırmalara karşı “bütün tebanın eşitliği” ilkesi etrafında Osmanlılık siyaseti güderek imparatorluğun iç bünyesindeki yapı dönüşümünün yarattığı sorunlara bir çözüm arama kaygısını taşıyorlardı3.
Gülhane Hatt-ı Hümayûn’unu izleyen 1840 yılı, yeniliklerin
uygulandığı yıl olmuştu. Ancak uygulamanın ne şekilde yapılacağına ilişkin önceden hazırlanmış bir program yoktu. Özellikle can ve mal güvenliğinin sağlanarak vergilerin, herkesin gelirine göre alınması için mal, mülk ve nüfus sayımına gerek vardı. Ayrıca hükûmette bu konuda tecrübeli eleman da

bulunmamaktaydı. Bunların yanı sıra yeni düzenlemelerin yanlış
yorumlanması ile birlikte, çıkarları zedelenenlerin büyük tepki gösterecekleri düşünülüyordu. Bu yüzden Tanzimat’ın öngördüğü malî, idarî ve askerî yenilikler imparatorluğun bütününde uygulamaya konulamadı. Öncelik hükûmetin kesin denetiminde olan yakın eyaletlere tanındı. Başta Edirne olmak üzere, Bursa, Ankara, Aydın, İzmir, Konya ve Sivas eyaletlerinde Tanzimat’ın öngördüğü şekilde mal, mülk ve nüfus sayımı yaptırılarak uygulamaya başlandı. Trabzon Eyaleti’ne de öncelik verildiyse de, karşılaşılan tepki üzerine uygulama ertelendi4.
Tanzimat’ın uygulanmasında en büyük tepki hiç şüphesiz Cizre ve
Hakkâri yöresinden gelmiş; yılların biriktirdiği sorunlar, Diyarbakır
Eyaleti’nde yeni yönetim tarzının yürürlüğe konmasından kısa bir süre sonra, bölgede hükûmete karşı büyük bir isyanın çıkmasına sebep olmuştu. Tanzimat’tan önce bölgede mütesellimlik yapan ve yüzyıllar boyu bölgeyi yönetmiş bulunan bir aileden gelen Bedirhan Bey, Redif askerî teşkilatının kurulması ile birlikte Redîf Miralayı olmuştu5. Cizre-Bohtan Emiri olarak uzun süre devlete sadık kalmış ve devlete önemli hizmetler yapmış olan Bedirhan Bey, Diyarbakır’da Tanzimat’ın uygulanması ile birlikte bölgede hükûmete karşı büyük bir isyanın çıkmasına yol açmıştı6. Onun isyanı, bu dönemde, İmparatorluğun hem içinde hem dışında büyük yankılar uyandırmış ve 1843-1848 yılları arasında devleti uzun bir süre meşgul etmiştir7.

1. TANZİMAT ÖNCESİ BEDİRHAN BEY HÜKÛMET
İLİŞKİLERİ
Emirliğin ilk yıllarında hükümet ile ilişkilerini iyi tutan Bedirhan
Bey, II. Mahmut döneminde bölgeye yönelik olarak yapılan askeri hareket sırasında (1833-1839) devletin yanında yer almış, bu tutumu onun hem tasfiye olmasını önlemiş hem de bu süreçten önemli bir güç elde ederek çıkmasını sağlamıştır. Cizre Beyi Bedirhan Bey, izlediği bu politikayla bölgede elde ettiği aşiret güçleri üzerindeki nüfuzuna hükûmetin de desteğini eklemiştir. 1839 Nizip Savaşı, Osmanlı Devleti için Kürdistan8 bölgesinde yeni bir safhanın başlangıcı olmuştur9. Bu savaşta alınan yenilgi, bölgedeki
askerî gücünün nispeten kırılmasına ve siyasî egemenliğin büyük ölçüde azalmasına sebep olmuştur10. Mevcut durumdan yararlanan Bedirhan Bey, bir süre sonra bölgenin tek hâkim gücü olmaya başladı. Bu durum, hükûmet tarafından da fark edildi; ancak, ilk zamanlarda herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Hatta Bedirhan Bey, belli bir süre desteklendi. Bunun sebebi ise, böyle karışık bir dönemde bölgeyi denetim altında tutabilmek için onun bölgedeki gücü ve nüfuzundan yararlanmak istenmesiydi11. O güne kadar devletten yana politikalar izleyen Bedirhan Bey, strateji değiştirerek mevcut ortamdan yararlanıp bölgede etkisini ve nüfuzunu artıracak politikalar
izlemeye başladı. Bu amaçla, dağınık hâldeki Kürt aşiretlerini kendi etrafında toplayarak aşiretler arasındaki düşmanlık ve ihtilafları ortadan kaldırmak için sıkı bir çaba harcadı. Küçük aşiretleri kolayca kendi çevresinde topladı.
Bunun sebebi ise, 1838 yılında Bâbıâli’nin Doğu harekâtı sırasında güçlü aşiret reisleri ya dağılmış ya da sürgün edilerek bölgeden
uzaklaştırılmışlardı. Başsız kalan bölge halkı, Bedirhan Bey’in siyasî gücü ve nüfuzundan dolayı ona sığınmayı kendileri için daha uygun görmüşlerdi. Bu dönemde hükûmetin Irak’taki Arap ayaklanmalarını bastırmakla meşgul olması, onun bu siyasî ortamdan iyice yararlanmasını sağladı12.
Bedirhan Bey, yöneticisi olduğu Cizre, Bohtan ve Hacı Behram
kazaları ile kendi idaresi altındaki halktan çok düşük miktarda vergi alması, Musul ve çevresindeki köy ve kasabalardan birçok halkın onun bölgesine göç etmesine sebep oldu. Bu durum, Bedirhan’ın kendi emirliği dışındaki bölgelerde de nüfuzunun artmasını sağladı. Yapılan göçler zamanla birçok kaza ve nahiyelerin atıl ve harap duruma düşmesine yol açtı. Mevcut durum da merkeze vermesi gerekli olan vergiyi veremeyen kaza, nahiye ve sancakların Sadaret’e kadar uzanan şikâyetlerine sebep olmuştur13.
Bedirhan Bey’in egemenlik ve nüfuz alanı Van, Sabala, Revanduz,
Siverek, Sert ve Sincar’ı da içine katarak Diyarbakır’a kadar dayandı. Musul yakınlarında kendine karşı gelişen birtakım olayları yatıştırdıktan sonra Aşna ve Urmiye’yi işgal etti14. Bedirhan Bey, Kürdistan’ın bu kadar geniş bölümünü egemenliği altına alabilmiş tek Kürt Beyi’dir15. Onun sahip olduğu yeni konum İran Şahı’nın da dikkatinden kaçmamıştı. Şah, Bedirhan’ı yanına çekebilmek için zaman zaman kendisine kıymetli hediyeler göndermekteydi16.

2. BEDİRHAN BEY’İN MERKEZLE İLİŞKİLERİNİN
BOZULMASI

2.1. Tanzimat’ın Askerî Alanda Diyarbakır’da Uygulanması ve
Bedirhan Bey’in Tutumu

Gülhane Hatt-ı Hümayûnu’ndan önce Osmanlı İmparatorluğu’nda
yapılan yenilik hareketlerin ağırlık noktasını askerlik alanında yapılan
düzenlemeler oluşturmuştur. Tanzimat’a kadar geçen dönemde yapılan bu alandaki düzenlemelerde ocak şeklinin değiştirilmesi dışına çıkılamadı. Bu sebeple de askerlik bir vatan görevi olamadı. Fakat Tanzimat ile birlikte askerlik hizmeti bir vatan görevi hâline getirildi. Bu dönemde askerlik alanında yapılan yeniliklerden birisi de, “Asker-i Redife Miralaylığı”nın kurulması idi. Buna göre, ülkenin her yerinden bölgenin genişliğine ve nüfusuna göre asker toplanıyordu. Fakat Müslüman halkın, henüz göçebe hâlinde yaşayanları ve dağlık bölgelerde yarı bağımsız bir hayat sürenleri, askerlik görevini kabul etmek istemediler. Bu yüzden Anadolu ile Rumeli’nin dağlık taraflarında ve Lübnan’da ayaklanmalar oldu. Bu ayaklanmalar bir süre sonra bastırıldı ise de adı geçen yerlerde askerlik görevi bir problem olarak kalmaya devam etti.17

Osmanlı Devleti’nin Tanzimat sonrası redif askeri toplamakta en çok
zorlandığı yerlerden birisi de Diyarbakır Eyaletidir. Arabistan Ordusu Müşiri Namık Paşa tarafından Anadolu Ordusu Müşiri Rüstem Paşa’ya yazılan 18
Şevval 1260 (23 Ekim 1844) tarihli yazıda; Urfa ve Halep tarafından redife askerinin güzel bir şekilde toplandığını, Diyarbakır’ın ova köylülerinden de toplanmasının güç olmayacağı belirtilmiştir; fakat Cizre, Bohtan, Zaho, Garzan, Midyat ve Şîrvan gibi dağ kazaları halkının inatçı ve şikâyete meyilli olması sebebiyle, buraların halkından asker toplamanın güç olacağı dile getirilmiştir. Bununla birlikte, Bedirhan Bey’e güvenlik hissi verilerek yardımı sağlandığı takdirde18 nizamiye askerinin kolayca toplanabileceği, aksi takdirde zorlukların yaşanabileceği bildirilmiştir. Bu amaçla Anadolu
Ordusu’nun Diyarbakır’a sevk edilmesinin lazım geleceği ifade edilmiştir.
Arabistan Ordusu Müşiri Namık Paşa’nın Sadaret’e gönderdiği 6
Zilkade 1260 (17 Kasım 1844) tarihli arz tezkeresinde, Diyarbakır
Eyaleti’nde askerî redife kurulması ve Bedirhan Bey maddesine dair
gönderdiği yazılar, Meclis-i Valâ-yı Ahkâm-ı Adlîyye’de ve 27 Kasım pazar günü de Meclis-i Umûmî de görüşülmüş ve konuyla ilgili olarak şu kararlar alınmıştır:

i. Bedirhan Bey’in, devletin yanına çekilerek redif askerinin
kolaylıkla toplanması,
ii. Asker-i redife toplanmasını reddettiği takdirde baskıyla ve güç
kullanarak bu işin gerçekleştirilmesi,
iii. Mevcut şartlarda güç kullanılmasının uygun olmayacağı
düşünülerek Bedirhan Bey’in temin edilmesi.
Meclis-i Umûmi toplantısında ayrıca bundan sonraki süreçte
Bedirhan Bey’e karşı izlenecek strateji ve ona karşı alınacak tedbirler
konusunda da şu kararlar alınmıştır: Nizamiye ordularının o bölgede
kurulmasıyla, Bedirhan Bey’in zaman kazanmak ve devlete güven vererek “devlete hizmet edeceğim”, gibi aldatıcı tavırlara girmesi muhtemeldir. Her nasıl olsa, fırsat düştüğünde gerekli tedbirler alındıktan sonra gerek Bedirhan Bey ve gerekse arkadaşları İmadiyeli İsmail Paşa, Garzanlı Derviş Bey, Mardinli Esad Bey, Cizreli Mir Seyfettin ve diğerleri o bölgeden tamamıyla defedilmelidir. Fakat öncelikle Bedirhan Bey’i celp ve temin ederek Diyarbakır’ın dağ köylerinden redif askerleri toplanmalıdır. Daha sonra kendine tam bir güven hissi verilmelidir. Taltif amacıyla kendisinin ve arkadaşlarının Dersaadet azalarıyla İstanbul’a gönderilmesi, onlar vardıktan
sonra ailelerin de arkalarından İstanbul’a gönderilerek oradan da uygun bir yere gönderilmelidir. Eğer bu gerçekleşmez de asker-i redife toplanmasına karşı çıkarak bölgede tahrik ve fesada girişir ise, kuvvet yoluyla ele geçirilerek aileleriyle birlikte bölgeden uzaklaştırılıp İstanbul’a gönderilmeli.
Meclis-i Valâ, duruma göre bu iki yoldan hangisi uygunsa ona göre hareket edilmesini tamamen Namık Paşa’nın insiyatifine bırakmıştır19.

Bedirhan Bey, Tanzimat öncesinde izlediği devlet yanlısı politikalar
nedeniyle devlet nezdinde ciddi bir itibar kazanmıştır. Kazandığı bu
konumunu sürdürebilmek için başlangıçta devletin Cizre-Bohtan Bölgesi’nde asker toplama kararına karşı çıkmamıştır. Fakat sonradan bölgede Tanzimat’ın idarî alanda uygulanması ile birlikte etkinliğini
kaybedeceğinden korkarak, başta askerlik olmak üzere Tanzimat’ın getirdiği yeni hükümlere karşı cephe alacak ve bu durum ileride onun isyan etmesindeki en önemli nedenlerden birini oluşturacaktır.

2.2 Tanzimat’ın İdarî Alanda Diyarbakır ve Çevresinde
Uygulanması
Tanzimat’ın başlangıcında ülkenin idarî taksimâtında da önemli
değişiklikler yapılmıştı. Yönetim alanında getirdiği ıslahat, taşradaki
yöneticilerin yetkilerini azaltmak ve idarenin her kademesinde, Müslüman ve
gayrimüslim halkın katıldığı idare meclisleri oluşturmak biçiminde ortaya
çıktı. Bununla güdülen amaç; taşradaki mülkî yöneticilerin, merkeze daha
fazla bağlanmasını sağlayarak, merkezîn otoritesini güçlendirmekti20.
1840 yılında uygulama dışında tutulan eyaletlerde yeni yönetimin
gerçekleştirilmesi için çalışmalar sürdürüldü. Bu amaçla Diyarbakır
Eyaletinde 1845 yılında Tanzimat’ın uygulanmasına karar verildi21. Bu
amaçla Diyarbakır’a öşür geliri hariç 75.000 kuruş maaş ile Bağdat Valisi
İsmail Paşa Müşir olarak atandı. Diyarbakır’ın Tanzimat’a dahil
edilmesinden üç ay kadar sonra (Haziran 1845) bölgede sık sık ayaklanan
kimselerin bu tür davranışlardan vazgeçtikleri ve aklın yeni yönetim
biçiminden memnun oldukları İsmail Paşa tarafından hükûmete bildirilmiştir.
Durum Padişah Abdülmecid’e iletilince çok memnun olmuş, vali ve
defterdarı ödüllendiriştir. Ancak bir süre sonra İsmail Paşa, uyguladığı,
yöntemin devlet politikasına ters düştüğü ileri sürülerek görevden alınmış,
yerine Bolu Mutasarrıfı İzzet Paşa atanmıştır. Diyarbakır Defterdarı da
uygunsuzluğundan ötürü görevden alınmış yerine bölgenin durumunu iyi
bildiği belirtilen Meclis Ziraat memurlarından İsmet Bey getirilmişti22.
Diyarbakır ve çevresinde Tanzimat’a karşı asıl direniş “yurtlukocaklık”
olarak toprak tasarruf edenlerden gelmiştir. Nitekim Diyarbakır’da
bu biçimde toprak tasarruf edenlerden bazılarının toprakları hazineye
devredilerek kendilerine maaş bağlanmış; bir kısmına ise, kaza müdürlüğü verilmişti. Burada bir sorun ortaya çıkmamıştı23. Ancak, coğrafî ve sosyal
yapıdan dolayı Doğu bölgelerinde hâkimiyetin uzun bir süre tesis
edilememesi sebebiyle, yeni uygulama devlet otoritesinden uzak yaşayan
aşiretlerin zaman zaman muhalefeti ile karşılaşmıştır24.
Tanzimat’ın getirdiği mülkî taksimât henüz bölgede hayata
geçirilmeden Bedirhan Bey’in, emiri olduğu Cizre ve Bohtan bölgelerinin
idarî yapısında birtakım değişikliklere gidilmiştir. Yapılan değişiklikle daha
önce Diyarbakır Eyaleti’ne bağlı olan Cizre’nin Bohtan, Eşni ve Hacı
Behram havalisi Musul Eyaleti’ne bağlanmış; geri kalan Cizre, Midyat ve
sair yerler de Diyarbakır Eyaleti sınırları içinde kalmıştır25. Musul Valisi
Mehmet Paşa, bu kaza ve nahiyelerin Musul’a bağlanmasında önemli rol
oynamıştır. Konu ile ilgili olarak Musul, Diyarbakır, Bağdat Valileri ve ordu
kumandanlarıyla İstanbul arasında bir dizi yazışmalar olmuştur. Mehmet
Paşa, idarî değişiklik sonrası Bedirhan’ı Musul’a davet etmiş; fakat o, valiye
güvenmediği için bu isteği yerine getirmemiştir. Musul Valisi Mehmet
Paşa’nın kendisinden istediklerine karşı, etraftaki kazaları Vali Mehmet
Paşa’ya karşı kışkırtmıştır26.
Bedirhan Bey ile Mehmet Paşa arasındaki anlaşmazlık, elimizdeki
belgelerden de anlaşılacağı üzere, her iki tarafın devletle olan yazışmalarına
da yansımıştır. Bu yazışmalarda birbirlerini şikâyet konusu etmişlerdir.
Mehmet Paşa, Sadaret’e gönderdiği mektubunda, Bedirhan Bey’in
güvenilecek biri olmadığını, Van topraklarına girerek Van ve Erzurum
çevresinde fitne fesat çıkardığını belirtmektedir27. Han Mahmut ile kardeşi
Han Abdal’ın Van ve çevresindeki isyanlarından onu sorumlu tutmaktadır28.
Ayrıca Musul’da ikamet eden İmadiyeli İsmail Paşa’nın, Musul’dan
ayrılıp Cizre’ye Bedirhan Bey’in yanına geldiğini ve onun desteğini aldıktan
sonra Zaho ve İmadiye taraflarında isyanlar çıkardığını bildirmektedir29.
Hakkındaki şikâyetlerle ilgili olarak Bedirhan Bey, kendisinin devletin
yanında olduğunu ve ona sadakatten ayrılmadığını bildiren bağlılık
mektupları yazarak kendini savunmuştur.

3. BEDİRHAN BEY’İN YENİ İDARÎ STATÜYE TEPKİSİ

Cizre’nin Eşni, Hacı Behram ve Bohtan kazalarının Musul’a
bağlanması kararına hem Bedirhan Bey hem de Cizre’nin ileri gelenleri
tarafından tepki gösterilmiştir. Bağlı bulundukları Diyarbakır Valiliği başta
olmak üzere, hükümete yazdığı dilekçelerde yeni idarî statüden
memnuniyetsizliklerini belirterek yaşadıkları olumsuzlukları ifade
etmişlerdir. Bu mektuplardan biri de, Bedirhan Bey tarafından Diyarbakır
Eyaleti Valisi Vecihi Paşa’ya yazılmıştır. 21 Zilkade 1257 (4 Ocak 1842)
tarihli bu mektup, bizzat kendisi tarafından mühürlenmiş olup kardeşi Salih
Bey ve kâtibi tarafından Vali Vecihi Paşa’ya götürülmüştür.
Bedirhan Bey’in mektubu, daha çok Musul Valisi Mehmet Paşa’nın
kendisi hakkındaki suçlamalara cevap niteliği taşımaktadır. Mektubunda
öncelikle Cizre kazasının Diyarbakır’dan ayrılarak Musul’a bağlanmasından
duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir. Bunun yanında, Musul Valisi Mehmet
Paşa’nın Telafer’e gelmesinden, Bohtan ve Hacı Behram kazalarına
mütesellimler göndereceğini bildirmesinden duyduğu kaygı ve sıkıntıyı
belirtmiş; Vali Mehmet Paşa’dan korktuklarını ve onun asıl amacının Telafer
halkı ile Zaho mütesellimine yaptığı gibi, kendisinin evlatlarını da yok etmek
olduğunu beyan etmiştir.
1842 yılında, gerçekleştirilen idarî değişikliğin tesiri altında devlete
karşı henüz bir başkaldırı hareketi içerisinde değildir. Ancak yaşanan olaylar
Bedirhan Bey’i yavaş yavaş bölgede farklı arayışların içerisine çekecektir.
Fakat her şeye rağmen Bedirhan Bey’in hükûmete yaklaşmak, hizmet etmek,
yanlış söylentileri bertaraf eylemek ve Cizre’nin yeniden Diyarbakır’a
bağlanmasını sağlamak amacıyla kardeşi Salih Bey’i Diyarbakır Valisi’ne
göndermesi, bu konuda İstanbul’a da çözüm için mektuplar göndererek
Bâbıâli’ye karşı uzlaşmacı bir siyaset izlemesi, onun bu tarihlerde devlete
henüz başkaldırmadığını göstermektedir30.

4. MERKEZÎ HÜKÛMETİN BEDİRHAN BEY SORUNUNU
ÇÖZME GAYRETLERİ

Bedirhan Bey’in konumu, gerek Kürtler açısından gerekse Osmanlı
Devleti’nin bölgedeki nüfuzu açısından hayli önemliydi. Yıllarca devletten
yana izlediği politikalarla bölgenin en güçlü beylerinden biri hâline gelen
Bedirhan Bey’in devletle olan ilişkileri, Cizre bölgesinin, idarî bakımdan
Diyarbakır Eyaleti’nden alınıp Musul’a bağlanmasıyla sorunlu hâle
gelmiştir. Bununla birlikte, her ne kadar kendisi kabul etmemişse de Han Mahmut ve İmadiyeli İsmail Paşa isyanlarıyla ilişkilendirilmesi, onu çok güç
duruma düşürmüştür. Özellikle Musul Valisi Mehmet Paşa, Bedirhan Bey’i,
Han Mahmut ve İsmail Paşaların isyanlarını desteklemek ve kışkırtmakla
suçlamıştır31. Konuyla ilgili olarak Bedirhan Bey’in ve bölge valilerinin pek
çok yazışmalarına rastlamak mümkündür.
Bedirhan Bey, doğrudan doğruya devlete karşı muhalif bir hareket
içerisine girmemekle birlikte bu yeni duruma karşı tavır almaktan da geri
durmamıştır. Fakat her fırsatta Padişah ve Sadaret’e gönderdiği mektuplarda,
Padişaha ve devlete karşı hizmette sadakatten ayrılmadığını; fakat Musul
Valisi Mehmet Paşa’dan korktukları ve çekindiklerini, can ve mallarını
emniyette görmediklerini, bu durumun kendisini devletine ve padişahına
sadıkane hizmetten alıkoyduğunu32 ifade ederek İstanbul’a Musul Valisi
Mehmet Paşa’yı suçlayıcı mektuplar göndermiştir. Buna karşılık Musul
Valisi Mehmet Paşa, her defasında Bedirhan Bey’i İstanbul’a şikâyet ederek
Cizre’nin diğer nahiyelerinin de Musul’a bağlandığı takdirde bölgede
sükûnetin sağlanacağını belirtmiştir33. Bedirhan Bey ile Mehmet Paşa
arasındaki bu problem, Meclis-i Valâ’ya kadar uzanmış ve hükûmet, iki taraf
arasındaki problemleri çözmek amacıyla birtakım girişimlerde bulunmuştur.
Meclis-i Valâ, Cizre’nin idarî durumu ile ilgili yaptığı uzun bir
araştırmadan sonra Cizre’nin idarî yapısının devamı noktasında bir karara
varmıştır. Bu karar ile Cizre, Musul Eyaleti’ne bağlı kalmaya devam edecek
ve Mehmet Paşa da Musul Valiliği’ndeki görevini sürdürecektir. Bunun
yanında Diyarbakır Valisi M. Vecihi Paşa, Halep Valiliği’ne verilmiş; yerine
de İsmail Paşa atanmıştır34.
Bedirhan Bey, Meclis-i Valâ kararlarından sonra da Cizre’nin idarî
yapısının değişmesine yönelik mücadelesine, Diyarbakır Valiliği ve Sadaret
nezdinde yaptığı yazışmalarla devam etse de beklediği sonucu alamamıştır.
Bunun üzerine hükûmetin dikkatini kendi üzerine çekmek amacıyla,
Hakkâri’nin dağlık bölgesinde oturan ve aslen Hristiyan olan Nasturiler
üzerine 1259 (1843) yılında bir harekâta girişecektir. İleride bu harekât,
Bedirhan Bey’in tasfiyesinin en önemli sebeplerinden birini oluşturacaktır.

5. BEDİRHAN BEY’İN BAZI KÜRT BEYLERİYLE İTTİFAKI
VE İSYANI (1846)

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da coğrafî özelliklerin ve sosyal
yapının etkisiyle derebeylik yapısı hâkimdi35. Tanzimat Fermanı’nın
getirdiği yeni idarî düzenleme ile birlikte beylik ve derebeylik sistemi artık
sona eriyordu36. Tanzimat’ın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde de
uygulanması ile birlikte gelenekleşmiş yapılarını koruyan Kürt beyleri ile
hükûmet karşı karşıya gelmiştir. Bunun en önemli örneği, Cizre Mütesellimi
Bedirhan Bey olmuştur. Yeni idarî taksimat sonucu Cizre’nin Musul’a
bağlanmasıyla başlayan bu süreç, onu, isyan hâlinde bulunan Han Mahmud’a
yaklaştırmıştır. Bu arada Tanzimat sonrası Kürdistan’da yaşayan
gayrimüslimlerin Batılı misyonerlerin telkinleri ve yönlendirmeleri ile
harekete geçmeleri ve buna tepki olarak Bedirhan Bey’in bölgedeki
faaliyetleri, kendisini, Avrupalı devletlerin ve Osmanlı yönetiminin hedefi
hâline getirmiştir. Tanzimatla beraber Kürdistan’da oturtulmaya çalışılan
yeni idarî düzenlemelerden dolayı hükûmetten yana beklentilerini yitiren
Bedirhan Bey, başta Han Mahmut olmak üzere diğer Kürt beyleri ile ittifaka
girişerek güç kazanma yoluna girmiştir. Bu yüzden, onun isyanını,
Tanzimat’ın Kürdistan’daki sonuçlarına karşı bir tepki olarak
değerlendirmek mümkündür37.
Bedirhan Bey ile diğer Kürt beyleriyle Van’da başlattıkları isyanla
ilgili olarak Erzurum Müşiri Esad Paşa, Sadaret’e gönderdiği 25 Safer 1263
(22 Şubat 1846) tarihli yazıda, Van merkez ve kazalarında meydana gelen
isyan ve karışıklığın ortadan kaldırılması için halka defalarca nasihat ve
telkinde bulunduğunu belirtmiştir. Fakat buna rağmen, Van merkez
halkından Mustafa Bey, Han Mahmut, Nurullah Bey ve Bedirhan Bey’in
İrade-i Seniyye’ye muhalefet ederek devlete isyan ettiklerini bildirmiştir38.
Erzurum, Diyarbakır, Musul eyalet valilerinin gönderdiği raporlar ile
Anadolu Ordusu Komutanı Ferik İsmail Paşa’nın gönderdiği raporlar
doğrultusunda isyancı Bedirhan Bey ile Kürt beylerinin tutumları, Meclis-i
Hâss-ı Vükelâ ve Meclis-i Valâ’da görüşülmüş39, Bedirhan Bey’le ilgili
olarak, 1846 yılı için harekât yapılması uygun görülmemiş; fakat şimdilik, onun temin edilmesi sağlanarak kendisine bir memur gönderilmesi
kararlaştırılmıştır40.

6. BÂBIÂLİ’NİN BEDİRHAN BEY HAREKÂTI ÖNCESİNDE
ALDIĞI BAZI TEDBİRLER

6.1. Müşir Osman Paşa’nın Anadolu Ordusu’nun Başına
Getirilmesi

Bedirhan Bey’in 1845 Van isyanı sırasında bölgedeki bir kısım Kürt
beyleriyle ittifaklar kurarak devlete isyan etmesi,41 1846 Nasturi harekâtı
sonrasında Batılı devletlerin olaya müdahale ederek onun cezalandırılması
konusunda artan baskıları42 ile hükûmetin kendisi hakkındaki ikna ve iyi
niyet çabalarının sonuçsuz kalması43 üzerine Bâbıâli, Bedirhan Bey’i ortadan
kaldırmaya karar verdi. Aslında, 1845 yılından itibaren Bedirhan’a karşı bir
askerî harekât yapılması hükûmetin gündeminde yer almış olup konu ile
ilgili bazı ön hazırlıklar da yapılmıştır44.
Musul Valisi Esad Paşa, 19 Zilkade 1261 (9 Kasım 1846) tarihli
yazısında, Bedirhan Bey’in, bulunduğu yerden bir an evvel çıkarılması için
gerekli tedbirlerin alınmasını Sadaret’ten istemiştir. Esad Paşa ile Anadolu
Ordusu’nun eski komutanlarından Ferik İsmail Paşa arasında yapılan
görüşmelerde de Bedirhan Bey gailesini ortadan kaldırmak üzere Müşir
Osman Paşa, bu göreve uygun görülmüş ve bu teklif hükûmet tarafından da
kabul edilerek Osman Paşa, Anadolu Ordusu Komutanlığı’na atanmıştır45.
Bedirhan Bey üzerine gerçekleştirilecek askerî harekât öncesinde
bölgede bir kısım hazırlıklara girişilmiştir. Askerî erkân ve bölge eyalet
valilerinin raporları doğrultusunda harekât için öncelikli unsurlar
belirlenmiştir. Bedirhan Bey, üzerine yapılacak askerî harekâtın zamanı
olarak Nisan ayı belirlenmiştir46.
Anadolu Ordusu Komutanı Müşir Osman Paşa, bir yandan Bedirhan
Bey üzerine yapılacak askerî harekât için son hazırlıkları yaparken diğer
taraftan da onunla Kürt beyleri arasında var olan ittifakı bölme amacıyla
çalışmalar yapmıştır. Bu yolda kullanılan yaygın metot, onunla ittifak
hâlinde olan veya ona yakın olan Kürt ağa ve beylerine birtakım unvanlar ve
hediyeler vererek onları devletin yanına çekip kendisini yalnızlaştırmaktır.

Bu amaçla irtibata geçilen Muşlu Şerif Bey, Han Abdal, Hakkâri Beyi
Nurullah Bey ve İzzeddin Şir Bey gibi bir çok Kürt beyinin Bedirhan Bey
ittifakından ayrılarak devletin yanında yer almaları sağlanmıştır47.
6.2. Bâbıâli’nin Bedirhan Bey Harekâtı Öncesinde Aldığı Siyasî
Tedbirler
Bâbıâli, bir yandan askerî harekât için gerekli hazırlıkları yaparken
diğer taraftan da sorunun barışçı yollarla çözülmesi için Bedirhan Bey ve
diğer Kürt beyleri nezdinde girişimlerde bulunmuştur48. Bu amaçla
Diyarbakır Valisi Hayreddin Paşa, Cizre’de bulunan Nakşibendî
Şeyhlerinden Şeyh Yusuf, Şeyh İbrahim ve Şeyh Azrail Efendiler’e
gönderdiği 9 Cemazeyilevvel 1263 (25 Nisan 1847) tarihli mektupta,
kendisinin de Tarikat-ı Halidiye-i Nakşibendî’nin müritlerinden olduğunu ve
şeyhi Tosyalı Halit-i Nakşibendî Hazretlerinden icazet aldığını belirtmiş ve
icazetin bir suretini de kendilerine göndererek tarikat kardeşliği gereğince
Bedirhan Bey’e nasihat etmelerini onlardan istemiştir49.
Hayreddin Paşa, konu ile ilgili olarak Dersaadet’e yazdığı
03.05.1847 tarihli mektupta, söz konusu şeyhlerden cevap yazısının
alındığını ve kendisinden Nakşî Halidiye Tarikatı’nın desteğini çekmesi
üzerine Bedirhan Bey’in çaresiz kaldığını ve yakında bir kaleye çekilip
sığınacağı haberinin alındığını ifade etmiştir50.
Bâbıâli, Bedirhan Bey’i ikna etmek için her türlü yola başvurmuştur.
Bu defa İstanbul’dan Nazım Efendi isminde devlet erkânından bir zat
Bedirhan Bey’e teminat vermek, onun fikir ve maksadını anlamak üzere
hükûmet tarafından görevlendirildi51. Bunun üzerine Nazım Efendi ile
Bedirhan Bey arasında Cizre’de yapılan uzun görüşmeler sonunda bazı
konularda anlaşmaya varmışlardır52.
Bedirhan Bey, Nazım Efendi ile yapılan görüşme ile ilgili olarak 5
Safer 1263 (22 Ocak 1847) tarihinde padişaha bağlılığını bildiren bir mektup
yazmıştır. Bu mektupta, üzerinde anlaşmaya vardıkları maddelere uygun
hareket edeceğini, aksinin gerçekleşmesi hâlinde her türlü cezaya rıza
göstereceğini belirtmiştir. Geçmişte yaşanan hatalarla ilgili olarak padişahtan af dileyen Bedirhan Bey, bin canım olsa padişahımın uğruna feda etmeye
hazırım diyerek bu konudaki samimiyetini göstermeye çalışmıştır53.
Bedirhan Bey, gönderdiği bu mektupla padişaha bağlılığını ve
teslimiyetini arz etmektedir. Fakat başta Padişah Abdülmecit (1839-1861)
olmak üzere, birçok devlet erkânı onun her hâl ve hareketine kuşkuyla
bakmaktadır54. Padişah ve hükûmet bu endişelerinde haklıdır. Çünkü
Bedirhan Bey, gizliden gizliye kendi bölgesinde hükümranlık alâmeti olarak
adına hutbe okutmaya başlamıştır55.
Nazım Efendi’nin sunduğu rapor doğrultusunda konu, Meclis-i
Has’ta görüşülmüştür. Bedirhan Bey, kendince verdiği tüm tavizlere rağmen
güvenilmez bulunmuş; itaatin şartlara bağlanmayacağı ve kendisinin hiçbir
şekilde Cizre’de kalmaması gerektiği kararına varılmıştır. Onun devlete
itaate dair tavırları ile Nazım Efendi’yi yanılttığını, devletin askerî harekât
için hazırlıklara başlaması üzerine mecburen itaat görüntüsü verdiği
belirtilmiştir. Bedirhan Bey’in zaman kazanma niyetinde olduğu
düşünülmüş; canından ve malından emin olarak gelip itaat etmesi, aksi
takdirde bölgedeki varlığına son verilmesi kararlaştırılmıştır. Bunun için de
askerî harekâtın hemen başlaması istenmiştir.
Buna göre Bedirhan Bey’e can ve mal güvencesi verilerek itaat için
kendisine son bir defa daha mektup gönderilmesine karar verilmiştir. Eğer
mektup kendisine ulaştığında bir hafta içerisinde itaat etmediği takdirde
askerî harekât başlatılacaktır56.

7. BEDİRHAN BEY’İN BAZI DEVLETLERLE SİYASÎ
İŞBİRLİĞİ ARAYIŞLARI

Bedirhan Bey, hükûmete karşı yeniden bir takım olumsuz hareketler
içerisine girmiştir. Hükûmetin kendisine karşı bir askerî harekât
düzenleyeceği haberini almış ve bundan dolayı endişe içerisinde nihayet
yabancılara da başvurmuştur. Bu başvuru, kendisi için iyi olmamış ve
hükûmetin kendisine karşı var olan kuşkularını daha da artırmıştır57.
Bedirhan’ın, Nazım Efendi ile hükûmete itaat etme konusunda anlaşma
yapmalarından kısa bir süre sonra İngiltere’nin Musul konsolosuna yakın adamı Şeyh Yusuf’u göndermiş58 ve aşağıda belirlenen şartlar dâhilinde
hükûmete itaat edeceğini bildirmiştir:
i. İngiltere’nin Musul konsolosu, onun emniyet ve güven
içerisinde gidip gelmesine kefil olursa Bedirhan Bey İstanbul’a gidecektir.
ii. Hakkâri ve bazı kazalarına hiçbir şekilde müdahale etmeyecek,
Tiyar ve Tuhuba aşiretlerine bir daha karışmayacaktır.
iii. Yanında bulunan Nasturi esirleri derhal serbest bırakacaktır.
iv. Kendi adına hutbe okutmayacak ve bundan sonra hutbeleri
padişah adına okutacaktır. Ayrıca imamlık hukukundan da vazgeçecektir.
v. Zeynel Bey’i Musul’a gönderecektir.
vi. Kendisinin idare edeceği kaza için hükûmetçe uygun görülen
miktarda akçeyi her sene ödemeye hazırdır.
vii. Marşemun’u Nasturi halkının patriği olarak tanıyacak ve
kendisi hiçbir şekilde onların iç işlerine karışmayacaktır.
viii. Müslüman ve Hristiyanları bir tutup haklarında eşit muamele
uygulayacaktır.
ix. Bundan sonra halkı yurtlarından sürgün ve idamla
cezalandırmaktan vazgeçecektir.
x. Daha önce yaptığı gibi Musul’a maiyetinde çok sayıda silahlı
adam ile gitmemeyi taahhüt eder.
xi. Devlet-i Âliyye tarafından kendisine her ne teklif yapılırsa
kabul edecektir59.
Bedirhan Bey’in taahhüt senedi, Meclis-i Has’ın da gündemine
gelmiştir. Onun Musul konsolosuna verdiği taahhüt senedi içerisinde yer alan
“Bedirhan Bey bundan böyle adına hutbe okutmayacak ve imamet
hizmetinden vazgeçecek.” maddesi ile görünüşte devlete itaati arz ederken
aslında büyük bir ihanetin belgesi olarak yorumlanmıştır60.
Bedirhan Bey, Anadolu Ordusu Müşiri Esad Paşa’nın kendisine
yönelik askerî harekât için hazırlıklara başlaması üzerine muhtemel
karşılaşabileceği birtakım olumsuzluklara karşı alternatif çözüm arayışlarına
girişmiştir. Bedirhan Bey, muhtemel bir yenilgi hâlinde alternatif olarak
İran’a sığınmayı planlamakta idi. Bu amaçla güvenilir adamlarından Şeyh
Abdülhaluk’u kendisinin mühürlemiş olduğu iki parça kâğıtla Urumiye
Hâkimi Yahya Han’ın yanına gönderdi61. Şeyh Abdülhaluk’un buradaki görevi, Bedirhan’ın gerektiği takdirde İran’a ilticası için gerekli olan
altyapıyı hazırlamaktı62.
İran hükümeti, Osmanlı Devleti ile İran arasında 1847 yılı başlarında
Erzurum’da yapılan sınır antlaşmasının 4. maddesi ile iki taraf arasında firar
edenlerin yerlerine iadesi hükmü gereğince, Bedirhan Bey’in bu isteğine
olumlu cevap vermemiş ve İran’dan da umduğunu bulamamıştır63

8. BÂBIÂLİ’NİN BEDİRHAN BEY HAREKÂTINI
BAŞLATMASI

Bâbıâli, Bedirhan Bey sorunun çözülmesi için başından itibaren
uzlaşmacı bir politika izledi. Kendisi nezdinde daha önce yapılan
görüşmelerden bir sonuç alınamadı64. Bunda en büyük etken, onun kararsız
ve inatçı kişiliği idi65. Fakat her şeye rağmen hükûmet bir taraftan sorunu
barışçı yollarla çözme çabalarını sürdürürken diğer tarafından son seçenek
olarak da yapılacak askerî harekâtın hazırlıklarını sürdürmekteydi. Cizre’ye
hareket edecek olan ordunun ihtiyacı olan iaşe, cephane ve malzemenin
taşınması için bütün hazırlıklar yapıldı66.
Müşir Osman Paşa, Bedirhan Bey’e yönelik askerî harekâtı 1847
yılının Haziran ayının ilk günlerinde kuzey ve güneyden başlattı. Güneydeki
birlikler kendi içerisinde üçe ayrılıyordu. Bunlardan sağ kanadı Ömer Paşa,
sol kanadı Anadolu Ordusu Karargâh Komutanı Sabri Paşa, ortadaki
birlikleri ise Anadolu Ordusu Komutanı Müşir Osman Paşa komuta
ediyordu67.
Müşir Osman Paşa, Cizre’ye sınır olan Hasankeyf’e, Emin Paşa
komutasında yeteri kadar nizamiye askeri, başıbozuk asker ve top
göndermiştir. Birlikler belirtilen mevkiye vardığında Bedirhan Bey’in
Van’dan getirttiği ve Han Mahmud’un emrine verdiği atlı ve piyadeden
oluşan üç bin kadar silahlı isyancı ile karşılaştı. Bu isyancı birlikler, Emin
Paşa komutasındaki Anadolu Ordusu’na, doğrudan saldırmaya cesaret
edememiş ve askerî birliklere uzaktan ateş açmışlardır. Müşir Osman
Paşa’dan gerekli emir gelmediği için Emin Paşa bu isyancı birliklere karşı
saldırıya geçememiştir. Paşa’nın emniyet için başıbozuk askerleri ileri sürmesi üzerine iki taraf arasında kısa süreli bir muhabere olmuş, sonrasında
Han Mahmut ve yanındakiler yenilerek geri çekilmişlerdir68.
Cizre bölgesinde, Bedirhan Bey kuvvetleri tarafından Osmanlı
ordusuna, zaman zaman ani baskın ve saldırılar düzenlenmiştir. Bu
saldırılardan birisi de 13 Haziran Pazartesi gecesi Cizre’nin karşı tarafında,
Kasr-ı Geli Kalesi’nin sağ tarafında “Zeytinlik Boğazı” diye tabir edilen
bölgede olmuştur. Bedirhan Bey’in adamlarından Telli Bey, gece saat 04.00
sıralarında 4.000 kişiden oluşan kuvvetiyle Ferik Ömer Paşa’nın maiyetinde
bulunan nizamiye askerlerinin üzerine saldırmıştır. Paşa’nın karşılık vermesi
üzerine iki taraf arasında muharebe başlamış ve Anadolu Ordusu’nun yoğun
topçu ateşi sırasında Telli Bey’in ayağı kırılmıştır. Telli Bey, Osmanlı
toplarının bulunduğu bölgeye hücumunu sürdürmüşse de Arabistan Ordusu
alayının ikinci taburuna mensup bir binbaşı tarafından başına vurulan kılıç
darbesiyle öldürülmüştür. Onun ölümünden sonra Bedirhan Bey kuvvetleri
direnemeyip büyük kayıplar vererek kaçmışlardır. Bu saldırı sırasında
Anadolu Ordusu, biri yüzbaşı ile 28’i yerli asker olmak üzere toplam 29
asker kaybetmiştir69.
Bedirhan Bey, Anadolu Ordusu’na baskın yapmak isterken
kendisinin baskına uğraması üzerine sıkıntıya düşmüş ve yanındaki
kuvvetlerle birlikte dağlara çekilmiştir. Çekilirken de nehir üzerindeki
köprüyü tahrip ettirmiştir. Birkaç gün içerisinde köprü tamir ettirilmiş ve
Anadolu Ordusu Cizre’den hareket ederek onun bulunduğu dağ tarafına
doğru ilerlemiştir. Bedirhan Bey, 17 Cemazeyilahir 1263 (2 Haziran 1847)
Cumartesi gecesi dalkılıç olarak isimlendirilen iki bin kadar piyadesiyle
birlikte Anadolu Ordusu’na hiç beklemediği taraftan saldırıya geçmiştir. Bu
taarruz, ordugâha yarım saat mesafede ihtiyaten pusuya yatırılmış askerler
tarafından görülmüş; taarruza ateşle karşılık verilmiş ve bir saat süren
muharebeden sonra isyancılar geri püskürtülmüştür70.
Bedirhan Bey’in süvarisi yeterli olmakla birlikte tamamı derme
çatma ve zorla tutulan kuvvetlerden oluşuyordu. Onun için bunların bir kısmı
gizli teminat ile bir kısmı da kaçarak Anadolu Ordusu’na sığınmışlardır71.
Sığınanlar arasında onun yeğeni İbrahim Bey ile bazı önemli aşiret reisleri de vardır72.

Bedirhan Bey, kuvvetlerinin Anadolu Ordusu karşısında yenilgiye
uğraması üzerine önce Dergül’e çekilmiş,73 daha sonra burada da
tutunamayarak ailesi ve 4-5 yüz kişilik kuvveti ile birlikte Orak Kalesi’ne
çekilmiştir74.
Anadolu Ordusu, Bedirhan Bey’i takip ederek Dergül üzerinden
geçerek kale önünde toplandı75. Müşir Osman Paşa, 27 Haziran 1847 Cuma
günü kaleyi üç koldan kuşatma altına aldı. Zor durumda kalan Bedirhan Bey,
kuşatmanın üçüncü günü (30 Haziran 1847) Anadolu Ordusu’na gelerek
teslim oldu76. Onun teslim olması üzerine müttefiki Han Mahmut da 4
Temmuz 1847 tarihinde Tatvan’a gelerek Ferik Ahmet Paşa’ya teslim oldu77.
Anadolu Ordusu Komutanı Müşiri Osman Paşa, Sadaret’e
gönderdiği 29 Şaban 1263 ( 12 Ağustos 1847) tarihli yazıda, nasihati
dinlemeyen ve kuvvete başvuran Bedirhan Bey ve aile fertlerinin ele
geçirilerek Cizre ve çevresinde asayişin sağlandığını ifade etmiştir78.
Doğu harekâtı sonrası ele geçirilen Bedirhan Bey ve ailesi bölgeden
uzaklaştırılarak önce İstanbul’a getirilmiş79 burada kısa bir süre kalıktan
sonra Girit Adası’na sürgüne gönderilmiştir80.

9. TANZİMAT’IN DİYARBAKIR VE ÇEVRESİNDE
UYGULANMASI

Bedirhan Bey isyanın bastırılmasından sonra hükûmet, bölgede
huzurun ve güvenliğin sağlanması için çalışmalara başladı. Öncelikle
Bedirhan’ın ve bazı Kürt beylerinin karşı çıkmaları sebebiyle Doğu
bölgesinde bir türlü hayata geçirilemeyen Tanzimat’ın uygulamasına
başlandı81. Bu amaçla Van Sancağı’nda Tanzimat’ı uygulamakla
görevlendirilen Mustafa Paşa, bu sancağa kaymakamı oldu82. Meclis-i Âzâ
oluşturuldu ve yeni vergi sistemine geçildi83. Fakat Tanzimat’ın getirdiği
yeni vergi sistemi hemen uygulamaya geçirilemedi. Çünkü Kürt beylerinin
bölgede yaptıkları zulüm sebebiyle reaya, fakir ve perişan duruma düşmüştü. Onun için 1847 yılına ait halktan alınacak olan memleket vergisinin
alınmaması kararlaştırılmıştır84.
Cizre’de Tanzimat’ın uygulanması sırasında birtakım sıkıntılar
yaşanmıştır. Cizre Kaymakamlığı’na getirilen Mustafa Paşa, bölgenin
mukataalarını85 yerli Kürt beyleriyle birlikte iltizam86 ederek kanun dışı
hareket etmiş ve mültezimler87 halktan öşürün yarısını vergi olarak
almışlardır. Musul’da reayadan 50 kuruş vergi alınırken Cizre’de 85 kuruş
vergi alınmıştır88. Kanun dışı uygulamalarından dolayı Mustafa Paşa, 1849
yılında görevden alınmıştır89. Musul Eyaleti de Tanzimat-ı Hayriye’nin
uygulama kapsamına alınmış ve eyalet valiliğine Vecihi Paşa getirilmiştir90.
Tanzimat’ın Doğu bölgesindeki uygulaması kapsamında, idarî
alanda birtakım yeni düzenlemelere gidilmiştir. Bölgede yeni bir idarî
teşkilatlanmaya gidilmesinin başlıca sebepleri, asker toplanması gereği,
bölgede asayişin korunması ve vergi tahsilinde karşılaşılan zorluklardır91. Bu
amaçla, 13 Aralık 1847 tarihinde Diyarbakır Eyaleti ile Van, Muş, Hakkâri
Sancakları ve Cizre, Bohtan, Mardin kazaları birleştirilerek Kürdistan adında
yeni büyük bir eyalet kurulmuştur92. Eyalet valiliğine ise, Esad Paşa tayin
edilmiştir. Yeni düzenlemeyle Anadolu Ordusu’nun merkezî olarak kabul
edilen Ahlat kasabası, Kürdistan Eyaleti’nin de merkezi olmuştur93.
Kürdistan bölgesinde, yapılan yeni idarî düzenlemelerle birlikte
bölgede birtakım atamalar da yapılmıştır. Van Kaymakamlığı’na Mehmet
Reşid Paşa, Diyarbakır Kaymakamlığı’na Süleyman Paşa, Cizre, Bohtan ve
Mardin kazaları birleştirilerek kaymakamlığına önceki Van Kaymakamı olan
Mustafa Paşa getirilmiş; Erzurum Defterdarı Tevfik Efendi de, Kürdistan
Eyaleti defterdarlığına tayin edilmiştir.

Kürdistan Eyaleti’nin genişliği nedeniyle şer’i işlerin
yürütülebilmesi için Şeyhülislamlık tarafından uygun birinin Kürdistan
mollası olarak tayin edilmesi kararlaştırılmıştır94.
Van Gölü’nün kuzey kıyısındaki Ahlat şehri, yaklaşık dört yıl
boyunca Kürdistan Eyaleti’ne merkezlik etmiş; Temmuz 1851 tarihinde
Diyarbakır Kaymakamlığı kaldırılarak bu eyaletin merkezi Diyarbakır’a
taşınmıştır95. Çok geniş bir alanı kapsayacak bir şekilde oluşturulan bu
eyalette kısa bir süre sonra önemli değişikliklere gidilmiştir. Örneğin;
Hakkâri Sancağı, Aralık 1849’da eyalet hâline getirilmiştir96. 1849 yılında
Hakkâri, Van, Mardin ve Cizre birleştirilerek Hakkâri Eyaleti teşkil edilmiş
ve bir süre sonra bu eyaletin adı Van Eyaleti olarak değiştirilmiştir. 1852
yılında ise, kaza olarak Kürdistan Eyaleti’ne bağlanmıştır97. 1856 yılında
idarî bir birim olarak Kürdistan Eyaleti, Diyarbakır, Mardin ve Siirt
sancaklarını içerisine almaktaydı98. 1867 yılında yapılan yeni bir
düzenlemeyle Diyarbakır ve Mamüratülaziz Eyaletleri, Diyarbakır vilayeti
çatısı altında birleştirilmişlerdir99.
Tanzimat’ın Doğu bölgesinde uygulanmasında karşılaşılan birtakım
güçlüklerden dolayı bölgede yeni idarî teşkilatlanmalara gidilmiştir. Fakat
alınan bütün tedbirlere rağmen bölgede hükûmet otoritesi uzun yıllar
sağlanamamış ve Tanzimat buralarda fiilen uygulanma alanına
konulamamıştır100.

SONUÇ

1839 yılında ilân edilen Tanzimat Fermanı ile Osmanlı Devleti
klâsik idarî yapısını değiştirerek merkezi yapıyı güçlendiren reformlara
başlamıştır. Burada ki amaç taşrada ki mülki yöneticilerin yetkilerini
azaltarak onların merkeze daha fazla bağlanmasını sağlayarak, merkezin
otoritesini güçlendirmekti.
Tanzimat’tan önce bölgede mütesellimlik yapan ve yüzyıllar boyu
bölgeyi yönetmiş bulunan bir aileden gelen Bedirhan Bey, Redif askerî
teşkilatının kurulması ile birlikte Redîf Miralayı olmuştu. Cizre-Bohtan
Emiri olarak uzun süre devlete sadık kalmış ve devlete önemli hizmetler yapmıştır. İzlediği devlet yanlısı politikalar nedeniyle bölgede nüfuzunu ve
siyasi etkinliğini artırmıştır. Fakat Tanzimat’ın Diyarbakır ve çevresinde
uygulanması ile birlikte eski gücünü ve konumunu kaybetmekten korkan
Bedirhan Bey, bölgenin önde gelen bazı Kürt beylerini ve aşiret liderlerini de
yanına alarak birlikte bölgede hükûmete karşı büyük bir isyan hareketine
girişti. Onun bu isyanı, o dönemde, İmparatorluğun hem içinde hem dışında
büyük yankılar uyandırmış ve 1843-1848 yılları arasında devleti uzun bir
süre meşgul etmiştir.
Bedirhan Bey ve isyanını, tarihteki diğer feodal isyanlardan farklı
kılan taraf, onun bölgede elde ettiği güç ve nüfuz dikkate alınarak içerideki
ve dışarıdaki bir kısım bölücü çevreler tarafından bu isyana farklı bir mahiyet
yüklenmesidir. Bu çevreler, olayla ilgili olarak kendisinin Osmanlı
Devleti’nden ayrılarak bağımsız bir Kürt devleti kurmak gayesiyle harekete
geçtiğini ifade ederek bu isyan hareketine milliyetçi bir görünüm
kazandırmak istemişlerdir. Oysa arşiv kayıtları ve misyoner raporları
incelendiğinde çıkan sonuç, isyan hareketinin milliyetçilik düşüncesinden
değil de onun bölgedeki otoritesini zayıflatmayı amaçlayan Bâbıâli’nin
uyguladığı yeni idarî yapılanmadan kaynaklandığıdır.
Neticede Bedirhan Bey, kendisinin Osmanlı yönetiminin bir parçası
olduğunu gösteren ve bir Osmanlı unvanı olan “mütesellim”lik unvanını da
taşıyordu. Bazı ideolojik yazarlar, Bedirhan Bey’in elde ettiği gücü ve
nüfuzu dikkate alarak Cizre Emirliği’ni farklı bir siyasî statü ile tanımlamaya
çalışmışlardır. Oysa feodal bir ayân olan Bedirhan Bey’in konumu Osmanlı
Devleti nezdinde yine bir ayân olan Yanyalı Tepedenli Ali Paşa’nın ve
Yozgat’taki Çapanoğlu’nun konumundan idarî olarak farklı değildi.

KONU DİPNOTLARI:

1 Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C. 5, 7. Baskı, TTK Yay., Ankara 1995, s. 169.
2 İlber Ortaylı, Türkiye Teşkilât ve İdare Tarihi, Cedit Yay., Ankara 2007, s. 495; Kâzım Yetiş,
“ Tanzimat Karşısındaki Tavırların Tasnifi Konusunda Bir Deneme”, Tanzimat’ın 150. Yıldönümü
Uluslararası Sempozyumu, TTK Yay., Ankara 1989, s. 108-109.
3 İlber Ortaylı, Tanzimat Devrinde Osmanlı Mahalli İdareleri (1840-1880), TTK Yay., Ankara
2000, s. 16-17.

4 Musa Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapıları, TTK
Yay., Ankara 1991, s. 190.
5 Musa Çadırcı, Tanzimat Sürecinde Türkiye Ülke Yönetimi, Drl. Tülay Ercoşkun, İmge Kitabevi
Yay., Ankara 2007, s. 193-194; BOA, İ.MSM, 48/1225, Lef: 17.
6 BOA, İ.MSM, 48/1229, Lef: 17.
7 BOA, İ.MSM, 48/1229, Lef: 17; Henry J. Barkey and Graham E. Fuller, Turkey’s Kurdish
Question, Tarik Vakfı Yay., İstanbul 1998, s. 7.

8 Kürdistan terimi, günümüzde Kürt adı verilen toplulukların yaşadıkları ülke anlamında olup çok
geniş bir coğrafyayı içine almaktadır. Bugün için, Kürdistan olarak sınırları çizilebilecek böyle bir
coğrafî bölgeyle ilgili hiçbir ilmî veri bulunmamaktadır. Bu sebeple Minorsky bile, İslâm
Ansiklopedisi’ne Kürdistan maddesini yazamamıştır. Ortaçağ Arap coğrafyacıları, genellikle,
Zağros Dağları ve güneyini ifade etmek için bu terimi kullanmışlardır. Günümüz Türkiye
topraklarında kesin olarak böyle bir coğrafyaya işaret yoktur. Arap coğrafyacıları ifadesi ise,
siyasî bir anlam taşımamaktadır. Bu terimi, bölgenin dağlık kesimini ifade etmek için
kullanmışlardır. Bunun çeşitli coğrafî bölgelerde benzerleri görülmektedir: Armenia, Albenia
(hem Kafkasya’da hem Arnavutluk’ta) gibi. Abdülhaluk Çay, “Doğu ve Güneydoğu Anadolu
Türkmen Aşiretlerinin Kültürel Yapısı”, Türk Milli Bütünlüğü İçinde Doğu ve Güneydoğu
Anadolu Sempozyumu Bildirileri, Kayseri 1990, s. 160.
9 Martin Van Bruinessen, “Aşiretler ve Devlet”, Ağa, Şeyh, Devlet, İletişim Yay., İstanbul 2006, s.
130; Sinan Hakan, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri (1817-1867), Doz
Yayıncılık, İstanbul 2007, s. 114.
10 Sinan Hakan, Müküs Kürt Mirleri Tarihi ve Han Mahmud, Peri Yay., İstabul 2002, s. 67-68.
11 Lütfi (Ahmed Ramiz), 20. Yüzyılın Başlarında Kürt Milliyetçi Söylemine Bir Örnek: Emir
Bedirhan, bgst Yay., İstanbul 2007, s. 12.
12 Celile Celil, “Bedirhan Bey Ayaklanması”, Dar Üçgende Üç İsyan, Hzl. Faik Bulut, 2. Baskı,
Evrensel Yayın, İstanbul 2005, s. 247-248.

13 BOA, İ.MSM, 49/1238, Lef: 4.
14 David McDowall, Modern Kürt Tarihi, Çev: Neşenur Domaniç, Doruk Yay., İstanbul 2004, s. 79.
15 Chris Kutschera, Kürt Ulusal Hareketi, Çev: Fikret Başkaya, Avesta Yay., İstanbul 2001, s. 54.
16 Malmisanij, Cizira Botanlı Bedirhaniler, 2. Baskı, Avesta Yay., İstanbul 2000, s. 54.
17 Karal, a.g.e., C.V, s. 178.

18 BOA, İ.MSM, 48/1230, Lef: 1.
19 BOA, İ.MSM, 48/1230, Lef: 4-6; Hatip Yıldız, Bedirhan Bey Vak’ası (1842-1848), Basılmamış
Yüksek Lisans Tezi, Erzurum Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum 2000, s.
35-36.

20 Biâl Eryılmaz, Tanzimat ve Yönetimde Modernleşme, İşaret Yay., İstanbul 1991, s. 192.
21 BOA, AD, nr. 609, s. 42; Mustafa Sarıbıyık, “Tanzimat’ın Diyarbakır ve Yöresinde Uygulanması
ve Önündeki Engeller”, II. Uluslararası Osmanlı’dan Cumhuriyete Diyarbakır Sempozyumu,
Diyarbakır 2006, s. 255.
22 Musa Çadırcı, “Tanzimat’ın Uygulanması ve Karşılaşılan Güçlükler”, Tanzimat Değişim
Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu, 2. Baskı, Phonix Yay., Ankara 2006, s.154.

23 Musa Çadırcı, Tanzimat Sürecinde Ülke Yönetimi, s. 194-195.
24 Safiye Dündar, Kürtler ve Azınlık Tartışmaları Tarih, Kimlik, İsyanlar, Sosyo-Kültürel Yapı ve
Terör, Doğan Egmont Yayıncılık, İstanbul 2009, s. 67.
25 BOA, İ.MSM, 48/1225, Lef: 6.
26 BOA, İ.MSM, 48/1225, Lef: 18; Nazmi Sevgen, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Türk Beylikleri
Osmanlı Belgeleri ile Kürt Türkleri Tarihi, TKAE Yay., Ankara 1982, s. 66.
27 BOA, İ.MSM, 48/1225, Lef: 11.
28 BOA, İ.MSM, 48/1225, Lef: 15; BOA, İ.MSM, 48/1225, Lef: 43.
29 BOA, İ.MSM, 48/1225, Lef: 43; BOA, İ.MSM, 48/1225, Lef: 31.

30 Sevgen, a.g.e,, s. 69-70.

31 BOA, İ.MSM, 48/1225, Lef: 32; BOA, İ.MSM, 48/1225, Lef: 4; Sinan Hakan, Osmanlı Arşiv
Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri (1817-1867), s. 134.
32 BOA, İ.MSM, 48/1227, Lef: 2.
33 BOA, İ.MSM, 48/1225, Lef: 13.
34 BOA, İ.MSM, 48/1227, Lef: 5.

35 Mehmet Ali Ünal, Osmanlı Devri Üzerine Makaleler Araştırmalar, Kardelen Kitabevi, Isparta
1999, s. 183.
36 Burhan Kocadağ, Doğu’da Aşiretler, Kürtler, Aleviler, Ant Yay., İstanbul 1992, s. 146.
37 Sinan Hakan, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri (1817-1867), s. 170-171.
38 BOA, İ.MSM, 49/1235, Lef: 6.
39 BOA, A.MKT.MHM, 2/13.

40 BOA, İ.MSM, 49/1235.
41 BOA, İ.MSM, 48/1235.
42 BOA, İ.MSM, 48/1228, Lef:7; BOA, AD, nr. 609, s. 12.
43 BOA, İ.MSM, 49/1254.
44 Sevgen, a.g.e.,, s. 79.
45 BOA, İ.MSM, 49/1252, Lef: 3; BOA, İ.MSM, 50/1267.
46 BOA, AD, nr. 609, s. 48-52.

47 BOA, A.MKT.MHM, 2/103, Lef: 3.
48 Sinan Hakan, Osmanlı Arşiv Belgelerde Kürtler ve Kürt Direnişleri (1817-1867), s. 193.
49 BOA, İ.MSM, 50/1266, Lef: 2.
50 Sinan Hakan, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri (1817-1867), s. 221.
51 BOA, AD, nr. 609, s. 11; Nazmi Sevgen, “Kürtler”, BTTD, S. 12, Eylül 1968, s. 48.
52 BOA, İ.MSM, 49/1237, BOA, İ.MSM, 49/1254, Lef: 2; Sinan Hakan, Osmanlı Arşiv Belgelerde
Kürtler ve Kürt Direnişleri (1817-1867), s. 195-196.

53 BOA, İ.MSM, 49/1254, Lef: 1.
54 Sevgen, “a.g.m.”, S. 12, s. 49; BOA, İ.MSM, 48/1248.
55 Mehmet Özçelik-Hasan Babacan, “Bedir Han İsyanı Üzerine Bir Destan”, Süleyman Demirel
Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, S. 2, 1996, s. 162.
56 Sinan Hakan, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri (1817-1867), s. 196-197.
57 Sevgen, a.g.e., s. 84.

58 BOA, İ.MSM, 50/1258, Lef: 4.
59 BOA, İ.MSM, 50/1258, Lef: 1.
60 BOA, İ.MSM, 50/1258, Lef: 4.
61 BOA, HR.MKT, Lef: 2.

62 Sinan Hakan, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri (1817-1867), s. 218-219.
63 BOA, HR.MKT, Lef: 5; Lütfî (Ahmed Ramiz), a.g.e., s. 16.
64 BOA, AD, nr. 609, s. 32, 47.
65 BOA, İ.MSM, 50/1272, Lef: 2.
66 BOA, İ.DH, 147/7620, Lef:1.
67 V. Minorsky vd., Kürtler ve Kürdistan, 2. Baskı, Doz Yay., s. 100; Celile Celil, XIX. Yüzyıl
Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler, Çev: Mehmet Demir, Özge Yay. Ankara 1992 s. 147.

68 BOA, İ.MSM, 50/1272, Lef: 2.
69 BOA, İ.MSM, 50/1274, Lef: 2.
70 BOA, İ.MSM, 50/1272, Lef: 2.
71 Sevgen, a.g.e., s. 101.
72 BOA, AD, nr. 609, s. 23.

73 BOA, İ.MSM, 50/1281, Lef: 5.
74 BOA, AD, nr. 609, s. 23.
75 BOA, İ.MSM, 50/1281, Lef: 5.
76 BOA, AD, nr. 609, s. 31; BOA, A.MKT.MHM, 2/70; Wadie Jwadieh, Kürt Milliyetçiliğin Tarihi
Kökenleri ve Gelişimi, Çev: İsmail Çek ve Alper Duman, 4. Baskı, İletişim Yay., İstanbul 2007, s.
151.
77 BOA, İ.MSM, 50/1281, Lef: 7; BOA, AD, nr. 609, s. 33.
78 BOA, A.DVN.MHM, 4/A/68.
79 BOA, AD, nr. 609, s. 37-38.
80 BOA, İ.MSM, 51/1297.
81 BOA, İ.MSM, 50/1235, Lef: 12; BOA, İ.DH, 239/11907.
82 BOA, İ.MSM, 50/1284, Lef: 7-10; BOA, İ.MSM, 50/1281, Lef: 5.
83 BOA, İ.MSM, 50/1283.

84 BOA, İ.MSM, 50/1278, Lef: 7.
85 Hazineye ait herhangi bir gelirin, muayyen bir bedel ile iltizama verilmesi kullanılan bir tabirdir.
86 XVII. yüzyıldan itibaren devlete gelir getiren kaynaklar, yavaş yavaş muayyen bir bedel
karşılığında şahıslara verilmeye başlandı. Bu usulün adı, iltizamdır.
87 Vergi gelirini devlete peşin olarak ödeyip daha sonra hükûmet kuvvetine dayanarak bunu halktan
tahsil eden kimselere mültezim adı verilir.
88 BOA, İ.MVL, 134/3493, Lef: 1.
89 BOA, İ.MVL, 131/3493, Lef: 2.
90 BOA, A.AMD, 6/9.
91 İbrahim Yılmazçelik, “XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır (1790-1840)”, TTK Yay.., Ankara
1995, s. 141.
92 BOA, İ.MSM, 51/1310, Lef: 5; BOA, A.AMD, 6/9; Musa Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu
Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik ve Sosyal Yapıları, s. 195.
93 BOA, İ.MSM, 51/1310, Lef: 5.

94 BOA, İ.MSM, 51/1310.
95 BOA, A.MKT.UM, 66/46; Sinan Hakan, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri
(1817-1867), s. 257.
96 Ahmed Lütfi Efendi, a.g.e. C. 8, s. 1269.
97 Salname-i Devlet-i Ali Osman 1266, s. 65.
98 İbrahim Yılmazçelik, “Diyarbakır Eyaletinin Yeniden Teşkilatlandırılması”, Osmanlı, C.VI, Yeni
Türkiye Yay.., Ankara 1999, s. 223.
99 BOA, A.MKT.MHM, 387/B-5; Karal , a.g.e., C. III, s. 152-158.
100 Yılmazçelik, “a.g.m.”, C. VI, s. 235

 

KAYNAKÇA:

1. Arşiv Kaynakları
BOA, Diyarbakır Ayniyat Defteri, nr. 609
Bâb-ı Asâfî Mühimme Kalemi Belgeleri (BOA, A.DVN.MHM)
Bâb-ı Asâfî Sadaret Mektûbî Mühimme Kalemi (BOA, A.MKT.MHM)
Sadaret Âmedî Kalemi Belgeleri (BOA, A.AMD)
Sadaret Mektubî Kalemi Umum Vilayet Tahriratı (BOA, A.MKT.UM )
İrade-i Dâhiliye (BOA, İ.DH)
İrade Meclis-i Vala (BOA, İ.MVL)

İrade-i Mesail-i Mühimme (BOA, İ.MSM)
Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi (BOA, HR.MKT)
Şura-yı Devlet (BOA, ŞD)
2. Diğer Kaynaklar
Barkey, Henry J. and Graham E. Fuller, Turkey’s Kurdish Question, Tarih
Vakfı Yay., İstanbul, 1998.
Bruinessen, Martin Van, “Aşiretler ve Devlet”, Ağa, Şeyh, Devlet, İletişim
Yay., İstanbul, 2006.
Celil, Celile, “Bedirhan Bey Ayaklanması”, Dar Üçgende Üç İsyan, Hzl.
Faik Bulut, 2. Baskı, Evrensel Yayın, İstanbul, 2005.
Celil, Celile, XIX. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler, Çev: Mehmet
Demir, Özge Yay., Ankara, 1992.
Çadırcı, Musa, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve
Ekonomik Yapıları, TTK Yay., Ankara, 1991.
Çadırcı, Musa, Tanzimat Sürecinde Türkiye Ülke Yönetimi, Drl. Tülay
Ercoşkun, İmge Kitabevi Yay., Ankara, 2007.
Çadırcı, Musa, “Tanzimat’ın Uygulanması ve Karşılaşılan Güçlükler”,
Tanzimat Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu, 2. Baskı,
Phonix Yay., Ankara, 2006, ss.151-158.
Çay, Abdülhaluk, “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Türkmen Aşiretlerinin
Kültürel Yapısı”, Türk Milli Bütünlüğü İçinde Doğu ve Güneydoğu
Anadolu Sempozyumu Bildirileri, Kayseri 1990, ss. 151-180.
Dündar, Safiye, Kürtler ve Azınlık Tartışmaları Tarih, Kimlik, İsyanlar,
Sosyo-Kültürel Yapı ve Terör, Doğan Egmont Yayıncılık, İstanbul,
2009.
Eryılmaz, Bilâl, Tanzimat ve Yönetimde Modernleşme, İşaret Yay., İstanbul,
1991.
Fletcher, James Philips, Notes From Nineveh And Travels İn Mesopotamia
Assyria and Syria, London, 1850.
Hakan, Sinan, Müküs Kürt Mirleri Tarihi ve Han Mahmud, Peri Yay.,
İstanbul, 2002.
Hakan, Sinan, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri (1817-
1867), Doz Yayıncılık, İstanbul, 2007.

Jwadieh,Wadie, Kürt Milliyetçiliğin Tarihi Kökenleri ve Gelişimi, Çev:
İsmail Çek ve Alper Duman, 4. Baskı, İletişim Yay., İstanbul, 2007.
Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, C. 5, 7. Baskı, TTK Yay., Ankara, 1995.
Kutschera, Chris, Kürt Ulusal Hareketi, Çev: Fikret Başkaya, Avesta Yay.,
İstanbul, 2001.
Layard, Austen Henry, Ninova Kalıntıları, Çev: Zafer Avşar, Avesta Yay.,
İstanbul, 2000.
Lütfi (Ahmed Ramiz), 20. Yüzyılın Başlarında Kürt Milliyetçi Söylemine Bir
Örnek: Emir Bedirhan, bgst Yay., İstanbul, 2007.
Malmisanij, Cizira Botanlı Bedirhaniler, 2. Baskı, Avesta Yay., İstanbul,
2000.
McDowal, David, Modern Kürt Tarihi, Çev: Neşenur Domaniç, Doruk Yay.,
İstanbul, 2004.
Ortaylı, İlber, Tanzimat Devrinde Osmanlı Mahalli İdareleri (1840-1880),
TTK Yay., Ankara, 2000.
Ortaylı, İlber, Türkiye Teşkilât ve İdare Tarihi, Cedit Yay., Ankara, 2007.
Özçelik, Mehmet ve Hasan Babacan, “Bedir Han İsyanı Üzerine Bir Destan”,
Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal
Bilimler Dergisi, S. 2, 1996, ss. 159-172.
Sarıbıyık, Mustafa, “Tanzimat’ın Diyarbakır ve Yöresinde Uygulanması ve
Önündeki Engeller”, II. Uluslararası Osmanlı’dan Cumhuriyet’e
Diyarbakır Sempozyumu (13-17 Kasım 2006), C. I, Ankara, 2008,
ss. 255-260.
Sevgen, Nazmi, “Kürtler”, BTTD, S. 11, Ağustos 1968, ss. 49-59.
Sevgen, Nazmi, “Kürtler”, BTTD, S. 12, Eylül 1968, ss. 42-51.
Sevgen, Nazmi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Türk Beylikleri Osmanlı
Belgeleri ile Kürt Türkleri Tarihi, TKAE Yay., Ankara, 1982.
Brill, The Modern Assyrians of the Middle East Encounters With Vestern
Christian Missions, Archaeologists & Colonial Powers Princeton
University Pres, Boston, 1961.
Ünal, Mehmet Ali, Osmanlı Devri Üzerine Makaleler Araştırmalar,
Kardelen Kitabevi, Isparta, 1999.

Yetiş, Kâzım, “Tanzimat Karşısındaki Tavırların Tasnifi Konusunda Bir
Deneme”, Tanzimat’ın 150. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu,
Ankara, 1989, ss. 107-134.
Yıldız, Hatip, Bedirhan Bey Vak’ası (1842-1848), Basılmamış Yüksek
Lisans Tezi, Erzurum Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Erzurum, 2000.
Yılmazçelik, İbrahim, “Diyarbakır Eyaletinin Yeniden Teşkilatlandırılması”,
Osmanlı, C.VI, Yeni Türkiye Yay., Ankara, 1999, ss. 221-237.
Yılmazçelik, İbrahim, XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır (1790-1840),
TTK Yay., Ankara, 1995.

Lê Binêre

SİVAS KAMPI

KÜÇÜK YASSIADA: SİVAS KAMPI

”Sivas Kampı’na gönderilen her farklı etnik grup ve düşünceden doldurulan insanlara “Zorunlu misafir” oldukları ifade …

error: LÜTFEN OKUYUN KOPYALAMAYIN - JI KEREMA XWE BIXWÎNIN KOPÎ NEKIN !